ÇOCUK VE AİLE (yazı 1)

Çocuklar bu ülkede, olması gerektiğince çocuk mu? Gençler, gençliklerini yaşamakta yeterince özgür mü?

Geçtiğimiz yaşlarda hayatımızın merkezinde, kahramanı olan ve kraliçesi olan ebeveynlerimizin bugün ki yaşımızda hangi konumda olduklarını hiç düşündünüz mü? 

  Geçtiğim yaşlarımda benim hayatımın kahramanı olan babam hala kahramanım (?). Kraliçem ise hala kraliçem. Bunlarda problem olmayabilir ama o dönemlere baktığımda ve şu anki bulunduğum kişiliğin mimarı olduklarını söyleyemem. Bu benim şansım olabilir. Kendimi onlardan bağımsız yetiştirmiş olmam yüzde birlik bir detay olabilir. Çünkü yetiştirilmekten kastım; onların doğrularına ve değer yargılarına hizmet eden bunu gelecek kuşaklara yansıtan biri değilim. Başlı başınca bir birey olduğumun her zaman farkındaydım. Dolayısıyla onların bana öğrettikleri ve dayattıkları şeylere her zaman sorgulayıcı bir biçim ile yaklaşmış hatta genellikle (inanmış gibi yapıp) inanmamıştım. 

  Duygusal olarak hayatımın merkezinde olan bu iki insandan doğruyu-yanlışı öğrenmiş olmamın dışında etiği ve ahlaki düzeni kendi düşünce sistemim ile oluşturdum.

Ben bu şekilde bu düzenden sıyrılmış olabilirim ama sıyrılamayan arkadaşlarımı görünce üzülüyorum hala. Mesele, bir konuya körü körüne inanıp bağnazlık etmenin dışında daha farklı detaylara dayanıyor, beni üzen kısım ise tam olarak da buralar zaten.

Ailesinin siyasi düşüncesine, dini fikrine, sosyal etiğine; bu kesin doğrudur! çünkü Annem! çünkü Babam! diye yaklaşmanın yanlışlığını söylüyorum. Dini bakımdan mimlenmiş bir insan olarak, bu konudan örnek vermekten asla çekinmiyorum. Çoğu dini sohbetlere girdiğim arkadaşlarımda şunu fark ediyorum. Beni sorgulamaya geçiyorlar?! Tabii ki bunda asla bir problem yok ama kendi fikirlerince doğru kabul ettikleri olguyu onlardan daha iyi biliyor ve ya daha hakim olmam durumu garipleştiriyor. 

Hiçbirimiz inançlı ya da inançsız doğmayız! Ailemiz neyse o olarak doğarız. (Etik olanı tabii ki inançsız doğmamız, ki zaten öyle olur.) Ben buna karşı çıkıyorum, sözün özünde. Ailen inançsız ise inançsız olmak zorunda değilsin! Ailen inançlı ise inançlı olmak da zorunda değilsin. Fakat ne isen, ben buyum diyorsan eğer onu da çok iyi bilmek zorundasın, ki olası bir münazarada gülünç duruma düşmeyesin. (Ben çok gülüyorum çünkü böyle insanlara, üzüldüğüm için tabii, neyse.)

Fikirlerin, sosyal etiğin, vesaire. Bunların dışında çok daha önemli bir durum var ki psikolojik yapımız.. Ne kadar güçlü bir karaktere sahip olursak olalım. Çocukluğumuzda yaşadığımız bir problem bizimle, verdiğimiz son nefeste bile canlı olarak bulunuyor. Bu büyük bir sorundur! Çocuklarımıza gerektiği gibi özenli davranmadığımızı düşünüyorum. Onları seviyor olabiliriz, onların mutluluğunu istiyor da olabiliriz ama mesele onlara karşı bu isteklerimizi ifade ediş şeklimizde! Bu benim en hassas ve en gergin olduğum konudur.. 

Çocukluğuma döndüğümde, ortada pek bir çocukluk göremememin sebebi son derece kuralcı olan ailemdir. Sokak oyunlarımı hatırlamaya çalıştığımda da, hatırlayamamamın sebebi sokağımda pek arkadaşım olmayışı yani ailemin beni sokağa pek çıkarmayışıdır. Oyun, benim hayatımda çok ince bir detaydır, her zaman! Oyunlarımı kendi dünyamda, oluşturduğum ütopyada ve bu ütopya insanları ile oynuyorum yıllar yıllarıdır... Sosyal ilişkilerde de pek başarılı değilimdir. Yeni yeni; üniversite, öğrenciler, iş hayatı derken otomatik olarak ilişki kurmayı öğrendim, mesele ilişki kurmanın da dışında sosyal olmakta aslında. İki sebep saydım sadece, birinci kuralcı bir aile, ikinci ise kuralcı ailemin kurallarından yalnızca biri olan sokağa çıkma kuralı. Bu iki kuralın benim şu anki hayatıma olan getirisini çok minimum özetledim. Minimumluğu bir nebze aştıracak maksimize edecek kısım ise buraya günlük olarak attığım diğer yazdığım yazıların analizini yapacaklarda oluşacaktır. (Tabii psikolojimi analiz etmek isteyenler olur mu bilmiyorum, ben etmezdim, çünkü ne gerek var. Size hiçbir şey katmayacak.) 

Konudan sapmadan. Şunları da eklemem özellikle gerekli. Ailemiz bizim her şeyimiz olabilir ama olmamalıdır arkadaşlar. Onları her zaman seveceğizdir, istisnalar hariç. Ama kendimizi de daha çok seveceğimiz aşikar. Onların hayatta olmadıkları zamanlarda bunu daha iyi kavrayacağız. Biz kendimiz ile bir aile olmayı, bu gereksinimleri bir kenara bırakıp, çocukluk dönemlerimizde aldığımız hasarları kapatmayı ve bunu gelecek dönemin önemli insanları olacak çocuklarımıza yansıtmayıp onları çiçekler, renkler içinde büyütmeli ve yaşatmalıyız! 

Çünkü herkesin hak ettiği  budur! 

Bu yazıyı seri olarak yazacağım.. çünkü daha anlatacak çok şey var. 

Çünkü çocuklar bu ülkede sadece çocuk değil!

2313 2210

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.