Yokuşun ortasındayım ve yük dolu bir araba itiyorum. Kimseden yardım istemeyi de yediremiyomuşum kendime. İzleyenler ne kadar ağır olduğunu bilmeden arabayı itmemi alkışlıyor. Avuç içlerim yanıyor ama bırakmıyorum. Bırakırsam ne olur onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey bırakmamam gerektiği.
Asıl gücün ‘ihtiyacım var’ demek olduğundan da haberim yok. Gelenleri gönderip halimden memnumuşum edasıyla devam etmeye çalışıyorum da devam edemiyorum işte.
Yardım istemiyorum. İstememek değil bu aslında ağzımdan ihtiyacım var kelimeleri çıkarsa, bir şey kopucak gibi. Gücümden değil, kendimden şüphe edilecekmiş gibi. O yüzden itiyorum. Arabayı, yokuşu, kendimi.
Araba dolu. Tek tek sayamıyorum. Bazı yükler başkasının, bazıları bana ait değil ama bana verilmiş. Kimini ben almışım, kimini almayı görev bilmişim. Kimini de sessizliğimle davet etmişim.
Beni izleyenler var etrafımda. Ne kadar ağır olduğunu bilmiyorlar. Bilseler de fark etmezdi belki. Uzaktan bakınca hareket ediyorum çünkü. Alkışlanacak kadar ilerliyorum. Kimse yükün ağırlığını değil, hala ayakta oluşumu görüyor.
Bende öyle yapıyorum zaten. İyiyim diyorum, sorun yok, hallederim. Bunları söyledikçe daha da içe gömülüyorum ama dışardan hala güçlü duruyorum.
Sonra bir şey oluyor.
Bir yük kayıyor önce. Sesini duyuyorum. Metalin metale çarpması gibi değil; etin ete değmesi gibi bir ses. Düşüyor, bacağıma çarpıyor. Canım inanılmaz acıyor ama durmuyorum. Durursam herkes bakacak.
Bir tane daha. Bu sefer kesiyor. Eski bir yerden. Kabuk bağladığını sandığım bir yerden. Kanadığını hissediyorum ama bakmıyorum. Bakarsam gerçekten olduğunu anlayacağım.
Yükler birer birer dökülüyor. Hafifleme gibi değil ama hafiflediğini sanıyorlar ama ben biliyorum. Ağırlık başka bi yere taşınıyor sadece. Artık üstümde değil, içimde.
Bazısı önümde duruyor, ilerlememe engel oluyor. Bazısı arkama düşüyor, geri çekiyor, Bazısı da yere değil, bana düşüyor.
Oturuyorum olduğum yere öylece. Bırakmıyorum ama ilerleyemiyorum da.
Biri görse niye durdu diyecek
biri görse o kadar da zor değil halledilir diyecek
biri görse koluma düşeni işaret edip ders olsun diyecek
Kimse gerçekten devam edemediğimi, devam etmek istemediğimi düşünmeyecek. Yakıştıramayacak bana.
Kimseye anlatamıyorum da. Anlattığım her şey küçülecek, normalleşecek, geçecek denecek. Halbuki geçmiyor. Sadece birikiyor.
Bu zamana kadar taşımışım daha da taşırmışım, taşıyabilirmişim gibi gelecek.
Birini alıyorum yanıma kendimin.
Kendimi ikna edip tam anlatabilirim dediğim birisi hatta anlattığım birisi benim için bunun önemini bile bilmeden normalleştirip bir anda çekip gitmeyi hak görüyor kendine.
Çoğu insan için normaldir çünkü kendini açmak, anlatmak, ağlamak. Böyle düşündüğün için açıklayamazsın da kendini. Duygularını göstermek de zayıflık gibi gelir. Yine sadece Tamam dersin. Sen bilirsin dersin. Ben hallederim dersin.
Yardımına izin verdiğim birisi, bir anda arabanın üstünde ki yüklerden birine dönüşüyor. Bi bakmışım yanımda, beraberiz. Bi bakmışım yokmuş. Yokluğu da yük olmuş.
Yokluğu yük, yokluğunun getirdiği şeyler ayrı yük.
Varlığının bir süre bile olsa olduğunu hatırlamak yük. Buna izin vermiş olma pişmanlığı ayrı yük.
Ne olursa olsun devam ediyo insan bir şekilde tabii. Nelerle başa çıkmadım bunu da hallederim diyebiliyo. Hallediyo da. Ama işte hallemediğim bir yerdeyim artık. Tahammülsüzleşmek mi, yorulmak mı, yıpranmak mı, umutsuzluk mu bilmiyorum. Sadece devam etmek istemiyorum. Arabayı orda bırakıp yokuş aşağı bırakasım var kendimi.
Ve düşünüyorum da bu raddeye gelene kadar
Bu kadar yorulmuşluğa değer miymiş tek başıma halledebilme arzumun bana açtığı yaralar?Görmek isteyene gösterseydim kendimi. İnce eleyip sık dokumadan açsaydım kendimi insanlara, yanlış seçimler bu kadar acıtmazdı belki canımı.
Belki de güçlüyüm dedikçe daha da hassaslaştım. Ya da başından beri ben farkında olmadan hassasiyetimdi en büyük gücüm, kullanamadım.
Oysa
İhtiyacım yok, hallederim, iyiyim sorun yok demek ne büyük güçsüzlükmüş. Üzüldüğünü bile söyleyememek, gözyaşlarını saklamak kendimize yaptığımız ne düşmanca bir hareketmiş.
‘Yağmur üzülmez ya’ cümlesini sevdiğim kadar bunu yaparsam Yağmur üzülür.’ cümlesini de sevseymişim keşke. Çünkü böyle insanların yüklerini de sırtlamayı görev edinmişim kendime.
Özür dilerim kendimden. Bu kadar uzun süre taşıttığım için. Durmama izin vermediğim için.
Ve ilk kez şunu düşünüyorum. Belki de burda durabilmeyi başarabilirim.
