İslamcılık Araplaşma ideolojisi mi?

Türkiye’de İslamcılar Cumhuriyet düşmanlığı Atatürk düşmanlığından başka bir şey üretemediler. Yayınladıkları tüm eserler tercümedir.

Türkiye de İslamcılık ideolojisinin bir Araplaşma ideolojisi olduğuna dair  bir çok kanıt vardır. 1922’de, Mustafa Sabri Efendi ailesini alarak İngilizlerin temin ettiği bir yük gemisiyle Mısır’a gitti. Bir ara tekrar Yunanistan’a sığındı. Devşirme kökenli olduğu için Yunanistan gibi yerleri kendi vatanı görüyordu. Burada oğlu İbrahim ile birlikte ‘Yarın’ ve ‘Peyamı-ı İslam’ gazetelerini çıkardı. İtalyan gazetelerinde yer alan bir bildirisinde Türklere “Müslüman barbarlar” diye hakaret etti. Ankara Hükûmeti’nin Musul üzerinde hak iddia etmesinin gülünç olduğunu yazdı. Türk milliyetçiliğine karşı çıktı, Yunanistan’da çıkardığı Yarın gazetesinde 1927 yılında yazdığı şiirde Türklüğüne tövbe ettiğini, Türklükten istifa ettiğini söyledi ve bu satırları yazdı:

Yalnız Müslüman ve insan Olarak kalmak üzere, Türklükten, Şeref ve izzetimle istifa Ediyorum Allah’ın huzurunda!… Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme. Beni Türk milletinden addetme

Arapları Üstün Irk, Türkleri ise Aşağı ırk olarak gören Mustafa Sabri Efendi şunları da dile getirdi.

Benim elimden gelse dünyadaki tüm Türkleri Arap yaparım, hatta diğer Müslümanları da. Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok kızarım. Arap Dili, Türk diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip sahiptir ve bu yüzden, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olup da onunla iftihar edeceğine büyüğüne sahip olarak onunla iftihar etmesi daha kárlı ve makul olur. Türklükle övünülmez, çünkü Türkün övülecek hiçbir şeyi yoktur ama Araplıkla övünülür. Bu yüzden Arap olmak şereftir!

Arabistan, Mısır, Suriye, Lübnan, Filistin, Libya, Tunus, Cezair ve dahi yerler, Osmanlının 400 yıl hakimiyetinde kalmıştır. Peki bu uzun zaman içinde 400 tane Arap, Türkleşmiş midir?

Kaç tanesi çocuklarına; Fatih, Alparslan, Ertuğrul, Mete, Bilge, Kağan, Hakan, Kür’Şad, Orhan, Asena, Almıla, Gökçen, Akın, Akınalp, Aktuğ Alp, Alpay, Alper, Alptekin, Altay, Arıkan, Arslan, Atakan , Atilla , Aybars, Batuhan, Afşin, Göktürk ve buna benzer Türkçe isimler koymuşlardır?

Bunun bir tane bile örneği var mıdır? Ama biz çocuklarımıza İslamidir , sevaptır ve sünnettir adı altında bir sürü Arap isimlerini çocuklarımıza vermekten iftihar ettik… Benim adım da Türk ismi değildir…

Büyük sahabelerden olan, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali isimleri, İslamiyetten sonra verilmiş isimler olmayıp, hepsi de İslamiyetten önceki isimlerdir. İslam öncesi isimlerin bir çoğu aynen İslamiyetten sonra da devam etmiştir…

Kendini bu değerler içinde görmeyenlerin de, Türk milletini aşağılama, milliyetçiliği hakir .

görmeleri ve hakaret etmelerine karşı savunma yapılmayarak karşı taarruzla, kendilerinin azınlık ırkçılıklarını ve etnik milliyetçi düşüncelerini gizlemek için yüce dinimiz İslam’ı kullanıp, Türk milliyetçiliğini hedef kalkanı haline getirdiklerini bilmiş olacağız.

Ebubekir isminin manası, ‘deve yavrusunun babası’, Osman isminin Arapça anlamı ‘yılan yavrusu’ olduğu bilindiğine göre bu aziz millet İslam’la şereflendikten sonra, kendi öz isimlerini bırakıp hızla Arap kültürünün ve Fars kültürünün hegemonyası altında kendi benliğinden uzaklaşarak neredeyse dilini kaybeder hale gelmiştir.

Halbuki, İslam evrensel bir dindir. Tüm insanlığa gelmiştir. İslamcılık, çeşitli Irklardan MüslümanlarınTürk,Arap..Acem,Pakistanlının..,Arnavut,Boşnak,malezyalı,İndenozyalı,Senegalli..vs. birliğini savunur savunur. Araplaşmasını değil.

Türkiye’de yerli ve milli İslamcı ideologlar çıkmamış daha çok Pakistan Cemaati İslamiyye kurucularından Seyyid Ebil Ala El Mevdudi ya da Mısır’da kurulan İhvani Müslümüni Hareketi’nden Hasan el Benna ve Seyit Kutub isimleri gibi Türke düşman arap İslam ideolojisini empoze etmeye çalışanların  fikirlerini yayan eserler  tercüme edilerek yayınlanmıştır.

İslamcılığı  Araplaşma ideolojisi olarak   kabul eden  çevrelerin  kullandıkları  en önemli argümanlar  şunlardır;

Allah’ın gönderdiği son resul Arapça konuşuyordu.

Ona vahyedilen kutsal kitap Kur’an – ı Kerim Arap dilindedir.

Araplar Allah’ın vahyine muhatap olan bir topluluktur.

Allah, resulüne ve onun toplumuna Arapça seslenmiştir.

O halde Arapça, peygamberin, Kur’an’ın, vahyin ve İslam’ın dili olduğundan dolayı mübarek ve mukaddes bir dildir.

Oysa Arapçanın bu noktadaki konumu pragmatik gerekçelerden başka hiçbir sebeple ilişkili değildir. İlk muhatap olan Arapların, vahyi anlayabilmeleri için onlara kendi dillerinde seslenilmesi gereğine dayanan pragmatik durum, her akıl sahibinin idrakine açıktır. Lakin geçmişte/ tarihte olduğu gibi günümüzde de bu pragmatik sebebi idrak noktasında sıkıntı çeken büyük bir kitle var. Bir kısmı da bunu anladığı halde kendine bu pragmatik durumdan öte, daha ileri başka yararlar elde etme maksadıyla hareket ediyor.

Özellikle bir kısım Arap milliyetçileri, İslam’ı Arap kültür ve dilinin yayılması için kullanıyor. Bu noktada Arap dili ve kültürüne kutsallık atfedilmesi, elbette ki, Arap milliyetçilerinin inanılmaz derecede işine yarıyor. Nitekim bu yolla yüz milyonlarca insanın Araplaştığı tarihsel bir vakıadır. Arap kavmi, İslam öncesi sadece Arap Yarımadasında iken İslam’la birlikte başlayan fetihler süreci, yalnızca İslam’ı değil Araplığı da yaymıştır. Fethedilen ülkelerdeki halklar, zamanla hem İslam’ı benimsemişler hem de Araplaşmışlardır.

Arap kökenli olmadığı halde İslam’ın yayılmasıyla halkı da Araplaşan coğrafyalar; Suriye, Irak, Filistin, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Moritanya, Sudan ve Lübnan’dır. Günümüzde köken olarak Arap olmadığı ve halen tam olarak Araplaşmadığı halde Arap Birliği’ne üye olan Somali ve Cibuti adlı iki İslam ülkesi, Müslüman halklar üzerindeki Araplaşma sürecinin halen devam etmekte olduğunu çok net bir biçimde göstermektedir.

Tarihsel bilgiler net bir biçimde ortaya koymaktadır ki, Araplaşma Türkler arasında da etkili olmuş ve milyonlarca Türk / Türkmen Araplaşmıştır. Bugün Arap coğrafyasında yaşayan az sayıdaki Türkmen nüfus da hızla Araplaşıyor. Türkler arasındaki Araplaşmayı ikiye ayırmak mümkündür. Birincisi Araplaşmanın tamamlanmış olmasıdır. İkincisi ise kısmî Araplaşmadır ki bunun da süreç sonunda tam anlamıyla Araplaşmanın gerçekleşmesiyle nihayete ermesi olasıdır. Kısmî Araplaşmanın gün be gün artmakta oluşu, muhtemel sonu bağıra çağıra haber vermektedir.

Geçmişten bugüne bin yıllık İslamî dönem Türk tarihinde kısmî Araplaşmanın etkileri olarak pek çok unsuru sıralayabiliriz;

Gök Türk ve Uygur yazılarının (alfabe) bırakılıp Türkçede Arap yazısının kullanımı,

Yoğun Arapça kelime ve tabirlerin Türkçeye girmesi,

Arapça kelime ve tabirlerde yoğun bir anlam derinliği bulunduğu vehminin yaygınlaştırılması,

Türkçe kelime ve tabirlerin dar anlamlı olduğu algısının oluşturulması,

Kişi adları olarak Türkçe adların bırakılıp Arapça isimlerin yaygınlaşması,

Özellikle Osmanlı döneminde Araplığın “Kavm – i Necib” yani “Şerefli Kavim” nitelemesiyle olabildiğince yüceltilmesi,

Türklüğün “Etrak – ı bî idrak” yani “Aptal Türkler” denilerek aşağılanması,

Arap kıyafetlerinin “sünnet” addedilerek kutsanması,

Peygamber soyundan olma iddiasıyla Araplara üstünlük atfedilmesi,

İslamcı, ümmetçi, Arapçı propagandanın kullandığı sözde ideolojik ögeler, aslında İslam’dan, Kur’an’dan onay alır şeyler değildir. Hatta doğrudan doğruya İslam’a ve Kur’an’a taban tabana zıt düşüncelerdir. Ne Arapça Rabçadır ne de Araplık üstünlüktür. Ümmet kılıfına saklanmış Araplık düşüncesi, İslam’ın evrenselliği inancını ayaklar altına alan Arap ırkçılığından başka bir şey değildir. Deyim yerindeyse ümmetçi güruha göre Arap milliyetçiliği dışındaki bütün milliyetçilikler İslam’a aykırıdır. Fakat Arap milliyetçiliği, ümmet birliği için kaçınılmazdır. Ne garip ki bizdeki İslamcıların milletler üstü dinsel birlik anlamında kullandığı ümmet sözü Arapçada ulus / millet anlamına gelmektedir. Araplar kendilerine “Arap Ümmeti” demektedirler. Bu da ümmetçiliğin aslında Arap milliyetçiliği olduğu gerçeğini bir başka açıdan ortaya koyan bir dil cilvesidir.

Türkler arasında kimi ailelerin “seyyidlik” iddiasıyla Araplık fikrine meyletmesi…

İslamcı siyaset bu anlamıyla büyük bir kimlik sorunu yaşıyor. Bir yanda dünya çapında bizzat emperyalizmin oyuncağı olmuş İslamcılık siyasetinin bir devamcısı ve örneği olmaya çalışırken diğer yandan Anadolu İslamı’nı temsil eden anlayışları öne çıkarmaya çalışıyor. Bir yandan Taliban İslamı gibi bizzat Çin emperyalizminin aparatı olarak işlev gören destekçisi olurken diğer yandan Türkiye’de yükselen İslamcı figürleri tarihlerinin bir parçası olarak sayıyorlar.

İslamcılığın bir tarihsel bir çerçeveden değil bizzat siyasal bir çerçeveden olaylara ve güne yaklaşımı. Bu yaklaşımın ise ortak noktası bizzat Arapçılık oluyor. Tam da bu noktada ve genel olarak emperyalizmin dünyada İslamcılık üzerinden geliştirdiği yeni projeler, İslamcı siyasetleri daha çok yan yana getirmekte, burada da Anadolu İslam’ı gibi “değerlerin” gitgide Vahabi İslam’ın egemenliği altına girmesi durumunu ortaya çıkarıyor.

  Ümmetin meselesi olarak sadece Filistinli Arapları gören bir görüş İslamcılık değil Arapçılıktır. Halbuki, 1.5 milyarlık Çine karşı bağımsızlık savaşı veren Doğu Türkistanlı Uygur Türk Müslümanları Çinin soykırımına uğrarken susanlar İslam birliğinden bash edebilir mi? veya Rusya’nın zulmüne ve soykırımına uğrayan Tatar Müslüman Türkleri ve Soykırıma uğrayan Çerkeslere,Çeçenlere karşı İslam kardeşliğini göstermeyenler.İslamcı değil Arapçıdırlar.

Kaynakça:

1)Buzpınar Tufan, “Arap  milliyetçiliğinin  Osmanı Devleti’nde gelişim  Süreci”, s.173. 

 2)Karpat  Kemal : İslam’ın Siyasallaşması  s.800

3)Türkmen Hamza : Türkiye’de İslamcılığın Kökleri  s.216

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.