İlk Aşk Dediğin Travmalı Olur (!)

Ben her zaman bazı şeyleri yazarak daha iyi anlatan biri oldum. Her zaman yazarak kaçtım yaşadıklarımdan. Ne kadar doğru bilmiyorum ama hiçbir zaman tamamen doğru da olamadım. Şu anda sadece hissettiklerimi paylaşmak istedim. 

Uzun zamandır zihnimde dahi konuşmadığım bir konuyu paylaşıp paylaşamamak arasında çok kararsızdım çünkü ne zaman aşk hakkında bir şeyler yazmaya çalışsam içimden gülmek geliyor. O kadar yetersiz ve küçük hissediyorum ki bu konu hakkında. Yetersiz hissetme sebeplerimden en büyüğü galiba aşk hakkında mükemmel tasvirlerin ve betimlerin yapılmış olmasıdır belki de. Bende bir kendi çapımda denemek istedim. Ne kadar olursa artık. 

Ben öyle uzun yıllar görmüş geçirmiş, bir çok konuda tecrübe edinmiş biri değilim. Yirmi yılı aşkın süredir nefes alıyorum ama on senedir doğru düzgün yaşıyorum diyebilirim. Liseye geçene kadar sadece dersleriyle ilgilenen, sadece ders çalışan bir çocuk oldum. Hayatımı iki kısma ayırırsam en sakin geçen kısım hayatımın ilk kısmıydı. Kendimi tamamen duygulardan soyutlamıştım. O kadar çok söylemiştim ki o küçücük halimle duyguların insanı zayıflatan şeyler olduğunu. Robot gibi yaşamak bir işe yaramıyormuş, bir şekilde er yada geç hayatınızın bir noktasında denk geliyormuşsunuz duygulara. Hissetmeye mecbur kalıyormuşsunuz. Ben de lisede denk geldim onunla. Rüya gibi biriydi. Belki de değildi bilmiyorum çünkü ona aşık olduğumda onu tanımıyordum. Komik gelebilir. Bir çoğunuz peki buna nasıl aşk diyebildin diyebilir. İnanın o an aklımdan geçen tek şey buydu. Daha önce bırakın aşık olmayı bunun dışındaki diğer duyguları bile minimum düzeyde yaşamaya çalışan biri için çok iddialı bir cümleydi. Gülerken gördüm onu. Silik bir rüya gibi hatırlıyorum. Zihnime o kadar zor tutunuyor ki bu anı. O an dünya o üç saniyeye sığıyor diyorlar ya. Gerçekten öyleymiş. Ben o üç saniyeye o kadar uzun süre takılı kaldım ki bazen ben bile şaşırıyorum kendime. O günden sonra her sabah gülerek uyandım. Sırf bunun için bile minnet duyuyorum ona. Kuş cıvıltıları sık sık şakıdı zihnimde, dinlediğim her şarkının içine, izlediğim her dizinin, filmin içine koydum onu o günden sonra. Komik değil mi? Arkadaşım olmayan hatta daha önce konuşmadığım birine böyle delicesine bağlanmak? Bana bile mantık dışı geliyordu. Bir zaman devam edebildim buna. Sonra içimde ki o tarifsiz duygu içime sığmamaya başladı. Dikildim karşısına söyledim bir bir.

Şaşırdı. Kim olsa şaşırdı. Daha önce konuşmadığın bir kız dikilmiş karşına seni seviyorum diyor. Ona da hep hak verdim. Duygularımın yoğunluğunda boğulurken korkuttum belki de onu kim bilir. Çok nazik biriydi. Bunu, onu uzaktan izlerken bile rahatlıkla anlayabiliyordum. Ben o dalga geçilen, aşağılanılan, ilk aşkı tarafından travma bırakılmış insanlardan biri olmadım. O beni kırmamak için o kadar dikkatliydi ki, buz üstünde yürür gibi ilerledi, ben bile şaştım. Halbuki hep duyduğum ilk aşk hikayelerinde aşık olan taraf hep kırılmıştı, aşağılanmış, gücendirilmişti. Nedense ona söylerken benim başıma bunun gelmeyeceğinden emindim.

Reddedildim. Nazik bir reddedilme olur mu? Oluyormuş işte. Ama hep bekledim pervasızca. Nazikliğine kanarak. Hatta son gün ben ne yapacağımı şaşırmışken, beni unutmayıp veda etmeye geldiğinde yeniden aşık oldum nazikliğine. Hep umut ettim. Son güne kadar hep umut ettim. Umut bir noktadan sonra diğer tüm duygulardan daha yorucu olabiliyormuş. Umut etmeyi bırakmayı bilmekte aşka dahil olmayalıymış meğerse.

Bense hayrandım ona. Hiç hak etti mi bunu bilmiyorum ama bence hiçbir zaman farkında olmadı kendisinin. Kişiliğinin. Uzaktan izleyen bir kız bile daha fazla tanıyordu belki kendisini ondan. 

Onunla yollarımızın kesişmeyeceğini kabullendiğim bir anda yeniden karşımda buldum onu. Garipti. Kader desem yeniden çok fazla anlam yükleyip dalar mıydım hayallere bilmiyordum. O yüzden dur dedim kendime. Batma daha fazla. Sonra uzun zaman sonra gözlerine bakarken içimde hissettiğim duygularda bir gariplik vardı. Yanımda sadece nefes alsa bile içimi titreten o çocuk, gözlerime bakarken ben hiçbir şey hissedemedim, derin bir hüzünden başka. Bu mutluluk muydu özlemle kavrulan yoksa hissettiğim duygulardan bir şeyler mi eksilmişti?

O zamanlar hiç gülmediğim kadar çok güldüm yanında. Hatta o bile güldü. Biz çok tebessüm ettik o günlerde. Hata neredeydi, hâlâ bilmiyorum ama onun bana karşı bir şey hissetmediğini her zaman hissettim. Bende zaten eskisi gibi değildim. Görünce dili tutulan, yerinde titreyen o kişinin yerini o kadar farklı biri almıştı.

İçimdeki o hisse bir anlam veremedim. Dedim ki galiba hislerimi tüketmişim ona karşı. Bu hissettiğim ilk aşkımın o olmasına karşı duyduğum minnet. Bir teşekkür. 

Teşekkür ederim ilk aşkım. Travmam olmak yerine minnetle andığım biri olarak kaldığın için. Senin için ağlarken bile haberin olmadan destek olduğun için. Teşekkür ederim ilk aşkım. Hayatımın en güzel çağlarında beni her sabah gülümseyerek uyandırdığın için. Şarkıları daha anlamlı kıldığın için. Hâlâ bilmiyorum sana gereğinden fazla mı anlam yükledim diye. Belki de öyledir ama bırak sana yüklediğim fazla anlamlarla yaşa. 

Tekrardan teşekkür ederim. Aklıma hâlâ geldiğinde beni gülümsettiğin için. 

yazar

Yazar: Moon

Söylemek istediğim çok şey var,susmak istemiyorum

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.