Hayal ve Gerçek

“İnsan hayal kurmadan yaşayamaz”. Bu söz her ne kadar kulağa hoş gelse de bana biraz boş gelirdi. Niye yaşayamasın herkes hayal kurmak zorunda mı, yaşayan bunca insanın aklı hayalleriyle mi dolu diye düşünürdüm. Meğer yaşayamamaktan kasıt havayı soluyamamak, nefessiz kalmak değilmiş. Yaşadığını hissedememek varoluşunu sorgulamakmış. Ha deyince olmuyor bazı şeyler, hatta bazen ne dersen de olmuyor. Bazen de olmaması için yalvardığın şeyler geliyor başına, olacağı varmış diyip geçiyorsun ya da geçtiğini zannediyorsun. Olanlar da olmayanlar da hep bir yumru olarak kalıyor yüreğinin orta yerinde. İnsan hayatının farklı zamanlarında farklı kişiliklere sahip olabiliyor. İstekleri, arzuları, hevesleri, hayalleri, hedefleri bir bir değişiyor zamanla.Bu yüzden  insan yedisinde neyse yetmişinde de o olmaktan çok; yedisiyle yetmişindeki arasında yaşam mücadelesi veren her karakter oluyor . Yaş aldıkça bir bir azalıyor hayallerimiz, sayısı aynı kalsa bile olabilitesi düşüyor. Belki çocukken kurduğumuz çikolatadan ev hayalleri bile şimdikilerden daha gerçekçi duruyor. Aslında sorun bunların gerçek olmaması değil, olmayacağına inanılması. İnanmak başarmanın yarısıysa, biz tüm yollarda hala ilk adımdayız. Atılmakla atılmamak arasında kalmış, ilerleme kaydedemeyen, hatta uzun zamandır sabit durduğu için ileriyle geriyi ayırt bile edemeyen korkak, isteksiz, yorgun gittikçe küçülen adımlar…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.