Her Şeyi Kodladık da Şu İletişimi Nasıl Çözeceğiz ?
Selamlar! Bugün bireysel projelerimle uğraşırken aklıma bir şey takıldı? Bir projeyi teknik olarak mükemmel yapmak, onun kabul göreceği anlamına mı geliyor?
Bir fikri veya kendimizi doğru anlatamazsak, o fikrin/kendimizin ne kadar iyi olduğunun bir önemi kalıyor mu?
Bugün bilgisayarın başındayken fark ettim ki, ikna dediğimiz şey sadece iş dünyasına ait bir beceri değil; Aslında sosyal hayatımızın da tam kalbinde yer alan bir yaşam sanatı.
İster iş yerinde yaptığım minik bir projeyi sunayım, ister arkadaş grubumu istediğim bir etkinliğe katılmaya ikna edeyim; mutfakta hep aynı modeller çalışıyor.
Hemen bir parantez açayım: Burada yazdıklarım akademik bir makale veya bilimsel bir kanıt değil. Tamamen kendi okumalarım, yaptığım hatalar ve insan ilişkilerinde tuttuğum “kişisel log kayıtlarımın” bir özeti. Yani bu bir ikna el kitabı değil, benim iletişimdeki “beta sürümüm” diyebiliriz.
Bu konuyla ilgili okuduktan, araştırdıktan aynı zamanda da hem kendi hem de gözlemlediğim başka insanların deneyimlerini inceledikten sonra birkaç not aldım.
1- Parazitleri Temizleyin
Birine bir şey anlatırken araya giren her şey parazittir. Bu yalnızca gürültü değil; karşınızdaki kişinin yorgunluğu veya o anki ruh hali de olabilir. Etkili bir iletişim kurmak istiyorsak bir kaynak olarak ileteceğimiz mesajın alıcıya sorunsuz bir şekilde iletilmesini sağlamalıyız. Karşı tarafın duyma kapasitesini ölçmeden söze başlarsak, mesajımız ne kadar değerli olursa olsun hedefe ulaşamayabilir.
2- Akıl, Güven ve Duygu Üçgeni
Aristo, bu işi yıllar önce çözmüş aslında. Sadece mantık ile yaklaşırsak soğuk, sadece duyguyla yaklaşırsak havada kalıyoruz. Ama eğer birey olarak karşı tarafa güveni, mantığı ve duyguyu aynı anda verebiliyorsak sosyal hayatta da aşılmaz sanılan duvarları birer kapıya dönüştürebiliyoruz.
3-Halo Etkisi ve İlk İzlenim
Bir insanın tek bir olumlu özelliği, beynimizde onun hakkındaki diğer tüm yargıları olumluya boğuyor. Yani aslında ikna süreci, biz daha ağzımızı açmadan, duruşumuzla ve verdiğimiz o ilk pozitif enerji ile başlıyor.
4- Davranış Değişikliği
Davranış değişikliği kolay değildir. Birinin inancını değiştirebilirsiniz belki ama alışkanlıklarını ve eylemlerini değiştirmek zaman alır. İkna bir süreçtir.
Bu konuyla ilgili yaptığım gözlem ve araştırmalardan anladığım kadarıyla;
– İyi bir gözlemci olmak: Sadece kendi anlatacağına değil karşı tarafın o anki ruh halini, çevredeki gürültüyü ve engelleri fark etmek.
-Dengeli ve çok yönlü olmak: Sadece çok bilmiş olmak ya da sadece duygusal biri olmamak; bilgisini ,samimiyeti ve duruşuyla insanların hem aklına hem kalbine dokunabilecek şekilde bütüncül bir duruş sergilemek.
-Özsaygısı yüksek ve bakımlı: İlk izlenimin gücünü bilmek; dış görünüşüne, hitabetine ve yaydığı enerjiye özen göstermek.
-Stratejik ve Sabırlı: Pat diye direkt sonuca gitmek değil, önce dikkat çekebilmek, merak uyandırabilmek gerekir.
Tüm bu maddeler bize şunu gösteriyor: İkna sanatı aslında bir bağ kurma ustalığıdır
