DALGIN

Düşünceli görünüyordu adam. Onun baktığı yöne doğru çevirdi bakışlarını. Uzunca bir yük gemisi usul usul ilerliyordu boğazın sularında. Bir süre yeşilliklerin arasından maviliklerdeki hareketliliği izlemeye devam ettiler. Adamla paylaştığı bu evi seviyordu. Daha da önemlisi adamı seviyordu. Bir de kadını böyle sessizliklere hapsetmese daha kolay olacaktı ya her şey. Sonra birinin konuştuğunu duydu. Adama baktı, dudakları kıpırdamıyordu. Ki zaten o dudaklar kıpırdamasa da kadın her şeyi duyuyor, anlıyordu. Fakat mırıltılar devam ediyordu. “Hanımefendi? Affedersiniz!”. Dalgın bir halde içinde bulunduğu gerçekliğe dönüş yaptı. Yanı başında bir adam kendisine bir cevap beklercesine bakıyordu. Neyse ki oturduğu sandalyeyi, önünde bulunan masayı hızlıca algılayıp, arka fonda çalan o bilindik şarkılarla sıklıkla uğradığı kahvecide olduğunu anladı. Simasını hatırladığı garsondan özür dileyerek siparişini verdi. Şekersiz Türk kahvesi. Her zamankinden. Genç garson alışkındı kadının bu hallerine. O, kadına simadan da öte aşinaydı. En azından sıklıkla bu mekana uğrayıp bir iki saatçik zaman geçiriyordu da kadın, o da fırsat buldukça yanında yöresinde dolaşıyordu. Dalgın kadın ise yanında getirdiği kitapların içine giriyor ve gidene kadar da çıkmıyordu. Bu nedenle nerde olduğunu bile unutuyordu. Anlayacağınız adamın bırakın bakışlarını fark etmeyi, varlığından bile haberi yoktu. Lakin adam bundan hiç ama hiç şikayetçi değildi. Kendisini bu kadının yörüngesine çeken de onun yüz ifadelerinden daldığı düşünceleri, duyguları izleme keyfiydi. Kim bilir nerelerde geziyordu, kimlerle birlikteydi? En çok hoşuna giden durum da siparişi almaya geldiği an, kadının yüzünde oluşan o sevimli şaşkınlıktı. Günler haftalar bu şekilde sürüp gidiyordu. Bir gün sıcacık bir şey oldu. Adam, masaya şekersiz Türk kahvesiyle birlikte kadının önüne bir de kitap bıraktı.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.