İçimizdeki Yalancı

İçimizdeki Yalancı

Peki nedir, kimdir bu içimizdeki yalancı? 

Beş dakika önce şunu anladım ki; insan kendinden, daha doğrusu düşüncelerinden bahsederken pek de doğrucu olmuyor ya da olamıyor. Her neyse buna pek takılmıyorum zaten. Aslında takılıyorum (Çünkü az önce takılmadığım konusunda da yalan söyledim.) Mesela herhangi bir olay yaşadığımızda bunu en yakın arkadaşımıza anlatırken olayı sadece kendi görüş alanımızdan yorumlayıp, karşıda bizi dinlemekte olan insana da yine aynı şekilde aktarıyoruz.

Aslında karşıdaki insanın bize hak vereceğini bildiğimiz için yapıyoruz biraz da bunu. Çünkü hiç tanımadığımız birime bu anlatmış olsak, karşımızdaki kişi belki de bizi hiç tanımadığı için anlattığımız olaya tarafsız bakarak bizi eleştirecek. Biz bu eleştiriyi kaldıramamaktan korkuyoruz. Ya da kendi içinde bulunduğumuz duruma, yine kendimizce haklı nedenler bulma çabası içine giriyoruz. Bilemiyorum bu belki de kendimizi psikolojik olarak daha iyi hissetmemizi sağlamakla birlikte, yalanla yaşamamıza da alışmamızı sağlıyordur.

İçimizdeki Yalancı

İnsan en az kendine nankör, en çok kendine yalancıdır!

Hiç düşündünüz mü acaba bu  kız  neden sürekli bunu tekrar edip duruyor diye? Şöyle izah edeyim size: Şimdiye kadar hayatınızda size nankörlük eden muhakkak birileri olmuştur. Hatta o birileri öylesine nankördür ki, siz kendi hayatınızdan defettikten sonra başkalarına da başka nankörlüğü olmuştur. Dolayısıyla siz ve sizin gibi o nankörlüğe maruz kalmış diğerleri bu insandan nankör diye söz eder. Peki siz başkaları için nankör olmuş olamaz mısınız? Size haksızlık edildiğini, ya da yanlış anlaşıldığınızı düşünürsünüz ama sonuç itibariyle birilerine belki isteyerek, belki de istemeyerek bir nankörlüğünüz mutlaka olmuştur. İşte bu noktada ”hayır benim hiç olmadı” diyenleriniz, işte onlar içindeki yalancıya, ruhunu ve aklını tereddütsüz teslim etmiş olanlardır.

Bu yüzden aslında en nankör ve yalancı olanlar da onlardır. Çünkü bu irrasyonel davranış biçimlerini uyduracak bir kılış bulamadıklarından daha kolay olan ”inkar etme” durumunu benimsemeyi kendilerine bir çıkar yol olarak görürler. Anlayacağınız hepimiz biraz nankör ve çok yalancıyız. Öyle ki yalanlarımız bize içten içe kötü adam tiplemesiyle gülüp geçerken, onun kahkahalarını alaycı bir kukla gibi görüp önemsemiyoruz. Böylesine tutarsız ve uçarı bir davranış da, ancak biz insana yakışırdı zaten. Eğer insanoğlunun bu irticai ruh halinden ve diğer anlamsız kaprislerinden, öfkelerinden, kıskançlıklarından ve nankörlüğünden bir kurtulma çabası olsaydı, o zaman dünyada akılcılık hüküm sürerdi. Peki insan içindeki yalancıyla yaşamayı niye bu kadar çok özümsüyor? Bunun adına ne demeli? Korkaklık mı, ihtiyaç mı ya da 21. yy insanının genel bir hastalığı mı bu? (Soruyorum çünkü cevabını ben de bilmiyorum)

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.