Farklı Hayatlar – 1

Selamlar, bugün sizlere yakın arkadaşımın hayat hikayesini kendi yazdıkları sözlerle paylaşacağım.

“Ben 18 yaşında kendi halinde sizler gibi yaşayan bir gencim. Aslında hiç diğer yaşıtlarım gibi değilim. Doğduğum zaman çok sıkıntılı doğmuşum. Yoksulluk fakirlik içinde ama bundan asla utanmadım. Daha annesinin karnındayken çığlıklar atıp feryat eden bir bebek etrafındaki insanları korkutup kaçıran bir bebek hayata gözlerini açtığı anda bile diğer yaşıtlarından çok geride başlar, insanlar bebeği önyargılarla boğar, dışlar hatta sevmez. Belki de ben de olsam öyle bir bebeğe karşı önyargılı olurdum… 

Bebek doğdu ve büyümeye devam etti. İnsanların onu dışlayıp, ona önyargılı olmasına rağmen. Bu bebekte hâlâ tuhaf olaylar devam ediyordu. Bebek büyüdükçe mimikler değişiyor yüzündeki damarlar hareket ediyor sanki kendi kendisine bir haber vermeye çalışıyorlar aradan biraz zaman geçtikten sonra mimikler de, damalar da oynamayı bırakıp normal hâline dönüyor. Bu olaydan sonra çok garip bir yazı çıkıyor yüzünün sağ tarafında, açıkça okunan bir Allah yazısı…

Aradan günler, aylar, yıllar geçiyor. Bebek artık aklı her şeye yeten bir çocuk oluyor, bununla birlikte hayatındaki dertler de büyüyor. Aklının yettiği günden bugüne çalışıyor, çabalıyor, hiç yorulmadan uğraşıyor. Sanki kendine asla boş bir zaman ayırmak istemiyor gibi, hep çaba içerisinde.

Neden bir çocuk oyun oynamak, koşmak, gülmek, eğlenmek, saklambaç oynamak istemez. Neden olduğunu söyleyeyim. Bu çocuk her kendiyle kalmasında kendiyle konuşmaktan, her uyumasında sevdiklerinin ölümlerini görmekten, her sessizlikte kimsenin duymadıklarını duymaktan, olacakları hissedip olmasını izlemekten korkuyor ve kaçıyor. Çocuk gün geçtikçe büyüyor, büyüdükçe kendini kontrol edemez bir hâle geliyor. Artık kaçmaktan bıkmış bir hâl ile tüm benliğiyle kendisine karşı savaş açıyor. Bir insan kendisiyle nasıl da savaşabilir.  Savaş her gün daha ağır olaylara yol açıyor daha da zor günlere kendi kendiyle savaşması için hazırlıyor. Artık çocuğun içindeki savaş o kadar üstü kapalı bir kaosa dönüşüyor ki çocuk bu savaşı bitirecek o gücü keşfediyor. Doğa, ağaçlar ve toprak. Doğanın kendisi için tek çıkış yolu olduğunu anlıyor bu çocuk. Ağaçlarla konuştukça içindeki kaosa karşı yine kendi içindeki  sevginin öne çıktığını, ağaçlarında kendisiyle konuştuğunu kendi ektiği fidanlara kendi benliğini verecek kadar bağlanıp onları büyüttüğünü ve onlarla birlikte inanılmaz bir şekilde kendini geliştirdiğini fark ediyor. Bu şekilde 16 yaşına kadar geçmişini unutup kendi dünyasında yaşıyor ta ki bu genç çocukluğunda rüyasında gördüğü, yüzleşmekten en çok korktuğu  olayların tek tek başına gelmesiyle birlikte artık kendisinden o kadar vazgeçmiş bir şekilde ölmeyi bekliyor. 

Zaman geçtikçe bu genç, uğruna öleceği annesini, akrabalarını ve kendi kurduğu topraktan dünyasını kaybediyor. Hayatı yine tahmin ettiği gibi yok oluyor. Sayısız gecelere ağlasa feryat etse de sesini duyacak ne annesi ne de bir fidanı kalıyor. Hayatı boyunca kaçtığı kendisi, bu kez de karşısına çıkıyor ama bu genç çökmüyor çünkü bakması gereken geleceğin kuşağını kendisinin yaşadıklarını yaşamaması için yetiştirmesi lazım… 

Biliyorum bu kadar hikâye anlattım, tahmin ediyorum ki sizler bana sanki hiç dostu olmamış bir insan gözüyle baktınız. Ben aslında dostlarıma o kadar kitlenmişim ki sanki onlar benim hayatım gibi, onları da bir satırda anlatacak kadar küçük insanlar değiller. Çünkü onlar beni ben yapıp geleceğe bağlayan sayılı şeylerden en kıymetlisi. 

Demem o ki başınızdan ne kadar kötü bir olay geçerse geçsin, ne kadar düşersen düş, ne kadar kendini boşluğa atarsan at fark etmez. Seni sen yapan mükemmel olan o dostun seni illaki bulacaktır ve tereddüt etmeden bulunduğun karanlıktan seni alacaktır. Kendimle yalnız hissettiğim o son zaman artık ipi kopan yavrunun nasıl annesini bulduğu gibiyse ben de yalnız kaldığım o an sadece ona koşup bulmak istiyorum. Çünkü benim hayatım çok büyük bir bilmece ve benim en büyük kozum dostum ve gelecekte geçmişteki gibi olmamak için en iyi yatırımım.”

Evet, bu yazıyı hem okurken hem de tekrardan yazarken çok duygulandım. Aramızda belki de yüzlerce kilometre var fakat kendimi kötü veya iyi hissettiğimde hep yanımda hissediyorum seni. Yıllar önce birbirimizi bulduğumuz için kendi adıma çok şanslı hissediyorum. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.