GÜN SONU

Yanlış mı, doğru mu diye düşündüğümüz konular değer yargılarımızı oluşturuyor esasen. Olayların akışına öyle kaptırıyoruz ki, bazen gözümüz gerçekleri dönüştüren gölgelerin ardından seyrediyor sadece. 

Bugün yaşadıklarını düşün örneğin. İsteyerek ya da istemeden içinde bulunduğun, uzaktan seyrettiğin ya da yalnızca görevin olduğu için üstlendiğin şeylerin altında ezilmiş olabilirsin. Belki şahane bir gün geçirdin, şanslı/verimli günündeydin. Mutlu ya da mutsuz hissetmene sebep olan şeyin temeli neydi? Muhtemelen hepsi akışta aldığın kararların sonuçlarından ibaret.

Peki her şey bu kadar kontrollü müdür? Aslına bakarsan -bence- hayır. Müdürünün/hocanın/ailendeki büyüklerin davranışlarını kontrol edemezsin çünkü onlar da birey ve doğru ya da yanlış kararlar alarak ilerlemek her insanın doğasında var. Sana göre yanlışı belirleyen, yine değerlerin. Öznellik devrede her zaman. Hayır ben objektif ele alıyorum her şeyi ve eşit yaklaşıyorum desen de maalesef iç yüzüne baktığında temelde duygularınla hareket ettiğin gerçeğiyle yüzleşip güçsüz hissetmen  çok normal. 

Rüzgar senden yana estiğinde aksi gerçekleşir. Bu eşsiz zamanlar zafer anlarındır ve tadını çıkarmak da en doğal hakkın. Önemli olan, koşullar ne olursa olsun, kimseyi ezmeden, emeğinle ulaşmış olman zafere. Zafer diyorum çok genel anlamda buna. Çünkü kimisi için karşı tarafın yüzünde oluşan bir gülümseme, kimisi için bir sınavdan aldığı yüksek not, kimisi için haksızlığa karşı dik duruş, kimisi için de günlük işlerini eksiksiz tamamlamış olmaktır tanımı. Örnekler çoğalır, hayatına uyarlanır. İşin özüne indiğinde olay aslında hayatına değer kattığın o andan ibaret.

Sonuç ne olursa olsun, günün nasıl geçmiş olursa olsun, önemsemen gereken şeyin yastığa başını rahat koymak olduğunu anladığında kazanmış oluyorsun. 

yazar

Yazar: Bell's

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.