in ,

Hollanda Hastalığı

Dünya üzerinde bazı devletler vardır ki “Hollanda Hastalığı”na yakalanmış ve sonucunda büyük sıkıntılar çekmişlerdir hatta sıkıntı çekmeye devam ediyorlar. Hollanda hastalığı, adından anlaşılacağı üzere Hollanda’da meydana gelen ekonomik bir sıkıntının adıdır. Peki bu Hollanda hastalığı nedir?

   Hollanda Hastalığı

doğalgaz rafinerisi hollanda hastalığı

Hollanda hastalığı, ani zenginleşme kaynağına kavuşan bir ekonomide mevcut üretim faktörlerinin diğer üretim alanlarından çekilip yeni kaynağa yönelmesi sonucunda toplam üretimin azalmasına denir. İlk olarak 1960’lı yıllarda Hollanda’da doğal gaz bulunması sonucunda gözlemlendiği için Hollanda Hastalığı adını almıştır. Özellikle petrol şoklarının yaşandığı 1970’li yıllarda ham petrolün ve doğalgazın dünya fiyatının artması sonucunda Hollanda’da geleneksel sanayi ürünleri üretimi azalmış, ürün fiyatları artmış ve bu nedenle üretim faktörleri bu alana kaymıştır. Ticaret konusu sektörde bir malın fiyatının artması, ticarete konu olmayan mal sektörlerinden üretim faktörlerinin aktarılmasına yol açmıştır.

   Karadeniz’de Bulunan Doğalgaz

doğalgaz rafinerisi

Geçen haftalarda haberini aldığımız yeni doğalgaz rezervlerinin Türkiye ekonomisine olası etkileri hakkında bazı noktalara değinmek gerekiyor. İlk olarak önemli miktarda bir kaynak bulduğumuzu söylemekte fayda var. Bu durum gelecek için oldukça sevindirici. Türkiye 2018’den beri bütün dünya ülkeleri ile birlikte ekonomik anlamda küçülme içerisinde. Bu açıdan çok önemli bir getirisi olacağını düşünmek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Şuanki rakamlar ile birlikte toplam getirisi yaklaşık olarak 65 milyar dolar olması bekleniyor. Bu toplam rakamın yıllık olarak getirisi ise 2-3 milyar dolar arası olması bekleniyor. Önemli olan doğalgaz çıkartmaya başladığımız zaman ki koşullar olacak elbette. Gelecekteki koşullara bakacak olursak kişi başı gelir artacak belki ama hane halkları gelişmeye başladıkça daha fazla enerji tüketimi söz konusu olacak ve haliyle daha çok enerjiye ihtiyaç olacak. Bu bağlamda bakacak olursak, bulunan doğalgazın ciddi bir katkısı olmayacak. Özellikle cari açıktan kurtuluyoruz artık cari fazla vereceğiz gibi ifadeler gerçeği yansıtmamaktadır.

Öte yandan cari açık ilgili değinmekte fayda gördüğüm bir nokta var. Cari açık bir ülkenin “tasarruf” açığıdır. Ticari açıkla karıştırılmamalıdır. Üretime yönelik makro planlar yapılmadığı sürece bu sıkıntı devam edecektir. Buna en güzel örnek Sudi Arabistan’dır. Tam bir petrol zengini olan bu ülkenin hiçbir sıkıntısı olmaması gerekirdi ancak üretim alanındaki durumları yüzünden ciddi sıkıntıları var.

   Biraz Geriye Gidersek

hollanda hastalığı enerji keşfi

Yukarıda Hollanda hastalığından bahsettik. Neydi bu hastalık? Doğalgaza güvenerek, herhangi bir üretim sektörüne yatırım yapmamak, tembelliğe alışmak. Sonra geri dönmek istediğinde geç kalmış olmak. Peki bu durum sadece doğalgaz üzerinden mi gerçekleşmekte? Hayır. 2002 yılında çıkan krizde Türkiye IMF önderliğinde bazı politikalar uyguladı. Bu politika ve planlar sayesinde 2002-2008 yılları arasındaki süreçte ülke olarak güzel sonuçlar aldık. Bu sonuçlarda en dikkat çekici kısım ise “para ikame” durumudur. Para ikamemiz, yani toplam mevduatlar içinde yabancı paranın payı %57 iken (yani Türkiye kendi parasına güvenmiyorken) bu oran %25 civarına düştü. IMF politikaları ile birlikte dolar 1,19 seviyelerini gördü. İşte her şey tam olarak bu noktada başladı. Doların bu kadar düşük seviyede olması, ithalatı ciddi anlamda artırdı. İthalatın müthiş ucuzlaması ile herkes ihracatı bırakıp ithalata başladı. Faizler %70 gibi yüksek bir orandan %20 oranlarına kadar düştü ve faizler elden gitti korkusu ile sanayi alanında üretim yapan kesim bir anda oldu konutçu. Sonrasında konut talebi fırladı ve herkes ikinci, üçüncü hatta dördüncü evini almaya başladı.

   Açıkça İfade Etmek Gerekirse

Finansal kriz sonrası bol likidite dönemi başlıyor. Bu durum insanlarda bir rehavete yol açıyor. Bu rehavet, inşaat sektörüne olan yönelimi artırıyor. Çok daha üretken sektörler yerine geçici ve kolay para kazanma modeli tercih ediliyor. İşte bu noktada tam anlamıyla Hollanda hastalığına yakalandık veya yakalanacağız gibi umutsuz düşüncelerden uzaklaşarak bu duruma düşmemek adına sağlam emin adımlar ile bu müjdeyi karşılamak hepimizin yararına bir durum olur. Yoksa bu durum aslında sadece doğalgaz üzerinden yaşanacak bir durum değil. Aslında bir zihniyeti ifade etmektedir. Bu zihniyete sahip her devlet ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar yaşamaya mahkumdur.

   Günümüze Gelecek Olursak

Gelecek 2-3 sene için odaklanmamız gereken bazı noktalar var. Hükümetin ortaya koyduğu projelerin finansmanı, yap işletlerin finansmanı olmak üzere kamunun omuzlarında ciddi yükler var. Harcama var, gelir yok! Bunun üzerine Covid-19 sıkıntısı var. Her geçen gün borç sınırları zorlanıyor. Aslında bu duruma en başından dikkat edilmesi gerekirdi. Potansiyel büyüme dediğimiz orandan şaşmamak gerekirdi. Bizim potansiyelimiz ne kadar veya potansiyel büyüme nedir?

Potansiyel büyüme dediğimiz şey, bir devletin ekonomik anlamda 100-150 yıllık büyüme ortalamasının alınması sonucu ortaya çıkan orandır. Türkiye’nin potansiyel büyüme oranı ise %5,5 dir. Fakat bu oran cari açık dahil edilerek hesaplanmış orandır. Eğer cari açığı çıkarırsak bu oran %3 civarına tekabül edecektir. İki oranın da ortası %4 gibi bir oran ise bizlere gerçek rakamı verecektir. Bu oranın ne altında kalmak, ne de üstüne çıkmak bize herhangi bir kazanç sağlamayacaktır. Demem o ki, böylesine büyük proje ve planlar ile elimizdeki tasarrufları eriterek hiçbir zaman istediğimiz ekonomik büyüklüğe ulaşamayacağız. Daha çok okuyan, öğrenen ve eleştiren bir toplum olmak ümidiyle saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.