in ,

İyi ki…

Yorgunum. Artık uyumadan uyumak istiyorum. Unuttum her şeyi. Hatırlıyorum bir yandan. Organizmanın en gelişmiş olanıyım ben. En vahşi, en uysal yanlarını kullanabilen. Avucumun içini bile yalayabiliyorum. Bunu beceremeyen organizmalar için üzülür hâle gelmişim. Hüzünlerim bile şeklini değiştirmiş. Gülüyorum. Sessiz bir kahkahayım ben. Ya sen? Sessizliğimi bozabilecek kadar sessiz misin gerçekten? Çomaklama beni. Güzelim, canım, bebeğim… Ya sen? Benim seni sevdiğim kadar; sen de seni seviyor musun gerçekten… Kıralım mı bizi yansıtan ne varsa? Gözümü oyman lâzım. Öyle uzaksın ki! 

Benim beni sevdiğim kadar, sen de seni seviyor olabilir misin?

Orta sahadan pas verince gol olur mu? Maçları hiç sevmem. Zaten anlamam da … En son “gol” dediklerinde bir telefon kulübesinin önünde çocukluk sevgilimi bekliyordum. Beş dakika bile olsa yüzünü görebilmek, sesini duyabilmek için. Daha ondokuz yaşındaydım. Aşk nedir biliyordum. Bedensiz. Sadece kalbimle. Cüzdanımda sarı kazaklı bir fotoğrafı vardı. 

Hayat; Olanlar değil, daha olmamış olanların ihtimalidir bazen.

Olmuşla ölen arasındaki ince çizgiyiz biz. Hem zihnen hem bedenen. Aşkın üzerine kusmayı hedefleyen birine aşk ne lâzım, akıl lâzım. Doğasını inkâr edene ne lâzım, aşk lâzım. Kuğu musun sen? 

Öperim güzel g’lerinden bazen y’lerinden. Ben de seni herkes gibi güzel, herkes gibi farklı, herkes gibi çok sevdim. Sen benim en güzel hassasiyetimsin. Ya hiç olmasaydı? Çok güzeldin sen; sana sırtını dönene kadar. Bunun benimle ne ilgisi var? Sırt sensin, omuz sensin, o yürek sensin. Ben de benim. Hepsi bu! Her şey benim, her şey sensin, her şey herkes. 
İyi ki tanıdım seni, beni, bizi, hepimizi, herkesi…

yazar

Yazar: Didem Yuce

“Söz Uçar Yazı Kalır”

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.