İç Hesaplaşmalar Dış Borçlar

Birinden ne zaman borç alırız? Çok ihtiyacımız varsa, başka çaremiz yoksa, hemen ödeyebileceğimizi düşünüyorsak veya sadece keyfi olarak alırız.  Bana sorarsanız, Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri borçlanmayı seven bir yapıya sahiptir. Tıpkı başını sürekli belaya sokup, abilerinden yardım isteyen genç yetişkin biri gibi.

Esasen 1840 Galata Bankerleri ile başlayan serüven, Kırım Savaşıyla birlikte adeta önü alınamaz bir hale geldi. Totalde 11.200.00’e mal olan bu savaş Osmanlı borçlanmasının yalnızca ilk ayağını oluşturdu. Yüksek faizden verilen borçlar, borçları ödemek için alınan borçlar fon bulmayı da zorlaştırmıştı. Böylelikle 1870’de dış borçlar 200 milyon sterlini bulmuştur. 1873 olduğunda krizin Osmanlı’yı olumlu etkilediğini söyleyebiliriz. Duyunu Umumiye 1883 yılında yirmiden fazla kentte şubeye sahipti. 1914 yılına gelindiğinde ise yeni bir mali bunalımın kapıda olduğunu 160 milyon sterlinlik borçtan anlayabiliyoruz.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yepyeni bir dönem başlamış ve bu yeni dönemde eski Osmanlıdan kalan borçların ödenmesi kesinlikle reddedilmiştir. Gelecek için umut vadeden günler başlamıştı. Fakat Atatürk’ün ölümüyle birlikte kurmuş olduğu düzen çok uzun vadeli olmamış, yanlış politikalar ve rant hilafetleri ülkeyi yeni borçlara dolayısıyla halka ödetilen yeni vergilere yol açmıştır. Çünkü kısa süreli rahatlamalarla, kısa dönem planlarıyla ancak kısa süreli rahatlamalar elde edilebilirdi. Öyle de oldu. Türkiye ekonomide ve borçlarında yüksek faiz düşük kur, düşük faiz yüksek kur denklemi arasında gidip geldi.

1994’ de Tansu Çiller’in kurumları kendine bağlamasıyla başlayan ekonomik çalkantılar faiz oranlarının %79’a kadar çıkmasına ve Türkiye’nin hiper enflasyon sürecine girmesine kadar gitmiştir. Dolayısıyla piyasanın tepkisi de çok ağır olmuştur. Hepimizin bildiği, 2001 krizi. Hani şu esnafın yazar kasalarını bakanların önüne attığı dönem, 2021 için de ne kadar tanıdık görüntüler değil mi?

Milli gelirin dörtte birinden fazlası yeniden borçlanmada kaybedilmiş oldu. Fakat kara bulutları Kemal Derviş’in 15 günde 15 yasa gibi ciddi ve çok önemli reformları uzun süreli olarak dağıtacaktı.

Bundan sonra yeni bir ekonomi planı ve parti dönemi başladı. Liberal tutumlarla, Kemal Derviş planlarıyla ilerleyen borçlanmanın azaldığı ve hatta doğrudan yabancı sermayenin ülkeye aktığı, memnun kalınan bir dönemdi bu. Öyle ki hem içerde hem dışarda işler düzgündü, meyve alınan refah dönemiydi yani Lale Devri. 2009 krizi bile en az hasarla atlatıldı, 2010’da devlet kendi iradesiyle ekonomiyi soğuttu, frene bastı.

Fakat ne zaman ki kurumlarda yöneticiler sürekli değişmeye başladı, liberal ve yenilikçi düşünceler yerini bireysel atamalara bıraktı, işte o zaman hem merkeziyetçi yapı güçlendi hem de ekonomi bozuldu borçlanma arttı. Tıpkı Lale Devri gibi, tıpkı Kırım Savaşı zamanında uygulanan yanlış tutumlar gibi ülke yeniden bir buhrana sürüklendi.

Kurumsal yapının bozulması, rant için ekonominin günlük işleyişine edilen müdahale, 2021 yılında dış borcun 2001 yılı ile neredeyse eşitlenmesine, işsizliğin artmasına, bağımlı nüfusun çok zor durumda kalmasına, değişim umudunun yok olmasına neden olmuştur.

Kısacası, borç alındığında, ileride ödeyecek güç bulamayacaksak hiç almamak daha iyi olur. 128 Tl de olsa 128 milyar dolar da olsa.

Ekonomi ve siyaset konularına ilgiliyseniz işte sizin için kaynak bağlantıları!

https://tr.wikipedia.org/wiki/2001_T%C3%BCrkiye_ekonomik_krizi

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_Dervi%C5%9F

Yazımı beğendiyseniz oy verip paylaşmayı unutmayın! Yanlış veya eksik gördüğünüz noktaları mesaj ve yorum olarak iletebilirsiniz, keyifli okumalar!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum