Geleceğin Güzel Günleri

Bazen , durup dururken bir şehri terk etmek isteriz. Hiçbir sebep yokken boğuluyor gibi duvarlara tutuna tutuna yürürüz. Sokağın merdivenleri üstümüze üstümüze gelir. Yabancısı olduğumuz bir yerde yeniden başlamak isteriz ama gidemeyiz. Olduğumuz yeri arkamızda bırakamayız , sevdiğimiz birilerini arkamızda bırakmayız , iyi kötü bir sürü anımızı arkamızda bırakamayız. Peki neden ? Neden kendimizi sahip olduğumuz şeylerden kurtaramıyoruz ? Sahip olduğumuzu sandığımız şeylerin kölesi haline geliyoruz öyle ki yeni bir başlangıç yapmak fikri ait olduğumuz yere ihanet etmek gibi geliyor. Kaldıramadığımız bir hayatı yaşamak için direnmek gibi. Hayatın kölesi haline geliyoruz. Seksen altı yaşındaki babaannem neden ölmekten bu kadar korkuyor ? Dünyayla ilgili ne biliyor da bu kadar vazgeçilmez görüyor ?

Kendimizi bir binanın en tepesinden aşağı bırakmıyoruz çünkü bizi tutan bir şey var. Dünyanın elleri bizi tutuyor. Bir sürü sırrıyla sıkı sıkı tutuyor bizi. Çünkü dünya içinde aşık olacağımız kişiyle tanışma ihtimalimizi saklıyor , henüz kapağını açmadığımız kitapları saklıyor , izlemediğimiz  filmleri saklıyor , tanışmadığımız insanları taşıyor…Dünya kalbinde bizim için bir sürü sır saklıyor. Geleceğin güzel günlerini saklıyor ve biz yedi yaşındayken yirmili yaşlarımızı merak ediyoruz , yirmi yaşındayken saçımızda çıkacak beyazları merak ediyoruz. Dünyadan kopamıyoruz çünkü dünya içinde bize ait bir parça taşıyor. O parça bizim geleceğine inandığımız güzel günlerimiz.  Hayatımızın geriye kalanı hastalıklarla , acılarla dolu olsa bile bu sırrı saklıyor.  Dünyayı geride bırakamayız çünkü hayatımızın en mutlu gününü henüz yaşamadık.

Çok konuştum özür diliyorum.
Son.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın
  1. Acı çekeceklerini bilerek, birilerini ardımda bırakıp gidecek kadar cesaretim yok. Ölmek veya gitmek meselesi benim için bundan ibaret. Babaannenin belli ki sevdiklerini acılı bırakmaya cesareti yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.