Kafaya Takmak ya da Takmamak İşte Bütün Mesele Bu!

Şu an bulunduğumuz noktaya pek çok şey yaşayarak geldik. Her şey yavaş yavaş oluştu içinde. Mesela; içinde doğduğumuz aile, anne babamızın bize yaklaşımları, bize verdikleri ya da vermedikleri sevgi, insanlarla kurduğumuz güven ilişkisi , içinde yaşadığın toplumun bize yaklaşımı, hayatımızın zor zamanlarında bize nasıl yaklaşıldığı, yaşadığımız travmatik deneyimler ve tüm bunlara karşı geliştirdiğimiz savunma mekanizması ve daha pek çok şey. Bütün bunların hepsi bizim şuan yaşadıklarını ve hissettiklerimizi belirliyor. Yaşadığımız bir çok sorunda yapmamanız gereken ilk şey, cebimizdeki yük olan çakıl taşlarını fark etmek ve bunları bir kenara toplamak. İkinci şey ise; şu anda bizi olumsuz etkileyen fazlalıklardan tam anlamıyla kurtulmak. Ve işte tüm bunlardan sonra kendi benliğimize kavuşacak ve ruhsal dengemizin kapılarını aralayacağız. Bunun yanında, Yaşadığımız olayların tek başına bir anlamı olmadığını da unutmamak lazım. Onlara anlam yüklen bizlerizdir. Bu anlam yüklemelerimizin neticesinde ortaya tabii ki ilk olarak şuan ki yaşadığımız durum, bulunduğumuz ortam, hayattan beklentilerimiz ve duygularımız çıkar. Bazen kendimizi sevilmeyen biri, yetersiz, kimi zaman güçsüz başarısız, yalnız hissedebiliriz. İşte buna benzer küçük yada büyük birçok şeyi kafaya takıyor olabiliriz. Bir konuyu kafaya taktığın zaman, o minicik düşünce ilk başta  çok küçükmüş gibi görünse de ruhsal değişimlerin, yüklediğimiz anlamlar ile kocaman bir dağa dönüşebilir. Hayattan aldığımız tadı bozabilir, uykularını kaçırabilir, hayatın bize iyi gelen taraflarını bu süreçte kaybedebiliriz. Ve maalesef ki, bir insan bir şeyi kafaya takma potansiyeline sahip ise, diğer olacaklara engel olamayacaktır. Çevremizde şimdiye dek karşımıza çıkan durumlara göre; insanlar en başta diğer insanların kendileri hakkında düşüncelerini ve davranışlarını, kendileriyle olan eksiklikleri ya da muhtemel olmayan düşünceleri takıyorlar. Unutmayalım ki, zihnimizden bir gün içerisinde hayal edemeyeceğimiz kadar düşünce geçer. Bu düşüncelerin çok büyük bir kısmı çöptür. Ancak biz ayrım yapamadığın zaman zihninden geçen her düşünceyi ciddiye alırız. İşte bu noktada ne kadar düşülürse düşüncelerin içine ruh o kadar yorulacak ve düşüncelerin içine daha gömülecektir insan. Daha da düşünce çukuruna girmek, ruhu daha da yormak gerekli gereksiz kafaya takılan her düşünceyi bir döngü haline getirecek ve insanı olması gereken asıl hayat yolundan uzaklaştıracaktır. Özet olarak; yaşamımızı yöneten şey aslında ruh ve düşünce biçimimizdir. Bunlar bizi başarıdan başarıya ya da tam başarısızlığa götürebilir; size sevgi ve mutluluk ya da yalnızlık ve sefil bir yaşam verebilir. Yapılması gereken sorunlar içinde asıl benliğimizi bulmak, çöp olan çoğu düşüncelerimizin hayatımıza yön vermesini engellemektir. Hayatın yaşanmaya, deneyimlenmeye değer olduğunu ve kısa olduğunu unutmamak gerekir.

okur

Yazar: Melisa-Toga

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum