Mother with daughter vector illustration

İhtimal Dahilinde Olmayan Bir Denk Geliş

Tarih: 18 Ağustos 2021

Saat: 08.30

Ailem ile tartıştığım bir dönem daha…

İnsan bazen bazı şeyleri ya kabul etmeli ya da görmezden gelmeli. İçimden ikisini de yapmak gelmiyor. Sadece defolup gitmek istiyorum. Samsun’dan Sinop’a geçmeye ve orada birkaç gün kafa dinlemeye karar veriyorum.

Biliyorum, sorunlar kafamın içinde ve ben nereye gidersem gideyim benimle gelecekler. Fakat yine de sorunun kaynağından uzaklaşmanın verdiği bir huzur var. Tatminkâr bir huzur mu? Hayır değil ama hiç olmamasından iyi…

Sabah saatlerinde otogara gidiyorum. Ayancık’a direkt giden araç seferi iptal ettiği için önce Sinop merkeze gitmem ardından Ayancık’a gitmem gerekiyor. Normalde 3 saat olan yol 5 saate uzamış olacağı için tadım kaçıyor. Otobüse biniyorum ve yanımdaki koltukta küçük bir kızın oturduğunu görüyorum. Hiçbir sebep yokken kızın varlığından rahatsız oluyorum, birkaç dk. kızın yanında oturduktan sonra belki arka koltuk sahipsizdir umuduyla kimseye bir şey demeden arka koltuğa geçiyorum, ardından muavin geliyor ve bana ön koltuğun benim yerim olduğunu söylüyor. Vay be, bilmiyorduk sanki! Her neyse, sessizce homurdanıp kızın yanına geri oturuyorum. Sırtında bir çanta önünde de başka bir çanta rahatsız bir şekilde koltukta oturuyor. Ona çantasını yukarı koyabileceğini söylüyorum. Açıkçası bunu onu düşündüğüm için değil, çantası benim koltuğa kadar geldiği ve beni rahatsız ettiği için söylüyorum. Kız özel eşyaları olduğu için koyamayacağını söylüyor. Başta sinirleniyorum. Yukarı koysa ne olur sanki, durduk yere koltukta sıkışmaya ne gerek var diye düşünüyorum. Sonra kızın küçük olduğu ve ürkek bir şekilde koltukta oturduğunu fark ediyorum. Belki de ilk otobüs seyahatidir diye düşünüyorum ve birkaç saat idare etmemin sorun olmayacağına karar veriyorum. Kulaklığımı takıyorum ve gözlerim açılmayacak kadar yorgun olduğu için uyumayı deniyorum. Yarım saat sonra sağ kolumda bir ağrı hissediyorum. Gözlerimi açıyorum, kızın yan dönmüş ve sırtını tamamen bana yaslayarak uyuduğunu görüyorum. Yorgun olduğunu düşünerek sessiz kalmaya çalışıyorum fakat kolumdaki ağrı artınca -ya da belki de ben otobüse bindiğimden beri kıza karşı negatif yaklaştığım için psikolojik olarak kolumun daha çok ağrıdığını hissetmeye başlamışımdır- kızın omzuna hafifçe dokunup daha düzgün uyumasını rica ediyorum. Bir anda telaşlı bir şekilde saat kaç diye soruyor bana. 9 diyorum. Ayancık’a geldik mi diye soruyor. Otobüsün oraya gitmediğini, merkezden bir daha otobüse binmesi gerektiğini söylüyorum. Telaşı daha da artmış bir şekilde ona böyle söylenmediğini, ne yapacağını bilmediğini söylüyor. Telefonumu veriyorum, ailesini arayıp net bir bilgi almasını ve eğer gerekirse onu Ayancık’a kadar götürebileceğimi söylüyorum. Annesini arıyor ve merkezde onu alacak biri olacağını öğrenince rahatlıyor. Kulaklığımı geri takmaya hazırlanırken saat kaçta ineceğimizi soruyor. 11’i bulur diyorum. Sonra bir şekilde sohbet etmeye başlıyoruz. Kızda tuhaf hissetmeme neden olan bir şey var fakat yine de sohbeti ilgimi çekiyor. Kız konuşmaya devam ediyor, ben de dinlemeye… Bana kedilerinden söz ediyor, isimlerini söylüyor. Hiçbirini aklımda tutmayacağımı bildiğim halde dinliyorum. Çantasından kitaplarını çıkarıp gösteriyor. Şaşırıyorum. Yaşını soruyorum. 11 diyor. Seviniyorum, bu yaştaki birinin 400-500 sayfalık kitaplar okuması bana bir yerden tanıdık geliyor. Kendi editlediği bazı videoları gösteriyor, yaratıcı ve üretken olması ilgimi çekiyor. Bir fotoğraf gösteriyor, şaşırıyorum. Aynı pozu benim de verdiğim bir fotoğrafı ona gösteriyorum, o da şaşırıyor ve gülümsüyor. Sonraki fotoğrafa bakmak istiyor, gösteriyorum. Aynı kazaktan kendisinde de olduğunu, annesine zorla aldırdığını anlatıyor. Tuttuğunu koparan biri demek diyorum içimden. Hoşuma gidiyor. Snapchat kullanıyor musun diyor ve bir anda takipleşmeye başlıyoruz. Ardından Snapchat’teki eski fotoğraflarımızı birbirimize gösteriyoruz ve orada kullandığımız efektlerin aynı olduğunu fark ediyoruz. Artan tesadüfler yüzümüzde ufak tebessümler oluşturuyor. Bir ara sohbet etmekten yoruluyorum ve müzik dinlersem sıkılır mısın diye soruyorum, isteksiz bir şekilde hayır sıkılmam diyor. Aslında sohbet etmeye devam etmek istediğimi söyleyip kulaklığı çantaya atıyorum. Bunun üzerine hemen bir şeyler anlatmaya başlıyor. Konu bir ara çantasındaki ayıcığa geliyor, babasının uzakta olduğunu ve onun verdiği ayıcığa sarılmadan uyuyamadığını anlatıyor. Sonra bir şeyler daha anlatıyor. Bazı yazı SS’leri gösteriyor. Oldukça anlamlı ve kişisel gelişime yönelik faydalı yazılar… Bu yaşta bu kadar olgun olması bana bir yerden tanıdık geliyor. Konuşmaya devam ediyoruz. Köpeğinden söz ediyor bu sefer. Sonra bir anda durup “Abla geçmişteki sen gelseydi, şu an sana ne söylerdi” diyor. Afallıyorum. Nereden bu soruya geldi bu kız diye sitem etmek istiyorum. Fakat hemen toparlıyorum, biraz düşünüyorum ve aslında buna benzer bir şey yaptığımı, 11. Sınıfta, yani bundan 6 sene önce ödev kapsamında yazdığım bir deneme kitabının ön sözünü “Umarım psikolog olmuşsundur.” diye bitirdiğimi ve şu an psikolog olduğumu söylüyorum. Gözlerimin içine hayranlıkla bakıyor. O an kıza sımsıkı sarılmak geliyor içimden ama sarılmıyorum tabi. Bu sefer ben ona soruyorum. “Gelecekteki sen şu an burada olsaydı, sana ne söylerdi” diye. Düşünmeden “Gidebildiğin yere kadar git kızım.” derdi diyor. İlgimi çekiyor yanıtı. Nereye kadar gitmek istediğini kurcalıyorum. Hedefleri olduğunu anlatıyor. Birden fazla, oldukça anlamlı hedefler sıralıyor… Önünde engeller olduğunu ama baş edebileceğini söylüyor. Ona istediği çoğu şeyi yapabileceğine inandığımı söylüyorum. Yüzü hafif kızarıyor ve teşekkür ediyor. Hatıra kalması için fotoğraf çekiyoruz. Biraz daha sohbet ediyoruz. Araç merkeze varıyor. Onu ailesine teslim ediyorum. Kocaman bir şekilde bana sarılıyor ve ablamla tanışın diye elimden tutup beni ailesi ile tanıştırıyor. Selam veriyorum, hâl hatır soruyorum ve kıza sarılıp oradan uzaklaşıyorum.

Ayancık’a gidecek olan otobüsü beklemeye başlıyorum. Otogarda beklerken üstüme kuş sıçıyor. Küfür ediyorum ufaktan sonra ciddiye alınmayacak kadar ufak bir sorun diye düşünüp küfür etmeyi bırakıyor ve üstümü temizliyorum. Etrafa bakınıyorum ve bir anda tuhaflığın ne olduğunu fark ediyorum. Bu kız benim çocukluğuma benziyor. İdealist bir tavır takınması, hayata başka bir pencereden bakması, bol bol okuması, karşı çıkması, dik duruşu, kimseye zarar vermeden kendi kimliğini bulmaya çalışması… Sorduğu sorulardan anlattığı şeylere kadar… Ve hatta konudan konuya atlayışı bile… Bir anda 11 yaşından birkaç anı gözümde canlanıyor. Unuttuğumu sanmıştım bu anıları… Oysa yeni açan bir çiçek kadar taze ve berrak bir şekilde öylece orada duruyorlardı… Anılar en fazla rafa kaldırılıyormuş demek ki, en ufak bir rüzgar raftaki tozu havayla temasa geçirmeye yetiyormuş… Bu sefer cidden afallıyorum. Kaçmak için çıktığım yolda 3 saat boyunca kendi çocukluğum ile sohbet ettiğimi fark etmek beni sersemletiyor. Biliyorum, yıllarca çocukluğumdan kaçtım. Fakat daha iyi bir seçeneğim yoktu… Şimdi ise düşünüyorum da acaba tüm bu olanları hissettiğim için mi otobüste onun yanına oturmak istememiştim ya da o bunu hissettiği için mi sırtını bana dayayıp uyumayı seçmişti… Ve biz birbirimize geçmiş ve gelecek hakkındaki soruları aslında çapraz bir meraktan dolayı mı sormuştuk…

Aklımın ucundan bile geçmeyecek bir ihtimal gerçekleşmişti… Küçük Zeynep ile huysuz psikolog tanışmışlardı. Evet o Ecrin’di, ben Zeynep’tim ama aynı zamanda hayır ben huysuz psikologdum ve o Küçük Zeynep’ti…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. Hepimizin önce farkına varamadıgımız ya da farkına varmakta geç kaldığımız hatta daha farkına varamadığımız pek çok şey var. Ne kadar şanslısınız ki hayat size bu şansı böylesine güzel bir tessdüfle tanımış. Okurken bile bazı şeylerin farkına varabiliyosunuz. Kaleminize sağlık