DELİ KIZIN HİKÂYESİ

DELİ KIZIN HİKÂYESİ

1.BÖLÜM-DÜNYANA HOŞ GELDİN!

Uyandığı zaman işittiği rüzgârın okşayıcı sesi, gördüğü güneşin ışığı altında kalan bulutlardı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve huzuru hissederek yavaşça açtı. Uzun, siyah, dalgalı saçları yattığı yataktan yere doğru uzanmış, rüzgârla sallanıyordu. Doğruldu! Saçları yerden dans ediyormuşçasına kalktı, sırtına doğru döküldü. Oturur pozisyona geldi. İleri baktı. Başını önce sağa sonra sola çevirdi ve o soruyu sordu: ’’Neredeyim?’’ Elleriyle yataktan destek alarak ayağa kalktı. Ayakları çıplaktı. Yerin sıcaklığını hissetti. Kaşlarını çattı. Ayakları önce yandı sonra alıştı. Üzerinde sarı bir elbise vardı. Belini sımsıkı kavramış elbisesi diz kapağının üstünde genişleyerek bitiyordu. Elini güneşe doğru uzatıp onu selamladı. Tekrar ileri baktı. Bir tabela gördü. Uzaktan okuyamadı yazıyı. Yürümeye başladı tabelaya doğru. Tabelanın karşısına geçti ve dış sesiyle okudu: ‘’Dünyana Hoş Geldin!‘’

Sonra devam etti konuşmaya: ‘’Nasıl yani?’’ Kendini bataklıkta gibi hissetti. Evini, bir yandan kahve içip bir yandan kitap okuduğu yuvasını özlemişti. Evine gitmek istiyordu. Ama yapabileceği tek şey yola devam etmekti. Etrafta ağaçlar ve onu seyreden yola gözlerini çevirdi. Yolun devamına baktı ve bir haykırış: ’’Aaa!’’

2.BÖLÜM-HAZIR MISIN?

Biten haykırışından sonra yanından, koşan bir kız çocuğu geçti. Yüzünü göremedi ama saçları onun gibi uzun, siyah, dalgalıydı. Onun da üzerinde sarı bir elbise vardı. Ve kokusu kendisiydi sanki, portakal çiçeği kokusu. Küçük kızın arkasından koşmaya başladı. Bir yandan kıza bağırıyor bir yandan çıplak ayaklarıyla cebelleşiyordu. Ayaklarını yaralayan taşlara dikenlere aldırış etmeden devam etti ama sadece canı acıyordu. Bununla baş edebilirdi. Şu noktada önemli olan esrarengiz kıza ulaşıp bir an önce bu kasvetli ormanlı yolundan kurtulmaktı.

  • Dursana, bekle beni! Kimsin sen? 

  • Gitmem lazım. 

  • Neredeyiz? Kime diyorum çocuk, bekle beni!’’

Kısa bir koşuşturmanın ardından küçük kız yavaşladı, yürümeye başladı ve biraz ileride koca bir çınar ağacını çevreleyen diğer ağaçların yaprakları arasından sağa dönüp kayboldu. O da küçük kızı takip etti, yavaşça ellerini kullanarak yaprakları sıyırıp peşinden gitti. Ve şaşkınlığı daha da arttı. Çünkü çınar ağacının arasından geçip vardığı yer çocukluğunun geçtiği sokaktı. Bir kedi gördü: tüyleri kabarık, renkli bir tekir kedi. Sanki çocukken sevdiği ilk sokak kedisiydi. Küçük kız da eğilmiş kediyi seviyordu ve arkası dönüktü. Küçük kız yüzünü döndü ve kızın şaşkınlığı korkuyla yer değiştirdi bir an: ’’Ama nasıl olur? Sen, küçük bensin!’’

 Ve küçük kız onun yanına yaklaştı: ’’Hazır mısın Yıldız?’’

Yıldız: ‘’Ne diyorsun? Neye hazır mıyım?’’

Küçük Yıldız: ‘’Dünyana Yıldız, kendinle yüzleşmene!’’

3.BÖLÜM-YAPMA N’OLUR!

Yıldız, küçük Yıldız’ın gözlerine bakıyordu. Sanki gözleri ‘’İçindeki seni keşfetmemiz lazım. İzin ver geçmişinin senden gitmesine.’’ diyordu.

Aniden bir ses- kalın, boğucu, bir erkek sesi- küçük Yıldız’a seslendi: ‘’Yine kedi sevmekten eve gelmeyi unutmuşsunuz Yıldız Hanım!’’

Küçük Yıldız: ‘’Ama Minişko geliyor, beni sev diyor. Sevmezsem olmaz ki!’’

Adam: ’’Hep aynı cümleler Yıldız. Hadi eve gidiyoruz, tut elimi.’’

Bu kısa boylu, kilolu, bıyıklı adam Yıldız’ın üvey babasıydı. Yıldız, annesiyle babası ayrıldıktan sonra annesiyle yaşamaya başlamış ve annesi hem yuvam olsun adına hem de yalnız geçim yapmanın zor olduğunu düşünerek görücü usulü bu adamla evlenmişti: Ferhat ile…

Yıldız, Ferhat’a hiçbir zaman ısınamamıştı. Ferhat’a asla ‘’Baba!’’ diyememişti. Babasından ayrıldığından beri hep onu bekleyip durmuş, bir gün gelip içtenlikle kendisine sarılacağına inanmıştı. Nereden bilecekti ki bunun da hep hayalde kalacağını. Çocuktu, sadece sevilmek istiyordu, diğer çocukların da istediği gibi.

Yıldız’ı sadece küçük Yıldız görebiliyordu. Ferhat’ın geldiğini görünce çok tedirgin olmuştu. Hatırlıyordu o günü. Gitmemesi lazımdı küçük Yıldız’ın Ferhat’la. Yıldız ikna etmeye çalıştı küçük Yıldız’ı. O zamanlar kendisine engel olacak kimse yoktu. Aynı şeyleri küçük Yıldız yaşamamalıydı. Gözünden bir damla yaş aktı: ‘’Yıldız sakın gitme! Lütfen bana inan ve gitme! Gidersen çok kötü şeyler olacak ve hayatını yaşamana, kendini sevmene engel olacak bu şeyler. Gitme, n’olur?’’ Küçük Yıldız, Yıldız’a baktı: ’’Gitmem gerektiğini biliyorsun Yıldız. Hazırla kendini!’’

Küçük Yıldız Ferhat’ın elini tuttu ve eve doğru yola koyuldular. Ferhat küçük Yıldız’a bir çocuğun hoşuna giden sözleri söylemeye başladı: ‘’Bugün saçların ne kadar da güzel Yıldız! Elbisen çok yakışmış sana. Bak ne diyeceğim: ’Sana kızmamalıydım kedi için.’ Eve gidince kendimi affettirmek için sana sevdiğin çikolatadan vermek istiyorum. Olur mu?’’ 

Yıldız çikolatayı çok seviyordu. Her ne kadar Ferhat’ı sevmese de buna ‘Hayır!’ diyemezdi. Ve kafasını sallayarak onayladı. 

Yıldız ise bulunduğu yerde adeta donmuş bir vaziyette arkalarından bakakaldı ve bir damla gözyaşı daha…

Eve geldiler, salona geçtiler. Küçük Yıldız’ın annesi işteydi. Ferhat küçük Yıldız’a: ’’Hadi otur sen! Ben çikolata alıp geliyorum.’’ dedi. Önce küçük Yıldız’ın kaçabileceği tüm kapıları, pencereleri kapattı. Perdeleri çekti. Sonra mutfaktan iki tane çikolata alıp salona döndü. 

‘’Al bakalım!’’ diyerek birinci çikolatayı verdi. Küçük Yıldız sevinerek aldı ve yemeye başladı. Ferhat, küçük Yıldız’a bakmaya başladı. Saçları, gözleri, dudakları, yanakları, bacakları… annesine hiç benzemiyordu. Çok daha güzeldi. Küçük Yıldız çikolatayı bitirdi. Ferhat elindeki ikinci çikolatayı da göstererek: ’’Bunu da ister misin?’’ dedi. Küçük Yıldız başını salladı yine. Ferhat küçük Yıldız’ı elinden tuttu. Oturduğu yerde bacaklarının arasına aldı. Saçlarını okşadı: ’’Bunu istiyorsan seninle oyun oynamamız lazım!’’ dedi. Küçük Yıldız korkmaya ve ağlamaya başladı. Ferhat: ’’Ama neden ağlıyorsun Yıldız? Ben seni çok seviyorum. Sana zarar verir miyim hiç? Sadece oyun oynayacağız. Hepsi bu. Hem ben sana daha ne çikolatalar alacağım!’’ Küçük Yıldız Ferhat’ın, vücuduna daha fazla dokunmasını istemiyordu. Hıçkırarak yüksek sesle ağlamaya devam etti. Ferhat sinirlendi: ’’Bana bak bücür! Bu oyun şu an oynanmazsa başına daha kötü şeyler gelecek. Biliyorsun çekinmem.’’ Küçük Yıldız başını çaresizce onaylarcasına salladı ve sessizce ağlamaya devam etti. Ferhat önce küçük Yıldız’ın yanaklarından öptü sonra dudağından. Elleriyle küçük Yıldız’ın tüm vücudunu okşadı… Küçük Yıldız’ın canı çok acıyordu.

Yıldız ise aynı anı tekrar yaşamamak için donakaldığı yerden anca toparlanıp eve doğru koşmaya başladı. Perdeler kapalı, kapı kilitliydi. Bağırmaya başladı: ‘’Yapma Ferhat! N’olur yapma! Hayatımı mahvetme. N’olur yapma! Ben ölmek istemiyorum. Kendimden nefret etmek istemiyorum. Kendimden iğrenmek istemiyorum. İnsanlardan kaçmak istemiyorum. N’olur yapma!’’ Ama olan olmuştu. Küçük Yıldız’ın ağlama sesini duyuyordu Yıldız. Dizleri çözüldü bulunduğu yere yığılıverdi, gözlerini kapattı ve bir damla gözyaşı… 

4.BÖLÜM-VERDİK AMA FAZLASINI ALDIK DA…

Gözlerini açtığında çınar ağacının önünde buldu kendisini. Çok garip hissediyordu. Küçük Yıldız geldi yanına: ’’Hadi gel! Bak, yolumuz uzun daha. Bunu yapabilirsin Yıldız. Hadi, tut elimi!’’ 

Yıldız, ayağa kalktı. Küçük Yıldız’ın elini sıkıca kavradı ve bu uzun orman yolunda yürümeye devam ettiler. Her çınar ağacının arasından geçtiklerinde başka bir travmayla yüzleşti Yıldız: Anne babasının kavga edişleri, babasının annesiyle kendisini evden kovuşu, annesinin babası hakkında Yıldız’a söylediği kötü cümleler, ailesinin kendisini sevdiğini sanıp aslında sadece kullanıldığı o yıllar; küçükken görüntüsüyle alay eden arkadaşları; sevilmek için başarılı olmasının dayatılması, yemek yemenin her anında var olması gerektiğinin öğretilmesi ve sürekli yemesi birileri özellikle de ailesi sevsin diye her istenileni yapması ve bunu yaparken kendini sevdiklerini sanması; intihar girişimleri…

Sonunda yol bitmişti. Küçük Yıldız durdu, Yıldız’a baktı: ‘’Ne kadar da çok şey almışlar bizden, değil mi: Çocukluğumuz, kendimize verdiğimiz değer… Sürekli başkaları ne der diye bekleyip durmuşuz ve bağımlı oluşumuşuz onlara. Yıldız, bizden çok şey almış olabilirler. Ama verdiğimizden daha fazlasını aldık biz.’’

Yıldız küçük Yıldız’a doğru eğildi: 

‘’Evet Yıldız, aldık da. Güçlü olmasını öğrendik. Gördüğümüz yanlışlarla doğru insan olmayı öğrendik. En dipte yine biz bizeydik. En dibi gördük. Çıkmasını da bildik. Bizim ihtiyacımız olan tek şey kendimizdik aslında… 

Ben kendime yeni bir hayat kurmak istiyorum. Eskisinden daha donanımlı, kimsenin yıkamayacağı, işinin en iyisi en örneği, entelektüel bir Yıldız olacağım. Elimdeki fırsatları en iyi şekilde değerlendirip mükemmel bir doktor olacağım. Mezun olmama az kaldı. Mezun olduktan sonra tüm geçmişimi arkamda bırakıp gideceğim. Biliyorum bir şekilde karşıma çıkacak o anılar. Ama ben bizi seviyorum Yıldız, her halimizle…’’

Küçük Yıldız, Yıldız’ın yanağına elini koydu: ’’Mezun olan seni görmek ister misin peki?’’ dedi. Yıldız, gözleriyle onayladı. Küçük Yıldız: ’’Ayağa kalk!’’ dedi. Yıldız, ayağa kalktı. Ve küçük Yıldız, Yıldız’ın yıllar içindeki değişimini bir dakikadan daha az sürede tamamlayıp üç yıl sonraki Yıldız oldu. Yıldız, heyecanla onu izliyordu. Değişim tamamlandı. Yıldız’ın gözlerinden bir damla yaş daha aktı ama bu sefer mutluluktan. ‘’Bu ben miyim?’’ dedi. Tam da hayalindeki Yıldız’dı. Küçük-ya da büyük diyelim artık- Yıldız:’’ Evet, başardın Yıldız! Sen başardın. Kendin yaptın bunu. Ve daha da güzel şeyler yapacaksın. Sadece inan ve kendini sev.’’

Yıldız arkasını dönüp küçük Yıldız’la yürüdüğü yola baktı: Upuzun bir yol hikâyesi… Ama sonu güzel biten bir hikâye… 

Yıldız, büyük Yıldız’ın gözlerine baktı ve ona kocaman sarıldı: ‘’Bizi seviyorum deli kız. Kendimi çok seviyorum. İyi ki varım!’’ Yavaşça iç huzurunun verdiği güvenle gözlerini kapadı. Derin bir ‘’Ohh!’’ çekti. 

Gözlerini açtı ve bir yanında kitabı bir yanında kahvesi…

Teşekkürler R.D.

Şaziye KAPLAN

 

yazar

Yazar: Dt.Şaziye KAPLAN

''Her insan mükemmeldir.'' -MAVİ-

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.