İnsanlar ile Aramıza Sağlıklı Bir Sınır Koymak

balkonda oturan kadın

Aklımız ve düşüncelerimiz doğanın ve evrenin önemli yansımalarıdır. Yeryüzünde başka hiçbir yaratık, bizim düşünme yeteneğimize sahip değildir. Bizler, evreni bütün gücümüzle sevmeye çağrılan tek varlığız.

Düşünceler üzerinde sınırlar belirleme eylemi üç maddeyi içerir:

1. Kendi düşüncelerimizi sahiplenmeliyiz. Pek çok kişi kendi düşünce işlevlerine sahip çıkmamıştır. Mekanik olarak, diğerlerinin düşüncelerini, üzerinde kafa yormadan düşünmektedirler. Diğerlerinin fikirlerini ve kurdukları sebep-sonuç ilişkilerini yutmakta, bunları asla sorgulamamakta ve “onların düşüncelerine kafa yorma” girişiminde bulunmamaktadırlar. Diğerlerinin düşüncelerini tabii ki din- lemeli ve tartmalıyız; ancak asla hiç kimseye “kendi zihnimizi vermek” yanılgısına düşmemeliyiz. Nesneleri kendimiz için ilişki bağlamında tartmalı, birbirimizi demir gibi “parlatmak”, ancak ayrı düşünürler olarak kalmalıyız.

İnsanlar ile Aramıza Sağlıklı Bir Sınır Koymak

2. Bilgi yönünden büyümeli ve zihinlerimizi genişletmeliyiz. Büyümemiz gereken bir alan, doğanın özünü öğrenmektir. Bilgeliğe giden yolda ruhumuz, aklımız daima doğanın kurallarına özlemle dolu olmalıdır. Doğanın yasaları bizim memnuniyetimiz, bizim danışmanımız olmalıdır, bilge kişiler olabilmek için doğayı öğrenmeliyiz. Beyin ameliyatı da yapıyor olsak, çek defterimizin hesaplarını da kontrol ediyor olsak, çocuklarımızı da yetiştiriyor olsak, daha iyi yaşamlara sahip olmak için aklımızı kullanmalıyız.

3. Çarpıtılmış düşünceleri aydınlatmalıyız. Hepimiz nesneleri berrak olarak görmeme, çarpıtılmış şekillerde düşünme ve algılama eğilimindeyiz. Belki de fark edilmesi en kolay çarpıklıklar, kişisel ilişkilerde yatmaktadır. İnsanları nadiren oldukları gibi görürüz; algılamalarımız, geçmiş ilişkiler, önyargılarımızla en yakın tanıdıklarımızın dahi kim oldukları hususundaki algılarımız kendi önyargılarımızla çarpıtılır. Gözlerimizdeki mertekler yüzünden iyi göremeyiz. İlişkiler hakkındaki düşüncelerimizi sahiplenmek, nerede hata yaptığımızı denetlemede aktif olmayı gerektirir. Yeni bilgileri özümledikçe, düşüncelerimiz de uyum gösterir ve gerçeğe yaklaşır. Aynı zamanda, düşüncelerimizi diğerlerine iletmekte olduğumuzdan da emin olmalıyız. Pek çok kişi, diğerlerinin onların zihnini okuyabildiğini ve ne istediklerini bilmeleri gerektiğini düşünür. Bu, sinir bozukluğuna yol açar. Kendi düşüncelerimiz vardır ve eğer diğerlerinin bunları bilmesini istersek, bunları onlara söylememiz gerekir.

Kaynak: Sınırlar

yazar

Yazar: 𝖡𝖾𝗋𝗄𝖺𝗇 𝖦𝗂𝗋𝗂𝗍

iletişim: giritberkan@outlook.com.tr

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın
  1. Öncelikle merhabalar,

    “Hayır” diyebilmek ve “sınırlarımızı koruyabilmek” şu dünyada yaşamımızı kolaylaştıran ve verimliliğimizi artıran iki önemli beceri. Ancak bu durum bazen zorlaşabiliyor ve bizi hiç de istemediğimiz sonuçlara götürebiliyor. Hem günlük hayatta hem de sosyal medyada etki altında bırakılıyoruz. Elalem ne der diye düşünebiliyor, başkaları üzülmesin diye kendimizi üzüyor, kendimizden taviz veriyoruz. Aman ağzımızın tadı bozulmasın, darılmaca gücenmece olmasın diyerek aslında kişiliğimizi zedeleyen pek çok duruma göz yumabiliyoruz. Bu da beraberinde ruhsal yorgunluğu getiriyor. Bu konuyla ilgili Reşat Nuri Güntekin’in şu sözünü çok severim:

    ”Biz, hayır demeyi, işim var demeyi, olmaz demeyi beceremeyen insanlarız. Yorgunluğumuz bitmez bizim.”

    ‘’Hayır’’ diyebilmek üzerine naçizane notlarımı okumanız için ben de sizinle paylaşmak isterim: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/hayir-diyebilmek/

    Sevgilerimle,
    sağlıkla kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.