ÇOCUĞUNUZ BİR MEYVEYİ DALINDAN KOPARDI MI?

Belki siz koparmışsınızdır.  Ya çocuğunuz? Ben çocukken koparmıştım. Şans işte! Apartman çocuklarından olmamıza rağmen,  amcamın ufacık da olsa bir arsasının olduğu Kavacık’ta kardeşimle meyve topladık. Şimdi köprüye gitti o arsalar ama zamanında o bahçeye gidip; birşeyler ekip- toplamanın mutluluğunu yaşayabilen şanslı nesilden olabildik. Ondan sonra bir daha dalından sebze- meyve koparma fırsatını bulamadık.  Apartman çocuklarıyız biz. Köyümüz, memleketimiz de yok. Bazen özenirdik köyü, memleketi olanlara. 150 senedir başka bir şehre bile gitmeyen bir İstanbul’lu aile olarak, ‘memleket’ kavramını yaşayamadık. Babaanne Selanik mübadili ama orada da arsaları, evleri bırakıp gelmişler.  Selanik de bizim memleket belki ama gidemedikten sonra, sadece  5-6 kuşak İstanbul’luyuz denebilir.

Durum böyle olunca, bahçe- tarla nedir görmedik, öğrenmedik. Kavacık’taki arsa bizim doğayı tanıdığımız tek ortamdı.  Meyve ağaçları da vardı, kendi diktiğimiz domatesimiz, börülcemiz, ayçiçeğimiz de. Süt gibi ayçiçeği çekirdeklerini yemenin tadını halen unutmadık.  O bahçede yere serilen bir örtü üzerinde annemin hazırladığı sandviçlerle, bahçenin domatesini ve salatalığını yemenin tadına doyum olmazdı. Ah nerede şimdi o güzel, gerçek tatlar? Reklamlardaki “gerçek tat” yalanlarına kanmayın.  Gerçeğine en yakın ama yine de bozulmaması için katkı maddeleri koyulmuş, yapay tatlandırıcılı ürünler onlar. Meyve- sebzelerin hiç gerçek tadı yok artık.

Komşulardan birinin bahçesindeki kümesten bir kerecik, bir tanecik yumurtayı daha ılıkken alabildim diye kardeşim alamadığına üzülmüştü. İyi ki bir tanecik olsun alabilmişim. O folluktan yumurta almanın verdiği mutluluğu bir daha tadamadım. Arsa komşularımıza bizim şehir merkezinden alıp götürdüğümüz fırın ürünleri ile, onların bahçelerinden topladıkları meyvelerin reçelleri ve yumurtalarını katarak yaptığımız kahvaltıların tadını başka hiçbir yerde bulamadım.

Ağaçların yapraklarının, eğrelti otlarının, çam kozalarının oyuncak olduğu bahçe günlerimiz olabildi bizim de. Bir keresinde dut toplamak için çatıya bile çıkmıştık. Kardeşimden başka bir de manevi kardeşimiz vardı; Dilek. Kardeşim, ben ve Dilek, babacığımın yardımı ile çatıya çıkmış ve dut toplamıştık. Şehirde, apartmanda büyümüş çocuklar olarak bizler için o günler unutulmaz anılar ve tatlarla dolu hatıralar olarak kaldılar.

Sizin bir köyünüz, memleketiniz var mı? Varsa gidin oralara. Çocuklarınızı, torunlarınızı da götürün. Şimdi öyle lezzetler, yeşil ve doğal ortamları bulunmuyor.  Bırakın kırlarda koşsunlar, otların üstüne uzansınlar,  üstleri başları kirlensin,  hayvanları tanısınlar.  Ben o zamandan sonra paçalı tavukları hayvanat bahçesi kafeslerinde görebildim. Ama ilk olarak Kavacık’ta (şimdi köprü yolu olan) o topraklı, evlerin arasındaki yollarda dolaşırken görmüştüm.  Civcivleri köy ortamında sevsinler, eve alarak değil. Toprağa bulaşsın elleri. Varsın tırnak araları toprak dolsun, yıkanır. Solucanları, topraktaki böcekleri de görsünler, tanısınlar. Karınca dışında toprakta hangi canlıların olduğunu bilmeyen bir nesil olmasınlar.

Dalından meyve koparmanın tadı ve kokusu ile tarif edilemez bir zenginlik. Şimdilerde bu imkanlara ulaşmak zorlaştığı için daha da kıymetlendi.  Ben uzuuuun zamandır dalından meyve koparmadım. Evimizin balkonu yüksek binalardan dolayı güneş görmediği için pencere önünde minicik 1-2 saksılık bahçe oluşturdum ve orada domates- salatalık yetiştirip, nane- maydanoz topluyorum.  O bile mutluluk veriyor.

Bence siz bu bahar alın çocuklarınızı, torunlarınızı gidin memleketinize, köyünüze. Huzur ve mutluluk oradaki doğallıkta. Doğal tatlar, temiz hava ve trafiksiz, özgür yaşamda mutlu olun. Memleketiniz yoksa da yüksek rakamlar ödeyerek, şehirdışına yakın kahvaltı mekanları oluşturan ve ‘köy’ diye tanımlanan, günlük yeme-içme ortamlarına gidin.  Bir gün bile olsun doğal hayata koşun.

Siz hiç dalından meyve koparıp, yediniz mi? Ya çocuklarınız? Ya da torunlarınız? Kayısının, kirazın,  dutun ağacını bilir, tanırlar mı? Gerçek kokusunu ve tadını bilirler mi? Yaprağını gösterseniz o sert yaprağın limon ağacına ait olduğunu bilebilirler mi? Ya siz?  Bahar geliyor, hadi gerçeklerle tanışmaya gidin! Kırlara, bahçelere, memlekete, köye.

Sizden sonraki neslin de dalından kopmuş meyveyi- sebzeyi yemeye ve kümes- çiftlik hayvanlarını tanımaya ihtiyacı var. Alın, ellerinden cep telefonlarını, tabletleri, oyun konsollarını. Güneşsiz, havasız kalmaktan sararan- solan renkleri hava ve güneş ile canlansın. Damaklarından silinmeyecek, unutulmayacak gerçek tatları tatsınlar. Belki gelecek nesli betonların, AVM’lerin, fast food mekanlarının değil de doğal güzellik ve tatların ruhlarını ve bedenlerini sağlıkla doyuracağını anlayıp, yeşili yaşatma savaşı da verir. Belli mi olur?

Dalından kopmuş bir meyve yemekle başlasınlar gerçekleri tanımaya. Sonrası gelir bir şekilde. Huzurlu, mutlu, sağlıklı günler dileğiyle… 

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.