Gelenekçiler ve Cumhuriyetçiler

Gelenekçiler ve Cumhuriyetçiler

Gelenekçiler ve Cumhuriyetçiler

OSMANLI İmparatorluğu, din-tarım devleti idi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kazanılan “Kurtuluş Savaşı” sonrasında, kurtuluşu örgütleyen, yön veren muzaffer komutanların, “yukarıdan-aşağıya” toplumu dönüştürmeleri neticesinde, “laik” bir düzende kurulmuştur.

Evet, bir bakıma Türkiye Devleti, “Jakoben” bir yöntemle çağa ayak uydurmuş, çok kısa denilebilecek zaman zarfında medenî ülkeler safında yerini alabilmiştir.

İşçi sınıfının ve sermaye sınıfının yeterince olgunlaşmadığı bir din-tarım devletinde, yaşama adapte edilecek reformların halka sorulması, halktan görüş almak, toplumun talepleri doğrultusunda “yeniliklerin” “gelenekselin” yerini almasını beklemek, fazlaca “hayalden” öte bir şey olmazdı.

Türkiye Cumhuriyeti, emek-sermaye sınıflarının yönlendirdiği bir hareket sonucunda değil; evet, İstiklal Harbini kazanmış ilerici kadroların inisiyatifleri noktasında, din eksenli toplum düzeninde değil, seküler bir toplum düzeninde, yüzünü çağdaşlaşmaya dönük olarak Ortadoğu coğrafyasında “Tek” ve “Biricik” olarak emsallerine de örnek teşkil etmiştir.

***

En baştan, yeni bir anlayışla kurulan Cumhuriyet Türkiye’si yitik, yılgın, yoksul, geri bir toplumsal yapı devralmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nda ticaret ve sınai azınlıkların elinde olduğundan, yeterli bir sermaye birikiminin sağlanamamasından, sermaye sınıfı, “Devlet Eliyle” tekparti döneminde yeşertilmiş, Demokrat Parti döneminde dışa bağımlı olarak olgunlaşmış, ve daha sonraki dönemlerde elde edilen deneyimler neticesinde son durumuna gelebilmiştir.

Türkiye’de işçi ve sermaye sınıfları, egemen güçlere karşı bir savaşım vermeden, tepeden inme demokrasiye sahip olmuş, demokratik devlet düzeninin içinde gelişimini devam ettirmiştir. Türkiye’de Avrupa’dakine benzer bir işçi-sermaye oluşumundan bahsedilemez.

Türkiye’de feodaliteye ve din baskısına karşı “örgütlü” bir güç ve hareket yeşertilememiş, modern bir toplum düzenine ve devlet anlayışına ancak Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun gibi düşünenler sayesinde geçilmiş, bugün yaşamımızın her zerresinde anlam bulan “Devrimler” tepeden aşağıya doğru çok kısa denilebilecek sürede adapte edilmiştir.

***

Bu bağlamda modern bir devlet tesisi aşamasında toplumsal sınıfların yeterli donanıma sahip olamamasından ötürü, demokrasinin memleketimizde varolabilmesi de, Avrupa’da yaşanan deneyimlerin tersi bir süreçte ve yöntemle vuku bulabilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, 1961 Anayasasıyla taçlandırılmış, devletçi seçkinlerin-elitislerin demokratik “Cumhuriyeti” iken…

Dönem dönem Siyasal Yaşamımıza damga vuran darbeler neticesinde, özellikle hareket alanı bulan sol ideolojinin, gerçekleştirilen darbeler neticesinde siyasal yaşantımızdan silinmeye çabalanılması sonucunda, ve yine özellikle İslamî Hareketlerin güç kazanması, 1980 Darbesi sonrasında 82 Anayasasının yarattığı ortamda palazlanan dinci oluşumlar; cemaatler, tarikatlar eliyle “Devrimci Cumhuriyetimiz”, mezhepçi, ılımlı siyasal İslam gölgesi altında, neo-emperyal ve ne-liberal bir tehdit altındadır.

***

İşte bu bağlamda, bugün ülkemizde sürgit devam eden tartışmalar, didişmeler, eleştiriler, karaçalmalar, cumhuriyet ve onun yerleştirdiği toplum düzeninin devamı eksenindedir.

GelenekçiOsmanlıcı liberaller diyebileceğimiz şuanki iktidar partisi ile Atatürkçü-Cumhuriyetçi kesimlerin mücadeleleri, ortak bir eksende buluşamamaktadır: Esasında sorun, gelenekçilerden kaynaklanmaktadır. Ülkenin rejimiyle sorun yaşayan, demokrasiyi amaca giden “araç” olarak gören, ülkenin kurucusunu unutturmaya meyleden bir siyasal ideoloji, ne hikmetse, ülkemizde bazı belli başlı çağın ruhuna uygun atılımları da atmış bir siyasal harekettir.

 

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

Blog YazarBlog Okurkooplogger

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum

  1. Çok aydınlatıcı bir yazı olmuş, Türkiye’nin tam olarak Avrupa’ya benzer bir demokratik toplum olamamasının en büyük nedeni belkide işçi sermaye direnişi sonucunda oluşmamış toplum yapısıdır tamamsan tepeden inme olduğu içindir ki; Türkiyemiz kapsayıcı bir siyasal kuruma sahip olamadı. Darron Acemoğlu’nun “ulusların düşüşü”adlı eserinde aslında kalkınmanın ve demokratik bir toplum olmanın tamamen bu tür yapılaşmalardan kaynaklandığı ileri sürülür.
    Yinede her şeye rağmen bize cumhuriyeti armağan eden Gazi Paşa’ya ve onun arkadaşlarına minnet borçluyuz.
    Saygılarımla.

  2. Unutturmaya çalıştırılan ATATÜRK 8 milyon nüfusla ülke kurulurken okuma yazma oranı %1 bile yokdu. Dine bağlı olarak yönetimi benimsemiş halkı, bir günde din ile devlet işlerinin ayrılması Laiklik sisteme geçilmesini sağlayan ATATÜRK’Ü unutturmaya çalıştıranlar 80 milyonu abdal mı? Sanıyor.