İnsan Beşer Realistik Yaşar

   Ortası çökmüş koltuğumun üzerinde oturup pencereden dışarıdaki boşluğu izliyorum. Bardağımda çay yine buz gibi olmuş. Düşünmekten bunlar hep. Ne zaman kendime bir çay demleyip köşeme çekilsem bardağın sonuna gelmeden düşünme seanslarına dalıp soğuturum. İlaçlarımı aldım değil mi? Evet aldım tabi yoksa başım bu kadar ağır gelmez. İnat etmez göz kapaklarım kapanmak için. Bugün yine o yaşı antik çağlara uzanan huysuz kadın kapımı çalacak. Ayın başı kira zamanı. Beni içerideki depozitomla tehdit eden bu kadının farklı illerde dört dairesi daha var. Kiracılar arasında en talihsiz ve en yakın olan benim.  Takma dişlerinin arasından yayılan nefis ıspanaklı böreklerin kokusu eşliğinde kira arzusunu bana iletecek. Ben de tabi bir gün daha erteleme talebini kapının aralığından ona göndereceğim. Barınma hakkımı elimden almakla tehdit edecek. Alıştım. İnsanların ölüme bu kadar yakın olduğu yıllarda hala ekonominin yerleşmiş telaşına kapılmaları dikkatimi çekiyor. Ne bileyim ben o yaşlarda olsam çok daha ciddi varoluşsal sorunlara kafa yorarım. Mesela ömür dediğin bu muydu? Sorusu aklımı meşgul eder. Kiracım kirayı zamanında verecek mi? sorusundan daha çok. Neyse bu meseleyi hallederim umarım. 

   Eskiden sabahları erkenden kalkıp kendime nefis bir kahve hazırlardım. Dinlendirici ve huzur dopingi yükleyici birkaç müzik eşliğinde kendimi yeni güne hazırlardım. O genç yıllarımda yaşama dair ne çok umudum vardı. Şimdi ise aldığım ilaçlar geç saatlerde uyanmama neden oluyor. Dişlerim yoğun tütün dumanından dolayı kahvehane tuvaletlerinin o sapsarı pisuvarlarıyla aynı renkte. Binlerce okey müptelası ve beleş çay sevdasını yüreğinde taşıyan yancılar çişleriyle kirletmişler sanki. Gözaltı torbalarım öyle büyük ki içine pamuk doldurulmuş gibi. Evimde aynaya yer yok. Bu da benim takıntım ne hale geldiğimi görmemem lazım. İnsanın kendine bakmaya tahammülü olmaz mı? Benim yok. 

   Bugün sağlam maçlar var. Bahis oynamalıyım. Tutacak sağlam bir kupon beni içine düştüğüm lağım çukurundan kurtarır. Olasılıksız isimli bir kitapta Laplace’ın Şeytanı isimli düşünsel bir deneyden bahsediyordu. Deneye göre bütün olasılıkları eksiksiz hesaplayabilirsek doğada hiçbir şeyin belirsiz olmayacağından bahsediyordu. Belki ben de tüm  olasılıkları hesap ederek bir bahis kuponu yapabilirim. Örneğin futbolcuların özel hayatından saha koşullarına, hava şartlarından topun ağırlığına, teknik direktörlerin hanımlarıyla arasının iyi olup olmadığına ve bütün ilintili olasılıkları hesaplayıp analiz edersem sonuç gözler önünde olabilir. Ah! yine hayalperestliğim tavan yaptı. Küçük yaşlarda o kadar çizgi film izlememeliydim. Hazır para bekleyip duruyoruz işte. Oysa kitapta geçen bir cümle vardı. “Her zaman kasa kazanır.” Maalesef gerçeklik dediğimiz şey bu. 

   Bu ikinci çay da soğumuş. Unutmuşum. Dökeyim de yenisini koyayım. Yine daldım düşüncelere. Saat tam orta üstte akreple yelkovanın omuz omuz vermesine dokuz yüz saniye var. Birazdan zil çalar. Ben de modern zamanlardan eski çağlar arasındaki geçen süreyi simgeleyen ev sahibimin suratına kirayı bugün veremeyeceğimi söylerim. Bugün işim çok. İnsanların arasına karışıp yüzlerini okuyacağım. Benim işim bu. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere. Sizlere anlatmak istediğim çok şey var!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.