İki Oda Bir Salon Kafamın İçi

Gelmiş ve geçmiş günlerin tümünü düşünün. Dünya üzerinde gülmüş , ağlamış , acı çekmiş , sabahı zor etmiş ,gece vakti bir kaldırıma çöküp derin derin iç çekmiş , özlemiş , sevmiş , aşık olmuş , savaşmış , öldürmüş tüm insanları…Zamanın hoyrat acımasızlığında yok olup gitmiş şimdilerde belki bir fotoğrafta bile yaşamayan insanlar. Evrende bizden başkaları var mıdır bilmem ama her insan kendi evreninde tek başınadır. Kendi kocaman dünyasında hikayeler yazarak oynayarak biraz şansı varsa yetmiş yıl geçirir ve göçer. Bir de kendi kabuğuna çekilmişler var. Senin benim gibiler. Dışarıdan normal bir hayatın parçasıyken kafasının içinde her gün kendini öldürenler. Çok acılı bir gecenin sabahında gülümseyerek günaydın diyenler…Duvarlar bizi saklar mı sanıyorsun , kendine çekilince kimse görmez mi ? Çok gülümsemek mutluluk getiriyor mu ? Çok bağırınca duyuyorlar mı ? Herkes kendinden başkasına bu kadar sağırken ve bizi kimse anlamıyorken dünya bir şarkı söyledi. Bu şarkıyı sadece kendisiyle yaşayanlar duydu , bu şarkıya sadece kafasının içinde cenneti de cehennemi de taşıyanlar dans etti. Kalbim çok fazla acıyorken ve hayatımdan gidenleri yasını bitiremiyorken daha kötüsü de tüm kötü günlerimi unuttuğumda üzüleceğim şey hayatımdan çıkanlar değil tükenen zamanım olacak. Bazen zamanı kalmamış insanları düşünüyorum. Belki ben çok mutluyken ve nefes alıyorken dünyanın bir yerinde biri acılar içinde kıvranıyor. Hatta çok uzaklara gitmesek bile olur. Bir söz okumuştum “Aynı yastıkta uyuyanlar bile birbirlerinin rüyasını bilmez.” Çok mutlu olduğunu sandığımız biri yalnızken ağlıyor olabilir , gülümseyerek doğum günü pastasını üfleyen biri ölmeyi dilemiş olabilir , çok iyi tanıdığımızı düşündüğümüz biri en büyük hayal kırıklığımız olabilir. Dünya içinde milyarlarca sır saklarken ve biz bir kum tanesi kadar küçükken üstelik bilinmezliklerin içinde debelenip duruyorken belki de kimseyi tanımıyoruzdur . Annemiz bile bir yabancıdır , bilemeyiz. Hayatının en mutlu anını yaşayan birinin gözlerindeki buğuyu göremiyoruzdur belki. Otogarda çarpıp geçtiğimiz birinin o şehri terk ettiğini bilmiyoruzdur , çok güzel bir kızın aynaya hiç bakmadığını çünkü kendinden nefret ettiğini , herkesin ölümünü beklediği yaşlı adamın ölmekten çok korktuğunu , mahallenin en huysuz ihtiyarının aslında hiç sevilmediği için böyle olduğunu bilmiyoruzdur. Çünkü bazı şeyler insanın kendisiyle kalbi arasındadır. İnsan korkularını , acılarını , gözyaşlarını göğsünden söküp atmak istese de geçmiş zamanı evinden koparamıyor. Geçmişinle bir bütün olup yürüyorsun bu yolu. Tüm gerçekler tüm yalanlar tüm anılar karşına dikildiğinde bir heykel gibi kalıyorsun. Bazı gerçeklerle başa çıkılmaz ve bazı yalanlara hep inanılır. Anneme acılarla geçen gençliğini geri veremem , 11.03.2018 tarihinde intihar eden arkadaşımı geri getiremem ki kendisi dünyanın en mutlu insanlarından biriydi. Ölümünden sadece bir hafta önce gece vakti durakta beni yalnız bırakmadığı için teşekkür etmek istiyorum adını anmışken. Teşekkür etmek istediğiniz birileri varsa çok bekletmeyin bir sabah hayatınızdan çıkıp gitmiş oluyorlar.  Ya da mesela aşık olduğum çocuğu hayatımın sonuna kadar karşılıksız sevebilirim ama dönüp beni neden sevmedin diyemem. Çünkü bazen insan kendinden başkasını iyileştiremiyor , kendinden başkasını bilmiyor. Bu yüzden her kim olursa olsun gülümse ve elinden tut. Karşında dimdik duran biri aslında düşmüş olabilir bunu bil ve elini tut. İnsanlar yerlere dökülen yapraklar gibi düştükleri zaman güzel görünmezler. Herkesin elinden tut kimse senin elinden tutmasa da.

Çok konuştum , parça parça anlamsız konuştum özür diliyorum.

Son.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.