Evde Kalmamışsındır, Kalsan Duramazdın! #ÇYL

Evde Kalmamışsındır, Kalsan Duramazdın! #ÇYL

#ÇokYalnızımLan (ÇYL) serisi ile adı üstünde saçmalayacağız, okuyuverin gari  ツ

 Koca bir yılı daha geride bıraktık. Kah sevindik kah üzüldük. Bazen üzüldük bazen de daha çok üzüldük. Zaman zaman sevindiğimiz de oldu ama üzüldüğümüz anlar da olmadı değil, oldu yani. Oldukça oldu… Bu geçen senede de yine yeni yeniden üzüldük, sevinemeden üzüldük, güleyim derken üzüldük, üzüldükçe üzüldük… Ne üzüldük be?!.

Olsun… Üzülsek de sevinsek de, bu köy bizim köyümüzdür. Mutlu olmayı deneyerek, kendi kendini telkin ederek, tek tek basarak, bade süzerek, renk renk yepisyeni haliyle gelen yılın ilk günlerinden başladı türlü kutlamalar. 

Örneğin; ‘9 Ocak Dünya Evde Kalmışlar Günü’ olarak türlü etkinliklerle kutlanmaya başlandı. (Sırada da 14 Şubat var   ) Sosyal medya‘ya kurban, esprili bir şekilde yayılmaya devam ediyor. Bir teselli olarak çıkarılmış olabilir böyle bir gün ama tüm evde kalmışlar bir araya gelse de kaynaşsa, o gün evde kalan kalmayabilir aslında. Müthiş bir cümle oldu ve fakat anlaşıldı sanırsam?.. Sosyalleşmekte, bir araya gelip tanışmakta fayda var o halde. İllaki birileri birileriyle uyum sağlar diye düşünüyorum. Gerçi o zaman da evde kalmış olan kalmayacağı için, gün iptal olabilir?! 

Olsun… Kalsa da kalmasa da, bu gün bizim günümüzdür. Ben evde kaldım mesela. Tabii… Dışarı çıkmayı pek sevmiyorum, fazla sosyalleşmeyi, kaynaşmayı, konuşmayı, vs. Onçün, evde kaldım o gün. İvit… ツ Hayır, çıkıp n’apıcam ıscacık evimde oturup yalnız yalnız film izlemek varken?.. Şaka şaka, evliyim ya, eşimle birlikte izliyoz her gün bir film. Pek keyifli oluyor. Evde kalmayı seviyoz biz.  

İsteği o yönde olduğu için evlenmemiş olanların itirazları olsa da, bu gün var. “Evde kalmış insan yoktur, evde kalmayı tercih etmiş insan vardır!” demekteler. Haklılar da. Özgürlüğüne düşkün, seçici ve toplumun dayattığı kalıpların dışında yaşayan insanlar, ‘farklı’ oldukları için genelde yalnızdırlar. Ama bu gönüllü oldukları bir yalnızlıktır ve ‘herkes gibi’ olmaktansa yalnız olmayı tercih ederler. Yani; yalnız olmak bir seçimdir, seçim yapamayanlar ise yalnız kalırlar! İvit…

Ayrıca, esas evlenince evde kalınıyor, haberleri yok tabii bu günü çıkaranların. Bazısı özel izinle dışarı çıkabiliyor ama istisnalar bunlar. Bekar olanlar rahat rahat geziyor anacım, evde durmuyor. Hıh… Evli olanlar yansın derdine. ツ Baksana; Türkiye’de  son yıllarda evliliklerde boşanmaların yüzde 40’ı ilk 5 yılda olmuş. Evlenme yaşımız son 20 yılda 30’a dayanmış. Çocuk sayısı ortalama 1, o da düşüyormuş. Eşler karşılıklı çalışma ve evlilik sözleşmesi gibi şeyleri tercih eder olmuş. “Senin evin, benim param, babanın arabası, vs. konuşulur olmuş. 

Onçün, yaşasın ’Evde Kalmışlar Günü’… 

Herkes evlenmek zorunda değil ki bir de?!. Bak Japonlara?.. ‘Parazit bekarlar’ olarak yaşayıp gidiyorlar. Daha gençken evlilik kurumuna karşı olmadığı halde birtakım sebeplerden eş bulamayan, ailesiyle yaşamayı tercih eden Japonların -ki özellikle kadınların-evlenmeyi istediği eşten beklentileri yüksek maaş olduğundan, onu bulana kadar bekarlık süreleri uzuyor tabii. Chuo Üniversitesi’nden sosyoloji profesörü Masahiro Yamada araştırmış şekerim; aileleriyle yaşayanların maddi açıdan beklentilerini karşılayamayacak biriyle ilişki yaşamayı vakit kaybı olarak gördüğünü ve daha iyi bir aday beklemekte mahsur görmediklerini gözlemlemiş. Aileleriyle yaşadıkları için ‘bekleme evresinde’ daha az maddi sıkıntı çekecekleri güvencesine bel bağlayan bu kişilere de; ‘parazit bekarlar’ adını koymuş. Gerçi –cuk- olmuş ha?..

Evlilik danışmanı Noriko Miyagoşi ise müstakbel karı-kocaların maddiyatı düşünmeyi bir kenara bırakıp aşka odaklanmalarını önerip; “Karşınızdaki insana şart koşmayın. Para değil, aşk önemli. Umarım gerçekten anlaşabileceğinizi hissettiğiniz kişiyi seçersiniz.” diyormuş danışanlarına bu araştırma bağlamında. 

 Herkes evlenmek zorunda değil, ivit. Türlü sebepleri olabilir bunun. Ailesinden ayrılmaya cesaret edemiyordur belki… Biriyle tanışmaya pek fırsatı olmamıştır işten güçten… Utangaçlığı yenemiyordur, olamaz mı?.. Eğitim seviyesi kendininkinden daha yüksek olanı arıyordur… Düşük gelir düzeyi ve sabit iş güvencesinin olmaması, ‘Her an kovulabilirim’ korkusu evlenip aile kurmasına mani oluyordur örneğin… ‘Nefes alsın yeter’ demiyordur belki?… ‘Erkek dediğin şöyle olmalıdır, kadın dediğin böyle olmalıdır’ diye söylenip duruyordur, sadece ve basitçe ‘insan’ olmaya uğraşacağına? Olabilir yani…

Herkes evlenmek zorunda değil de evlenecek diyelim ki; düğün fotoğrafçılarının gözünden, daha eve gitmeden ayrılacakları belli olan çiftlere dair ‘endişe verici işaret’ olarak gördükleri şeyler varmış mesela; Partnerlerden birinin eşiyle uzlaşmaya gitmediği, sinirli davrandığı hatta fotoğraf çekiminde bulunmadığı haller… Partnerlerden birinin ötekinin saçını çektiği ya da alaycı şakalar yaptığı haller… Pasta keserken eşlerden birinin eşine pasta fırlattığı haller… Eleştiri, hor görme, alaycı yaklaşım gibi haller… Nişanlı partnerin ya da gelinin yanında partnerinden daha fazla arkadaşlarıyla fotoğraflarının olduğu haller… 

Ayol, bu insanlara bi’ haller oluyor… 

Konu uzun şekerim n’apayım?.. Anlat anlat bitmiyor. Hadi bi’ mola ver, (çişe git mesela tutma, tabii çok zararlı çünkü)  yanına çay-kahve ile atıştırmalık şeyler al da devam edelim…

Sana belirli aralıklarla acilen evlenmen gerektiğini söyleyen arkadaşların, dostun, teyzelerin, amcaların vardır mesela. Gerekçeleri insanı kendinden geçirir cinsten ‘cins’ şeyler olabiliyor, değil mi? Deli ayol bunlar! Hayır, kendileri mutlu mesut gül gibi geçinip gitmekteler ya? Yazık, sana da acımışlar onların kervanına katılman için çırpınıyorlar?! Yahut da pek bir kıskançlar; depresif ve agresif evliliklerinin intikamını bekarlardan alıyorlar?!

Yahu kaç yaşına geldimn de gidiyosum deyin evlenmek zorunda mısın? Zorunda mıyım?! (Hayır tabii ki değilsiniz. İstediğiniz şarkıyı söyleyebilirsiniz, ehe, kem küm )Herkes; ‘evli-mutlu-çocuklu’ olmak zorunda ya hayatta! İvit…”Evlen artık bak yaşın geçiyor…”(Zorunlu bi yaşı mı var benim bilmediğim? Ayrıca geçiyor da sana mı geçiyor? Geçirecem beşkardeş’i suratının ortasına en okkalısından, o olacak!)“Kaşına – gözüne bakma artık bu saatten sonra…”(Neresine bakmalıyım? Hayır bileyim de ona göre?!)“Evi – arabası – işi /gücü olsun acık…” (Ne model olsun istersin arabası? Sen binicen, gezicen ya?)“Aşk’ı meşki mi düşünecek yaşın mı Allahınsen?”(Aa… Belli bir yaşı mı vardı aşkın meşkin? Hım… Pekii, ne düşünmemi istersin? Evlilik programlarındaki gibi sigortasını, maaş bordrosunu, ev tapusunu neyin mi sorayım anacım? Onlarla yaşayacağım, yatıp kalkacağım ya mutlu mutlu!)“O seni sevsin yeter…” (Nasıl sevsin mesela, ne kadarlık sevsin? Bi’ tarif ediversen?)“Yok esmermiş, yok boyluymuşuna bakma artık…” (Tamam… Ten-ırk ayrımı yok! Sen verirsin doneleri bana, ben de bakarım done done ona!)“Ten uyumu aranmaz bu saatten sonra…”(Tamam. Geç oldu artık zati, yarın ararım… )“Henüz güzelliğin yerinde, kapak at birine artık…” (Hızlı mı atayım, yavaş mı? ‘Kapama’ yapayım yani? Sarımsak da koyayım mı?)“Eskiden senin yaşında anâne olunuyordu…” ( Ben istemiyorum ki yahu, s-anâne?)“Çocuk yapıver yaşın geçmeden, ilerde sana bakar hem yalnız kalmazsın…”(Maşallah, sen yapmışsın ya… Hepimize yeter! Tipe bak… Olmuş mu şimdi bu? Ayrıca yalnız kalmamaksa olay, ben Kangal seviyorum mesela, onu alır büyütürüm?! En sadık dost! Hayır, benim keyfime dünyaya gelmiş çocuk, niye ilerde bana baksın diye vicdan yaptırayım çocukceğize ya?)“Bak bomboş evde oturuyorsun bi’ başına…” (Evet aynen öyle. Bana ait, özgür bir ev, evet… Her bir köşesi bana ait, istediğimi istediğim zaman yapmak ya da yapmamak üzere emrimde! Evet.)“Başında biri olsa fena mı olur?…”(Niye? Başımın nesi var? Ben bi’başıma gayet güzel idare edebiliyorum! Sen kendi başına bak! Bi’ bak bi, bak!)“Normalde 50-55 lik bir adamla evlenebilirsin yaşın gereği yani… Genç değilsin ki! Kariyeri, evi barkı yerinde, oturmuş olur hem.”(Bir de profilini çiziver de ona göre bakınayım madem. İçi geçmiş, Tv karşısında uyuklayan, memur zihniyetli, göbekli filan olsun mu? Kariyeri-evi barkı var ya, gerisi mühim değil! Zati daha gencini, daha yaşıma uygununu isteme hakkım yok değil mi? Kadınım ya! Eksik eteğim ya! Yoksa el-alem ne der ya?)“Bir dikili taşın yok bak bu yaşta, acık bi’şeyleri olsun adamın…”(Evet, tabii. Adamın mallığı önemli değil, malları olsun yeter! Ayrıca bende var bi’ taş, ya gediğine ya da senin suratına koyacam bekle, az kaldı!)“Bunun bi de yaşlılığı var, e vakitte geçiyor, pörsüycek bu vücut da anacım. Almaz kimse valla sonra, bak deyim ben sana…”(Pardon, ne alınıyor, kaç kilo alınıyor? Alınıyorum ama artık!)“Ay ben senin iyiliğin için söylüyorum, bak bana, iyi-kötü biri var işte hayatımda. Yalnız kalmaktan iyidir, değil mi?…”(Değil işte, değil… Allahın salağı… Değil… İsteme benim iyiliğimi Allahınsen, isteme ne olur! )Sana da, tavsiyelerine de, güzel yüzüne gözüne de… … …Diyemiyorsun tabii… Ehe… 

 “Çok mutluyum, adamın tapusunu aldım sonunda. E, tabii –evlenilecek kadın- olduğumu anladı…” diyor bazı hem-cins-im de bazen bizi deli etmecesine. Anacım, Allah mesut bahtiyar etsin de, marifet mi yani adamı nikâh masasına oturtmak? Hem de bir kadın olarak; ‘evlenilecek / eğlenilecek kadın’ ayrımını benimseyerek, bünyede sindirerek, kendine yedirerek?! Dur, bekle, madalyanı ve plaket’ini hazırlatıyorum itinayla, göndereceğim kargoyla. Tövbe estağfurullah… Bunu sen yaparsan, elin adamı çoktan yapar, hiç yoktan yapar be kadın…

Hayır yani, sen de biliyorsun ki bazı karşı cinsimiz, cinslikler yapıyor hani bizi derinden üzen, hatırlasana;

‘Bakirelik’ şartını koşarken evleneceği hanıma; birinin hayatına (!) giriverir sinsice utanmadan, arlanmadan…

‘Bacıma laf edenin …‘ deyip namus taslar da; ana avrat giydiriverir bir başkasına itinayla ordan burdan.

‘Kesekağıdı’ nı layık görürken günübirlik (!) bir yüze; evlenecekken ömürlük dolgun dudaklar, badem gözler arar o yüz’de utanmadan…

Gezertozar kaynaşır da bırakır canı sıkılınca, lakin evlenecekken gezmemiştozmamış kaymaşmamış arar durmadan…

Başkasının kızına, kız kardeşine, sevgilisine göz koyar da sıkılmadan; evlenecekken yan gözle dahi bakılmasını istemez namusuna (!) sağdan soldan…

 Of… Sıkıldım vallahi. Cânım hemcinsim, sen de cins olma, al aklını başına gari, hadi, bizi yorma…

 Maalesef anlamıyor bir türlü bazı insanlar, geçmiyor kıvrımlarından beyninin. 1400 gr. ağırlık yapıyor, çıkartıp koyuyor uyuyacağım diye, komodine suyun içine. Unutuyor sonra orda suyun içinde. Sulanıyor öyle iyice. Kullanılmaz hale geliyor tabii böylece…

Anlamıyor…

Çünkü kendi başına ya da bir sevdiğinin yakınının başına gelmedi… 

Çünkü empati kuramaz, duygudaş olmaz ve bir başkasının acısını ta içinde hissedemez, paylaşamaz aynı sancıyla… 

Çünkü ona dokunmayan yılan istediği kadar yaşasın, sorun değil… 

Çünkü onun da bir sürü derdi tasası var hayat gailesi içinde boğulduğu, onu soran var mı?.. 

Çünkü onun başına gelmez, çünkü o oraya – buraya gitmez, çünkü o doğru dürüst biri ve yanlış şeyler yapmaz ve yanlış yerlerde bulunmaz… 

Çünkü o oturur oturduğu yerde, o başkası kaşınmıştır kim bilir hak etmiştir belki de?.. 

Çünkü kendinden değildir, kendi gibi değildir öteki, kabullenemez… 

Çünkü çabucacık unutur iki gıdım sızlasa da içi, çünkü unutmaya programlıdır her şeyde olduğu gibi…

 Yahu, yazıyorduk güle oynaya, konu klavyeyi ağlata. De hayde dönelim gayri önceye sonraya… 

 Her gönüle gerçek ‘Aşk’ girebilseydi…

Her yürek ‘Sevgi’ ile dolabilseydi…

Her kişi ‘İnsan’ olabilseydi, ne güzel olurdu değil mi? 

Pek güzel olurdu, pek…

Evlenen ve gerçekten mutlu olan bir arkadaşım anlatıyor keyifle;

“Ne zaman ki aramayı bıraktım, o beni buldu. Ha, aşkımdan yanıyom tutuşuyom, hayatımın erkeği, onsuz yapamam, bunca yıl onu beklemişim mevzu değil tabii. Hayal değil, gerçek. Gerçekçi. Beraberce aynaya baksak, o kendinde beni, ben kendimde onu görebiliyorum çoğunlukla. Eş ruhlarız galiba. Aynı şeylerden hoşlanıp, aynı şeylerden nefret ediyoruz. Anlaşamadığımız bir-iki noktayı da tartışmayı bıraktık. Demem o ki; bunları arayarak değil, bekleyerek değil, gelmesini ümit ederek değil; olanı olduğu gibi bırakarak edindim? “Bıraktım gayri aşkı meşki aramayı, sıkıldım canım… Bir garip boşluktayım lakin sebepsiz de bi hoşluktayım?!” diyerek, yalnızlığımla beraber yürüyerek gidiyordum ki; ayağım bir adama takıldı. Baktım gideri var, aşkı meşki düşünmeden daldım sohbete. Gördüm ki hayat görüşü, duruşu, yapısı, kokusu, dokusu bana uygun. Ve lakin bir iki mevzuda birbirimizi boğası zıtlıktayız. Dedim; “Çattık yine bir olmaz’a?!” Sonra saldım biraz çayıra, baktım adam bana ayıla bayıla. Beni şefkatli, merhametli, güçlü kollarına almak isteyi. Aldım karşıma konuştum, söyledim isteklerimi, olurunu. Dedi; “Hepsi bu mu?” Baktım kendinden emin, hazır zemin. Dedi; “Hadi gel evlenelim?!”…

Evlilik Güzeldir… Omo  

Velhasıl şekerim, boş ver evde kalmışı kalmamışı; önemli olan gönül almışı almamışı? Evlilik de güzel, yalnızlık da güzel eğer içinde yaşamayı bilirsen. Zaten yalnız olmaktan korkma, bir yoldaşın sırdaşın candaşın olmadan yalnız kalmaktan kork. Çünkü yalnızlık , tek kişilik değildir bazı zaman, birinin yüreğindeyken de yalnız kalabilir insan. Seçimini yap kimselere bakmadan, “elalem ne der?” diye takmadan. 

Ayrıca hayatından gidenlere de teşekkür et. Çünkü yeni gelen ve gönlüne taht kurana yer açtılar. 

Eee… Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine, dua edelim işimizin eşimizin aşımızın bereketine…

 Çok Yalnızım Lan (ÇYL Hikayeleri)

 İklim´in Dora´n

 PS: Bkz.  Kerevet: Üzerine şilte serilerek sedir, karyola, yatak olabilecek, yatmaya ya da oturmaya yarayan ahşap ayaklı tahtadan seki. 

 

 

 

kooplogger

Yazar: iklim dora

Yazıyorum, Paylaşıyorum. Hayatın Sevmek, Inanmak Ve Paylaşmak Olduğunu Düşünüyorum. Az Öz Dostum, Ruh Ikizim Ve Kitaplarım Olduğu Sürece Benden Mutlusu Yok. Dünyalıyım. İçi Dışı, Özü Sözü Bir Olmak; Istediğim. Hadi O Zaman, Okuyalım Güzelleşelim. ツ

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum

  1. #ÇYL hep olsun bayılıyorum ama bunda çok önemli bir konu da var ve “Hayır yani, sen de biliyorsun ki bazı karşı cinsimiz, cinslikler yapıyor hani bizi derinden üzen, hatırlasana;…” bölümü çok gerçek. Koca arayan kız videosunu görmemiştim çok güldüm, siz de hep gülün iklim abla (abla diyebilir miyim? 🙂 )