GÜLÜMSE, UMUDUNU KAYBETME, BAŞARACAĞIZ

   Sanatçı zaman ötesini arşınlayarak bazen olabileceklerle bazen de zamanının içinde gezinerek farkında olmadığımız gerçeklikle bizi karşı karşıya getirir. Sahip olduğu gözlem yeteneğiyle sanatın farklı tekniklerine başvurarak yapar bunu. Sanatın, sanatçının tek derdi sadece anlatmaktır. Bunu yaparak (her ne şekilde yaparsa yapsın) farklı deneyimlerin kapısını aralar bize. Bizim için de artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Sanatın sihri buradan gelir zaten.

  Chaplin, “Modern Zamanlar” filminde insandaki değişimi ve modern insan kavramının ortaya çıkmasını sağlayan etkenleri anlatır. Makinelerin çarklarıyla çalışan, o çarklardan biri haline gelen, yaptığı işe yabancılaşan ve içselleştiremeyen insanın hikâyesidir bu. Geleneksel taşra kökenli toplumdan kent merkezli modern topluma geçilen bu dönemi anlatan bir diğer sanatçı da Franz Kafka’dır. Aynı çağın farklı tarzlarda anlatıcılarıdır ikisi.

  Yeni yaşam merkezi olarak kentlerin ön plana çıktığı, binlerce insanın bir arada yaşadığı yeni iş kolları ve mesleklerin geliştiği, Albert Camus’un “ Korku Çağı” diye adlandırdığı zaman dilimidir bu.  İnsanlar arası bağın koptuğu, tek başına kalan insanın kendine yabancılaştığı, insanı ve ahlakı belirleyenin maddi koşullar olduğu, (maddi koşullara sahip olmak için de köleliğin normal olarak kabul edildiği) üretim bandı üzerinde çalışan ve düşünmeyen köle insanların dünyası… Kafka ve Chaplin’i ortak paydada birleştiren de bu dünyanın sorunlarıdır. Chaplin çalışma hayatı üzerinden, Kafka ise aile kavramı üzerinden yabancılaşmayı ve başkaldırıyı ele alır. Her ikisi insanın farkında olmadığı bu gerçeklikleri masaya yatırırken bir taraftan da sanata yenilikler getirir. Kafka’nın dünya edebiyatının merkezi haline gelmesini ve varoluşçuluk felsefesine temel oluşturmasını sağlayan aynı öngörü Chaplin’i sinemanın öncüsü yapar.

  Başkalaşmayı aile bireyleri arasındaki ilişkinin boyutları üzerinden tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren Kafka “…baba ailedeki otoritenin karşılığıdır. Şüphesiz bireyin yabancılaşmasında tek neden aile değildir. Fakat her şeyin başladığı nokta ailedir.” der. Dönüşüm ’de böceğe dönüştürdüğü Gregor üzerinden aile ilişkilerinin kapitalizmin çarklarında yaşadığı değişimi gösterir. Böceğe dönüşen Gregor’un babasının ondan para sakladığını öğrendiğinde hissettiği kullanılmışlık duygusu, bir taraftan da ailesinin bu parayla idare edebileceğini düşünüp rahatlaması iyi ve kötü kavramlarını sorgulatır bize. Aile üyelerinin asalak oluşu düşüncesi, kan bağına rağmen ikiyüzlü oluşları, sağlam bir sevgi bağının olmayışı (dünyanın acımasızlığı içinde sığınak noktamız ailenin çıkarcılığını görmek) bizi rahatsız eder. Kafka’nın istediği budur zaten.

  Kafka 1915 yılında yayımladığı “Dönüşüm” adlı kitabında insanı bir böceğe dönüştürürken, diğer uçta yer alan Chaplin 1914’te Şarlo’yu yaratmıştır. Her ikisinin de hayatta kalmaya çalıştıkları karmaşık dünyalarında; bazen çaresiz bazen cesur, yaratıcı, tehlikeli ve aptalca yanılsamalar vardır. Etkileri, gülünç olduğu kadar da acı vericidir. Chaplin’in duygusal mutlu bir sonu varken Kafka’da bu yoktur. Gregor Samsa, ‘’dönüştüğü’’ güne değin çeşitli kölelikler içerisinde yaşamıştır. İş yerinde köledir, aile çevresinde köledir ve zincirleri içerisinde uslu oturduğu sürece benimsenip sevilir. İşçi de patronuna sorun çıkarmadığı zaman… Gregor’un sürüye dönebilmek için böceklikten çıkması ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutması gerekir. İşte o zaman yine annesine ve babasına uymak zorunda kalacak ve içinde yaşadığı topluma eskisi gibi hizmet edecektir. Fakat Kafka bunu istemez, sürüye katmak yerine Samsa’yı öldürür. Bir sabah evin hizmetlisi, Gregor’u odasında ölü bulur, aile bireylerine haber verir. Aile durumu gayet normal karşılar ve günlük hayatlarına devam eder. Gregor’u da hizmetli faraşla çöpe atar. Aile rahatlar ve uzun zamandır planladıkları seyahate çıkarlar. Artık sürüye katılmak için önlerinde bir engel kalmamıştır. Ahmet Cemal’e göre; çizgi dışı bireyle sürünün dışına çıkanı ezen toplumun çatışmasını çarpıcı biçimde bir öykü gerçekliğiyle dile getirir Kafka. Dönüşüm, aile kurumunun bireyi yok edici yanlarını tüm korkunçluğuyla evrensel düzeyde yansıtan bir yazın metnidir. Samsa’nın yaşadığı sorun hepimizin yaşadığı geçekliktir.

  “İnsan bilinçli yaşadı mı eski yeri yurdu her zaman yeni kalır. Yeter ki kendisini başkalarına bağlayan bağların ve başkalarına karşı yükümlülüklerinin tastamam bilincinde olsun. İnsanı gerçek anlamda özgürlüğe kavuşturan, bu bağlardır yalnızca. Yaşamda bundan yüce bir şey yoktur.“ der Kafka mektuplarında. Bir böcek olmanın yarattığı değersizliği hisseden okur aslında bu değersizliğin işe yaramayan bir insan olmakla ilgili olduğunu anlar.

   Chaplin filmindeki altıyı vuran saat görüntüsüyle modern toplumda zamanın ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu gösterir. Sermayedarlar daha çok üretmek amacıyla kendilerine farklı yollar ararken üretilen bir bütünün, parçalarından daha değerli olması gerektiğini düşünmüş olacaklar ki bunun yerine değer olarak zamanı koymuşlardır. (‘Ne kadar çok vakit harcarlarsa o kadar çok üretecek ve bunu kendi istekleriyle yapacaklar çünkü ne kadar çok üretirlerse o kadar çok para kazanacaklar’ düşüncesidir bunun altında yatan.) Samsa’nın böceğe dönüşmesine rağmen işe gitmeyi ve mesai saatini düşünmesi bunun yansımasıdır. Otoritelerin (aile, iktidar, işveren…) tutsağı olmuş insanların dünyasıdır Samsa ve Şarlo’nun dünyaları… Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesini aile kurumu içerisindeki bireyin; Chaplin’in “Modern Zamanlar”ı ise çalışma hayatının içindeki dönüşümün tragedyasıdır. Anlayacağınız, Kafka ve Chaplin tragedyanın iki ucunu temsil eder.

  Hissettiği baskıdan ötürü büyük bir buhrana sürüklenen Şarlo’nun deli gömleği giyerek akıl hastanesine yatırılmasının, Samsa’nın da böceğe dönüşerek ölmesinin bir anlamı vardır. Ayrık otları için kaçınılmaz bir sondur bu… İnsani özelliklerini kaybeden kölelere dönüşen insanların önünde iki yol vardır: sürüye katılmak ya da sürüden ayrılıp isyan etmek…

   “Birey olmayı başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka’nın eseri geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır“ Cemal’e göre. Kafka şimdi yaşasaydı acaba neye dönüştürürdü Gregor Samsa’yı? Bilmiyorum ama… Bildiğim bir şey var; Samsa ve Şarlo’nun bize gösterdiği, hala içinde yaşamaya çalıştığımız çıkarcı, insanlığın unutulduğu bu dünyada duvarlarla örülen hapishanelerin tutsakları olmaya devam ediyoruz.

  Çok zor gibi görünse de bundan kurtulmanın tek yolu: tükettiğimiz sürece var olabileceğimizi söyleyen kapitalizmin çarklarını ve otoritelerin ördüğü duvarları yıkmak…

  Haydi, o zaman hep birlikte; Şarlo’nun ünlü repliğini tekrar edelim: “Gülümse, umudunu kaybetme, başaracağız “                                                               

                                                                                                  Çünkü gülmek devrimci bir eylemdir…                                                                                                                                                                                                             

 

Kaynaklar

Franz Kafka, Dönüşüm, Can Yayınları, Çeviri; Ahmet Cemal

 https://en.wikipedia.org/wiki/Modern_Times_(film)#Music

 https://en.doppiozero.com/materiali/letteratura/kafka-nelle-mani-di-charlie-chaplin

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.