Hayatımız En Başından Beri Bize Mi Ait?

Bir fanusun içindeyim, kalın camları olan koca bir fanus. Bu fanusun yine sırf camdan bir kapısı var. Ama ben kapıya yaklaşamıyorum. Ne zaman çıkmak için bir adım atsam attığım adım boşa gidiyor, çünkü her adımda kapı biraz daha uzaklaşıyor. Fanusun kalın camları genleşiyor genleşiyor ve bana verdiği bilmem kaç metre karelik alanı genişletiyor. Asla ama asla kapıya ulaşamıyorum. Arkama baktığımda birde ne göreyim, ilk adımımda kalıvermişim, hiç ilerlememişim.

Bu kapının garip bir mekaniği var. Koluna bir ip bağlı, ipin ucunaysa bir fırça. Fırça fanusun dışında siyah bir duvara asılı, beyaz bir tabloya değiyor.Kapı her açılıp kapandığında fırçanın ucundaki siyah boya tabloya bir şeyler çiziyor. Kapıyı da benden başka herkes açıyor.

Bu koca fanusu henüz doğmadan evvel, hiç tanıyıp görmediğim, yalnızca sesini duyduğum bir kâhin hediye etti bana.Bir kitabın sayfalarını karıştırdığını duydum, o sayfalardan bir şeyler okudu. Tabloyu anlattı. Tabloya değen siyah çıkmaz boyayı.Dedi ki, o tablo benim ömrümmüş, fanus üzerime doğduğum anda kapanırmış ve kapıya yalnızca fırça son darbeyi vurduğu an ulaşırmışım. Herkesin bir fanusu varmış. Öyle söylemişti. Ama herkesin tabloya değen bir fırçası da yokmuş. Tabloları henüz bembeyazken de çıkabiliyormuş bazıları. Böyle olanların ömür tablosuna bir nefeslik boya bile değmiyormuş. Garip… Bu iyi mi kötü mü belli değil.

Fırçası olanlarsa son nefeslerini verdiği anda bile tablolarına o siyah boya değermiş. Onun için aldığın her nefesi, attığın her adımı, fanusunun içine girmesini istediğin her insanı güzel seçmen gerekmiş, pişmanlık duymamalıymışsın. Çünkü yaptığın her şeyden kendine faydalı bir şeyler katmazsan fırçanın o an değdiği yer bulanıklaşırmış. Ömrünce unutamayacağın bir leke kalır, hiç çıkmazmış.O zamanlar bu beni korkutmuştu. Şimdiyse tablomdaki yer yer bulanık lekelere alışmıştım. Onlara bakarken korkmuyordum bile. Çünkü sanmıyordum ki tablosunda bulanık bir yer olmayan bir fanus olsun. Sanmıyordum tüm çizilenlerin güzel gideceğini. Hele ki söz konusu biz insanlar olunca…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

3 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.