Eskidendi…

Turist olduğumuz bu dünyadan transit geçiyoruz. Geç olsa bile anlamak yeni başlangıçları, o acıklı geç kalınmışlığın tebessümü. 

İçimizde açmış; rengi nicedir solmuş ilkbaharlardan kalma; dökülmeye yüz tutmuş sonbahar yaprakları; geçmişe inat yeşerirken, dilimize dolanan o şarkılardan birini doğru dürüst dinliyoruz. Yer gök şimdi aynı dilde; bir göğe, bir buluta, en sonunda güneşe karışıyor. İçimde; bizden, bazılarımızdan, birimizden kalan o yanık sıcaklık yaralarımızdan içeri doğuyor. Ağaç ağaç, çiçek çiçek, öz kokan kedinin tüyleri, masum köpeğin bakışları; bizi kimsenin olmadığı o ormanlara götürüyor. Yalnız olmadığımız yalnızlığımıza gülümsüyorum. Bir kuşun kanadında göğe yükselirken; çırılçıplak kalarak üşümemek imkânsızken şehrin delirtici karmaşasında; piyanistin zerafetle dokunduğu o “sol bemol” e yerleşmiş buluyorum kendimi. Kaç oktavız bir klasiğin içinde… Seziyorum.

Sezince yeniden hatırladığımı; bir umut kaplıyor karanlıktan henüz kurtulmuş ruhumu. Bana yakışan yeni uzvuma göz kırpıyorum. Yiten düşünceler bir şeyler söylüyor, anlatıyor. Savıyorum onları. “Çürüyen yapraklar yok olmaya mahkümdur” ahkamını kesiyorum. Kayboluyorlar. Yeni doğmuş bir tebessüm yerleşiyor dudağıma.

Sonra o eski şarkı takılıyor dilime, karşımda kahkaha atan çocuğun masumiyetine gizlenip bir selâm çakıyorum beni teslim almaya çalışan o sese. 

Şimdi; şarkımı o sevdiğim notalarla harmanlayıp, bir ağacın dalında göz göze geldiğim o güzel kuşun cıvıltısına teslim ediyorum ruhumu. Gözlerim kapalı. İçimde huzur. O ne dediğini anlamadığım sese veda ederken ben de ona sesleniyorum uzaklardan… “Eskindendi Çok Eskiden.” Hoşçakal Geçmiş…

yazar

Yazar: Didem Yuce

“Söz Uçar Yazı Kalır”

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.