İP, KEDİ, DÜŞÜNCE

En sevdiği derginin çıkar çıkmaz yeni sayısını almış, daha yoldayken okumaya başlamış, akşam olmadan büyük bir iştahla silip süpürmüştü her bir kelimeyi, cümleyi. Dergiyi kenara koyup kafasını kaldırdığında odasına, gerçekliğe döndü biranda. Birkaç dakika etrafına bakındı boş boş. Daha kafasındaki cümlelerin birine nokta koymadan öteki geliyordu. Bu düşünce dediğimiz soyut şey nereden ve nasıl geliyordu da, hiçbir cismani şeyin yapamadığı şekilde alıp götürüyordu onu ait olduğu zamandan, mekandan, andan? İpin ucunu kaçırdığını düşünüyordu. Düşüncelerini yakalayamıyor, hizaya sokamıyordu. Kim bilir belki de böylesi daha iyiydi. Belki de o ipin peşinden koşmaktı yaşamak. Kedisinin odasına girmesi ile iç dünyasından sıyrılıp yine gerçekliğe hızlı bir dönüş yaptı. Tüylü yaratığın hareketlerini, etrafını koklamasını izledi. Sonra göz göze geldiler. Kedi ne düşünüyordu bilinmez fakat o, aralarındaki sevginin ne kadar saf, ne kadar karşılıksız olduğunu düşündü. Onun her hareketini ilk defa görüyormuş gibi inceliyordu her defasında. Birbirlerini severken hep aynı heyecan, hep aynı istek vardı. Kedisi zarifçe kucağına çıkıp yerleştiğinde, kendi türünün neden böyle olamadığını düşündü. Neden insanlar birbirleri ile bu kadar basit, bu kadar karşılıksız ilişki kuramıyordu? Ancak bugüne kadar okuduklarına bakılırsa bunları sorgulayan ilk kişi kendisi değildi. Son da olmayacaktı. Sahi okuduklarına ne demeli? Tüm o dergiler, kitaplar… Her şeye rağmen insanlığa hayran olmamak elde değildi. İnsan kelimelerin gücüyle devrimler yaratırken, başka bir insanın içinde fırtınalar koparırken, aynı insan tüm o metinlerin içinde anlamlandırılmaya çalışılıyordu. Onay bekleyen bakışlarını kedisine çevirdiğinde, onun mırıl mırıl uyuduğunu gördü ve en azından bir süre sadece o mırıltıya, o huzurlu ana odaklanarak kendisi de gözlerini kapattı.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.