ÖZ

“Esnek olmalısın, mutlaka esnek olmalısın. Yoksa kırarlar.”

15 yaşındayken duyduğum bu acı nasihate karşılık ‘ Ben buyum, kırabilen buyursun gelsin’ demiştim. Tabi o zamanlar karnımı doyurmak dışında bir sorumluluğum olmadığı için çok güçlü olarak ifade etmiştim bunu. Fakat zaman onları haklı çıkardı, bir tek farkla; ben esnedim ama onlara da ram olmadım. 

İş hayatında çeşitli kademelerde çalıştım. Komi, garson, şef, süpervizör, bölge sorumlusu, sosyal çalışmacı vs. Hepsinde de karakterimi korumayı başarabildim. Kovuldum ama yine de güdümlü hale gelmedim. Mobingin en uç seviyelerini gördüm. Nasıl olsa iş bulunur lakin karakter öyle değil bir kere bozdun mu, yedek parçası bulunmaz,dağılır gidersin.

 İşte bütün bu süreçler içerisinde kendimi tanıdım, ne istediğimi sorguladım. Sorularıma cevap verdikten sonra daha farklı bir bakış açısıyla yaklaştım işe de, arkadaşlara da. Tam işçi noktasında başarıya ulaşmış tamam demişken bu seferde yönetici pızisyonundakilerle sorun yaşamaya başlamıştım. İşte bu nokta daha çetrefilliydi. İnsani vasıflarını bir kenara bırakmış, robotlaşmış bu tiplerle nasıl mücadele edilmesi sorusunun cevabını aramakla mücadele etmeye başladım. Hala da bulabilmiş değilim. Anlayacağınız mücadele devam ediyor. 

Geldiğim nokta itibariyle, istifa ettiğim, ettirildiğim, kovulduğum yerlerin hesabını tutmayı bıraktım. Bütün bunların içerisinde dünyalık namına hiçbir şeye sahip olamadım belki ama el açıp dilenecek duruma da düşmedim çok şükür. Temelde bir şeyi çok net anladım; bu hayat geçiyor. Hepimiz için geçiyor ama aynı geçmiyor tabi. Aynı geçmiyor derken zenginler bizden daha iyi durumda demeye çalışmıyorum tam tersi, üzerinde daha fazla yükle son nefesimize doğru giderken vazgeçmek onlar için daha zor olacak. İşte bu yüzden aynı geçmiyor diyorum. 

Velhasılı mücadele edip yol yordam arayıp düşmanımla mücadele etmeye karar verip yol almaya başladığımda onlara düşmanlık etmekten ziyade acımam gerektiğine kanaat getirdim. Varsın onlar oturdukları koltuk ve bankadaki hesaplarıyla kendilerini güçlü görmeye devam etsinler. Gerçekte onlar burunlarının ucunu bile göremeyen ahmaktan öte değiller. 

Hepsinin üzerinde sistem içinde kendilerine rol biçilen kişilerin daha geniş çerçevede dünyayı görebilme kabiliyetine erişmeleri gerekiyor. Bu mümkün mü? Bazıları için evet. Sistemi düzeltmeye yetecek kadar mı? Hayır. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.