İlk yazım

Yine, yeniden başlayan yeni bir gün. Belki yeniden yeşeren yeni umutlar, bugüne dair. Öyle de olmalı zaten. Başka türlü nasıl geçer ki ömür?… 

Maalesef dün gece yazdığım yazıları kaydetmeyi unutmuşum. Bir saat içimi bir yazıya dökmüştüm. Beni tanımayan birilerinin okuma ihtimalini bilerek. Belki aynı hissiyatı tadan birileriyle ortak düşünmek çok hoş değil mi? O kadar insan arasında yakınıyla, uzağıyla aynı hisleri paylaşan birçok insanı keşfetmek… Üstelik çoğu da yakınındaki insanlara içini dökemiyorsa, benim gibi… 

Buralara gelmenin sebebi uyuyamamaktan geliyor. Bu arada benim gibi ruh hastalığı derecesinde bir uyku probleminiz varsa eğer, kesinlikle içinizi böyle boş sayfalara dökebilirsiniz. Çünkü sizi yargılamadan anlayan sadece bu boş sayfalar olacaktır… İçinizi döktükten sonra “neden anlattım ya” denmeyen tek yer burası olacaktır çünkü.

Uyuyamama problemine gelirsek, neden uyuyamadığımı bir türlü anlayamıyorum. Dün gece bir şey keşfettim. İhtiyacım olan tek şey kana kana içimi dökmekmiş aslında. Gecenin yalnızlığını bir şekilde paylaşmakmış. Sessizlikten eskisi kadar korkmasam da, korktuğum tek şey anlaşılmamakmış. Aslında dibine kadar yaşadım bu anlaşılmama duygusunu, sağ olsunlar hiç eksik ettirmediler. Ama sayelerinde çok şey öğrendim. Sizi yalnızlığa iten şeyler, size bir şeyleri en çok öğreten şeylerdir. Asla yalnızlıktan korkmayın, kendinizle vakit geçirin. Siz kendinizle vakit geçirmeyi öğrendiğiniz zaman, inanın etrafınızda size geçiciymişsiniz hissi verecek kimseyi istemeyeceksiniz. Onlar size değil, siz onlara kapıyı göstereceksiniz. Çünkü dibi yaşayan bir siz var, başkasının verdiği acıyı kendi acılarınıza tercih etmemeyi işte o gün öğreneceksiniz… 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.