Düşlerimin sahibi: Muazzez

Onu ilk gördüğümde; Kalbimin aynı bir kuş gibi çarpması ve zihnimin tamamen onun görüntüsüyle kaplanması bende o kadar değişik duygular uyandırdı ki! Halbuki ben alelade yaşayan sıradan biriyim. Böyle duygular, şairler ve yazarlara hastı benim gözümde. Çok güzel koyu kahverengi gözleri ve kirpikleri vardı. Göğe uzanan ve kıvrımlı kirpikleriyle önce yüreğimi açtı tüm saflığıyla ve o çözemediğim mucizevî gözleriyle adını yazdı kalbime, Muazzez.

Beni aldı çok uzaklara götürdü. Saçlarım rüzgârla birlikte dans ediyor, ayaklarımı aşağıda salıncak gibi sallıyorum özgürce, kulaklarım rüzgarın sesiyle, gözlerim kapalı kendimden geçtim. Ruhum ve bedenim birbirinden ayrıldılar sanki o yarım saniyede. Ben o saniyelerde bunları yaşarken o sarı saçlarıyla benden haberi olmaksızın bir tablo gibiydi. Sanki Kürk Mantolu Madonna kitabının içindeydim ve o tablonun karşısında duruyordum. Acaba Alice Harikalar Diyarında kitabı gibi bir şey miydi yaşadığım, Alice Sendromu muydu bu? Benim gibi bir varlığın bir faniye bu kadar ölümsüz duygular hissettirmesi ne kadar da adaletsiz! Onun karşısında ben o kadar acizim ki. Ama o…. Kalbime, zihnime derinlik katan muhteşem kadın, ruhumu tamamlayan son yapboz parçasıydı.

Benim hayatım hafif sağanak yağışlı bir dünya. Ne zaman kötü bir olay olacağını bilemezsin ama her daim bilirsin kötü bir şey olacağını: gök gürleyebilir aynı sana hükmeden insanların sana gürlediği gibi yada arabaların attığı gibi tanımadığın bir insan sana çamur atabilir. Farketmedigin bir anda suya basıp gömüldüğün o anda sende bir anda düşebilirsin hayatta. Güneşi yoktu kalbimin sağanak yağışında. Ama muazzez: sağanak yağışlı dünyamın ardındaki gökkuşağı gibi beliriverdi.

Muazzez çok cesur bir kadın. Yürekli ve güçlü olmanın erkeğe has bir özellik olmadığını gösterdi bana. Onu ne kadar kırdılarsa o da bir o kadar güçlü durmuştu hayat karşısında.  Zor zamanları, onu yarı yolda bırakan sevdiklerine rağmen hayata dair ümidi hiç bitmedi. Gülünce kısılan gözleri, sinirlenince de şimşek çakardı. Şaşırınca gözleri büyürdü, üzgün olduğunda naif ruhu çok başka diyarlara giderdi, bilemezdin nereye gittiğini. Bense hangi özelliğine aşık olayımdan çok, daha hangi özellikleri var aşık olacağım düşüncesiyle bakıyordum ona. Onu her görüşümde kalbim; evladını bekleme salonunda gören babanın sevinci kaplıyor benliğimi, burnuma o evladın tertemiz kokusu geliyor sanki. O da aynı o tertemiz dünyaya gelen çocuk gibi, yüreği ve ruhu çok güzel bir insan. Hiç farkına varılmayacak yerlerde mümkün olamayacak kadar güzel. Bütün şarkıları onun sesinden dinliyordum sanki ondan dinleyince başka başka alemleri gezdirip geri getirirdi şahsımca, onun sesiyle uyur onun sesiyle uyanırdım. Sesinde; güneşin sıcaklığını hissederdim kalbimde, kimsesiz çocukların o eşsiz tebessümü olurdu yüzümde. Sevdiğim tüm şarkıların sahibiydi o, güzel olan tüm resimlerin, bilinen tüm şiirlerin ve mutlu son olan tüm filmlerin sebebi oydu. Muazzez, sevilmeyi hakeden bir kadın, tüm mesele bu.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.