Genç Bir Beden

Sırtındaki ceketi ağır geliyordu omuzlarına,kışın kasvetli havası içerisinde boğulur gibi oldu. Bir an önce kendini evine atmak istiyordu, yorulmuştu, halsiz hissediyordu kendini.

Apartmanın merdivenlerinden ağır ağır çıktı, alt komşusunun küçük kedisi evin kapısının önündeki paspasa yayılmış yatıyordu. Kediyi rahatsız etmeden anahtarı delikte üç tur döndürdü ve sonunda eve girebilmişti. 

Omuzlarına ağır gelen ceketi bir köşeye fırlattı, sanki bir daha omuzlarına giyinmeyecek gibi…

O buz gibi kasvetli havaya aldanmayıp çırılçıplak bir halde buz gibi yatağa attı kendini, sanki bedeni ona kırk yaş büyük gelmişti.

Bu kadar yük, bu kadar derinlik bu yaşta bir genç adam için imkansız denecek kadar fazlaydı.

Çıplak vücudunu yatağın soğukluğu çarpmıştı, titriyordu. Yine de oralı olmadı, kafasındaki düşüncelere baş başa bıraktı kendini.

Tam üç saat geçmişti o buz gibi yatağa atalı kendini, eliyle komidinin üstündeki tabakayı aradı, sonunda bulmuştu. İçinden öğlen boş vaktinde sardığı tütünü çıkarmıştı. Ama yakmak için kibriti bulamıyordu.

Yerinden doğruldu ve fırlattığı ceketinin ceplerini araştırdı, sonunda bulmuştu kibriti. 

Kibriti alırken cebinden bir zarf düştü, bu kadar düşüncenin arasında zarfı açıp okumayı bile unutmuştu.

Zarfın içerisinde ne yazdığına dair bir fikri yoktu. Açmadan önce sigarasını yaktı ve derin bir duman çekti, sanki bütün dünyayı içine çekmiş ve geri çıkaramıyormuş gibi.

Zarfın ucunu yırtıp çıkardı mektubu, içinden tek sayfa yazılmış resmî bir yazı, çok şaşırdı nasıl olurda benim gibi boş bir adam resmî bir zarf gelir diye.

Heyecanla okumaya başladı, Sayın M. diye başlıyordu mektup, sayın ha bana hemde vay canına, nasıl da heyecanlanmıştı zavallı adamı. 

Mektubun devamını okudukça kafası iyice karıştı.

Asker, bölük, başka memleket, üniforma ve silah yazılarını gördükçe kalbine amansız bir heyecan geldi.

Bu sefil ve amaçsız hayattan biraz olsun kurtulacaktı. Ama askeriyenin nasıl bir yer olduğunu bile bilmiyordu. Sadece başka bir memleket, başka insanlar görecekti. Tam on gün süresi vardı gitmek için ama bir türlü geçmiyordu günler, biliyordu bu onun kurtuluşu olacaktı. Hatta elinden gelse ömrünün sonuna kadar orada kalmayı düşünüyordu. 

İşte gelip çatmıştı o gün, bütün işlemleri halledip tek bir valizle tren istasyonuna varmıştı. Neredeyse istasyondaki bütün gençler askere gidiyordu ama aralarında tek bir fark vardı; herkesin ailesi ve yakınları varken o tek başına uğurlanıyordu….

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.