İlk Yazı

Sevgili blog,

Şuanda Balıkesir, Erdek’te yazlık evimizin çocukluğumda balkonu, şuanda ise eve dahil, camekanlı salonu olan en sevdiğim köşesinde, hayatımda hiç kullanmamış olmam nedeniyle bir blogun nasıl açıldığına dair fikir edinmeye çalışarak, içimde tatlı bir heyecan ile yazıyorum bu satırları. Ve bu alakasız giriş yerine konuya saatte 180le  dalmam gerekirse, tercih ettiğim blog adından da tahmin edeceğiniz gibi bu güncenin içeriği, çok sevgili Prof. Dr. Sinan Canan hocamızın ömürlerimize  kazandırdığı özgün bilimsel teorisi İnsanın Fabrika Ayarları, nam-ı diğer İFA olacak.

Yanlış anlaşılmasın, bir dizi güzelleme yapmak değil niyetim. Olsa olsa, 5 sene sonraki Ben’e şimdiden meydan okumaktır haddim..

Blogumun İsim babası

Canımız ciğerimiz Sinan Hoca’ nın şu sıralar genişletmekte olduğu bu teorisini hem tv hem internet üzerinde çeşitli söyleşilerden, Tedx konuşmalarından ve bir nimet kabul ettiğim Açık Beyin platformundan net süre veremesem de yaklaşık 2 senedir sessizce takip eden ben, 3 ciltlik seriyi Yüzüklerin Efendisi bölümlerini andırır bir heyecanla bekleyip çıkışlarına müteakip hatmederek bu yolculuğa devam etmekteydim ki; ummadığım bir anda son kitap bendeki amacına ulaştı! Bundan birkaç gece evvel kitapla hemhal olurken ani ve garip bir boşluk hissettim. Bu hissin çıkış noktasını anlat deseniz, şu raddede tarif edemem. Kendime tercüman olabilmem ancak ve ancak ‘bildiğim ben’i bu blogda detaylıca anlatırken İfa ile harmanlayarak mümkün olabilecek gibi duruyor. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki,’ Bildiğim Ben’i pek de tanımıyormuşum sanırım!

Blogumun amacı ne?

 “Kendine iyi bak.. Göreceksin”

Ben bu maceraya ‘hayatımda eksik birşeyler var, göremediğim ama hissettiğim, kafamın içindeki bir sesin devamlı fısıldadığı başka işler var’ diye başladım. Onlarca kişisel gelişim kitabı okudum. Yüzlerce saatimi kişisel gelişim konuşmalarına verdim. Ama nasıl desem? Size de hiç sanki içimde bir süper kahraman çırpınıyor ama dışarı çıkamıyor hissi geliyor mu? Belki de Hulk’u çıkarabilmek için yeterince sinirlenemiyorum yada şu gözlerimin akını bir döndürebilsem Storm gibi bütün meteorolojiye hükmedeceğim gibi bir şeyler?  Yahut o anlatılan başarı hikayelerindekilere gizli bir formül verilmiş de bütün olayı çözmüşler, bana da çaktırmadan tarif etmeye çalışıyor ama çok açık konuşamıyor  adam işte anlasana! Ikın! Dışarı çıkmak isteyen birşeyler var! Ama ne?!

Sonra bir süre tüm bu uğraşları bıraktım.

Dedim ki “Zaten hayatım ‘nihayet’ kendince ortalamanın üstünde, sakin, standartdışı rahat bir çalışma ortamın var, ailen sağlıklı ve hayatta ve kalabalık. Yeni bir hobin de var, e spor da yapıyorsun; kaşınma! Mevzular da epey bir bayağılaşmıştı o dönem, herkes bir kişisel gelişim bir farkındalık bir mindfulness gidiyor ve insanın bu işleri neredeyse üçüncü gözünü çıkarıp ruhani bir alemde halledesi geliyordu. Piyasada bir enerji bir sinerji, ortalık yıkılıyor.. Sıkı bir dini inancım olmasıyla beraber, bazı enerji çalışmalarına da çokca güvenirim esasen. Nefes ve meditasyon çalışmalarının gücünü deneyimledim ve hayatıma da yerleştirdim. Ama yok, başka birşey bu.. Dilimin ucunda ama ne?

Sonra birkaç akşam arayla CnnTürk’te Deniz Bayramoğlu’nun programında sonra da HaberGlobal ekranında Serdar Akdoğar’ın Başka Gündem programında değerli hocalar Oytun Erbaş ve Uğur Batı ile Sinan Canan’ ın sırasını hatırlayamadığım potporik buluşmalarına denk geldim. Konu insan, beyin, fizyoloji ve psikoloji birleşimiydi ve pek de insanı sıkan cinsten şeyler anlatılmıyordu. Kulaklarım kabardıkça kabardı, şaşkındım. Sanki ‘ama ne?’ ‘sanırım bu’ ya dönüşüyordu. Çok karışınca şu küçük aklım, programları internetten tekrar izlemeye başladım. Fırlatılan mekiğin görevini tamamlayan parçaları birer birer ayrılır ya hani ana gövdeden, konular ve konuklar zamanla elenmeye başladı ve biz kaldık Sinan Hoca’yla başbaşaaa…

 İFA.. İnsanın fabrika ayarları! Büyük laftı.. Ağırdı.. İnsana kendini kötü hissettiriyordu, ayar vardı işin içinde. ‘Ayarın kaçtı gene’ cümlesi insanı ne kadar utandırırsa bu cümle de o kadar dokunuyordu.. Yine de notlar aldım hep. Ben ağırıma giden şeyler olduğunda hayatımda, bir süre içe kapanırım. Değerlendirip süzmeye çalışırım. Ah bu yöntem hep tutar! Uyuyup uyandıkça birşeyler oturuyordu yerine ve her sabah daha bir aydınlıktı zihnim. ‘Galiba bu’ baskınlaşıyordu, o içimi daraltan zihinsel konuşmalar azalmaya, cerahat akmaya başlamıştı.. Anladım ki Zeynep fabrika ayarlarına dönmek istiyordu!

İşte o zamandan beri fabrika ayarlarım ve platformun “Kendine iyi bak.. Göreceksin!” mottosu üzerine çalışıyorum. Ayarlar serisi de nihayet toplandı, takır takır basılıp teori kitaplaştı.

Hikayeyi budur da, amacıma gelirsek.. İnsanın fabrika ayarları teorisinde ortaya konan 5 ana maddenin benim hayatıma önceden bilinçsizce yahut okudukça ve uyguladıkça sonradan entegre olan alanlarını anılarımla, yaşadıklarımla anlatarak bir digital günlükte toplayabilmek, bu maddeleri teker teker tasfir etmeye çalışarak “muhtemel ben” e bir yol açabilmek.. Henüz geri dönmeyi bırak, menüde nerede olduğunu bile çözemediğim bir çok fabrika ayarıma yapacağım çeşitli meydan okumalar da galiba işin en eğlenceli ama en önemli yanı olacak!

Şimdiye dek sadece giriş kapısını bulabildiğim bu uzun yolda bana şans dileyin olur mu?

Dedikleri gibi ;

May the force be with you 🙂

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın
  1. Teşekkür ederim, bu teoriyi elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım, beğeneceğinizi umuyorum. Erdek’ten tatlı rüzgarla selamlar size 🙂

  2. Güzel bir başlangıç. Yazılarınızın devamını heyecanla bekliyorum. Ben fabrika ayarlarından çok, gerektiğinde hayata format atmayı tercih ediyorum. Ama fabrika ayarları da tercih edilebilecek bir gerçeklik. Ben de Bandırmalıyım. Ankara’ ya olan aşkım nedeniyle, Erdek’ e hasret, sahil boyunu özlüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.