Judy

Judy

Farklı olanı dışlamak, anlayamamak, değiştirmeye çalışmak.

Bizden, sizden biri olamamak. Farklılığı anlayamayınca bir sıfat belirlemek.

Onun gibi olmaya çalışmak, olamamak. Etrafına yaydığı ışığı çözememek, kıskanmak, dışlamak, yaralayıp berelemek. Çünkü onun gibi olamamak. Farkedilen ışık, yetenek, neşe ve özgürlüğün baskılanması. Baskılarla yormaya, bezdirmeye çalışmak. İnsan kaç kişiyi kıskanabilir? Kıskandığı şey ne olabilir? Güzellik, başarı, para, yetenek. Hangisi? Belki hepsi ama bunların arasında bir “farklı” olduğu bilgisi yoksa,  öyleyse o özenmek midir?

Güneş balçıkla sıvanmıyor maalesef. Çamur sürdükçe güneş daha çok parlamaya neden oluyor. O zaman bıraklım da, “farklı” diye düşündüğümüz herşey ve herkes parlamaya devam etsin. Hatta bunu kendimize, önümüze bir ışık olarak alalım. Kimbilir? Belki hayatımıza neşe katar.
Judy,

47 yıllık bir ömrün amansız savaşı. Kendini olduğu gibi kabul etmiş ama çoğu zaman “elalem”e kendini kabul ettirmeye çabalamış. Yeteneğini baskılar ve çocuk yaşta aldığı uyku ilaçları sayesinde kaybetmiş, çoğumuzun çocukluğumuzun, Oz büyücüsünün kızıl saçlı kahramanı, Judy Garland.
Demek ki insanların değerli olduğunu öldüklerinde anlayan canlılarız. Ne kadar duyarlı olduğumuzu ölüm gelince ya da yaklaşınca ortaya koymaya çalışıyoruz. Türlü çeşit can yakmaları unutup,  bir insanın ölümüne sebep olunca merhametli oluveriyoruz. Toplum baskısı!
Canını hiç yakmamış birinin canını yakmak ne kadar da acı değil mi? Ne kadar da kolay. İnsanlar olarak iyiyi savunup, kötülük yapıp sonra da zeytinyağ gibi yüzeylerde süzülmeyi en iyi bilen varlıklarız. Çünkü kendimizce nedenlerimiz var. Karşıdaki “farklı” ama o bize göre aslında, ukala, mal, terbiyesiz, paragöz, saygısız…Ve tabii arayışta!
İnsanlar olarak ne kadar da güzel sıfatlarımız var birbirimize belirlediğimiz.
Evet evet “ farklıyız “… Çocuklardan, özgür ruhlu insanlardan, neşe dolu gülüşlerden, hayatın tek bir an olduğunu onun da şu an olduğunu kabul edenlerden, bağırarak konuşanlardan, herkesi sevebilen kalplerden ama canını acıtmayanın, canını acıtmayanlardan farklıyız.
Başka hayatları, farklı olanları kabullenmek için ölümü beklememek gerek.

Daha “ farklı “ olabilmemiz dileklerimle.

yazar

Yazar: Didem Yuce

“Söz Uçar Yazı Kalır”

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.