Çevrenin Senden Beklediği

Doğduğun andan itibaren seçmediğin bir ortamın içinde, seçmediğin bir anne, babanın yanında ya da belki yalnız bulursun kendini hayatta…

Hayat baştan bir sınav olarak başlar ki bebeklikten bilincin keşfetme evresine girdiğinde ilk yalan nedir onu öğrenmeye başlarsın. Etrafında sana söz veya çeşitli bahanelerle seni kandıran insanları görürsün.

Sonra belki okula başlarsın ve çıkılmaz bir eğitim hayatının artık seni beklediğini daha o yaşlarda fark etmezsin. O sıra ilk arkadaşlıklarını edinirsin belki ya da şanslıysan okul öncesinde de sokaklarda oynamışlığın verdiği tecrübeyle ortama daha rahat uyum sağlarsın.

Alfabeyi, dört işlemleri öğrenirken hayat daha çok oyundan ibaret olur senin için. Bazıları için ilk hoşlanmaların ve kendini tanımanın da ilk adımları bu yaşlarda olabilir.

Sonra biraz daha büyürsün ve artık dışarı çıkmak için izin istemelerin başlar ve sana, ailenin veya izin aldığın büyüğün her kimse neden sürekli izin vermemek için türlü bahaneler sunduklarını düşünürsün ama anlamazsın.  İlk zorbalıklarla tanışırsın, ya alay konusu olan ya alay eden safta yer alırsın. Bu karakterini de yavaş yavaş gördüğün ve insanların ne olduğunu anlamaya başladığın zaman aralığıdır.

Biraz daha ergenliğe vardığında; görüntün değişir, kendini çevreye kanıtlama veya beğendirme çabalarınla, ailenin senden beklentileri, derslerin yığınla başında bir baskı oluşturması başlar. Her şey üstüne geliyormuş hissi altında ezilirsin ve ailenin seni neden anlamak istemediğini sorguladığın o dönemler başlamıştır.

Karşılıklı iletişimsizlik hissedersin. Sanki dediklerini sen açıklayamıyorsundur veya karşındaki seni anlamak istemiyordur. Bu yaşlarda belki ilk arkadaş kazığını yersin, belki de çoktan yemişsindir de yenileri üstüne ekleniyordur.

Belki birinden hoşlanır, şansın(!) yaver giderse ilk ilişki ve sorunların başlar. Eğer reddedilirsen üstüne, stresine ve özgüvensizliğine eklenecek tuzu biberi olurlar. Sivilcelerin ve kiloların artar, azalır. İyice soyutlarsın kendini çevreden, içine kapanırsın.

Sonra bir şekil o sınavlar atlatılır, her şey bitti sanırsın ama bitmez. Ailenle yaşadığın iletişimsizlikler; belki alışkanlığa, belki geri dönülmeyecek kopukluklara, belki artık sadece hatırlanınca gülünecek anılara dönüşür. Yoğun çalışmalar, her sınav sonrasında her yılsonu geldiğinde bitecek sanırsın ama hep yenisi eklenir. Evde ise kızsan, artık temizliğin ve yemeğin ucundan tutman gerektiği söylenir. Erkeksen, sabaha kadar oyun oynamaman ve belki türevleri, her iki cinsiyette birçok farklı şekilde görülür. Bunlar çocuklukta da başlayabilir, daha geç bir yaşta da.

O sırada, akrabalardan veya çevrenden aldığın eleştirileri dinlersin. Görünüşünle, senden beklentileriyle sürekli bir eleştiri silsilesi alır götürür. Nedenini ve görünüşüne, başarına neden bu kadar takıldıklarını anlamazsın ama son bulmadığından aynen gibi kelimelerle kestirip atmakta ararsın şansını.

Zayıf olsan, bir deri bir kemik kalmışsın; kilolu olsan, az zayıflasan güzel kızsın; sivilcelerin olsa, bak ben bir tarif biliyorum onu dene; doktorluğu değil mimarlığı kazansa, senden daha iyisini beklerdik ama sağlık olsun; doktor olsa bizim dayının oğlu da doktorluğu kazandı ama o Hacettepe’de… Bu cümleler hep tanıdık gelir kulağa artık ama artık duymazlıktan gelmek işine gelmeye başlar çünkü susmayacaklardır.

Sonra bir şekil mezun olursun. Öyle ya da böyle bir iş bulursun. Tempon yine son bulmaz çünkü yeni mezunsan bir yerlerde kendini göstermen gerekiyordur. Yaşın ilerler, yeni arkadaşlar edinirsin ve belki yeni ilişkiler katarsın hayatına. Biri gelir, biri gider. Statünün ve paranın insanlardaki değerini görürsün ve bir kez daha hayat seni sorgulama noktasına getirir.

Erkeksen askerliğini yapman gerekir. Bir mesleğin olmazsa kızların çoğunun yüzüne bile bakmadığını fark edersin. Kızsan, sana seçici olman öğretilmiştir ama ne konuda seçici olman gerektiği doğru öğretilmediğinden sevgiyi merhametli de değil; parası olan da, mesleği iyi olan da, sana kötü davranan da ararsın. Ergenlikten, olgunluğa eriştiğin süreçte, bu yüzden sevginin ne olduğunu anlamadan büyürsün. Erkekler de buna uyum sağlamak adına, umursamaz olmanın değerli olduğuna inanarak büyümüş olur ve onlarda sevginin anlamından yoksun olur.

Sonrasında başlarda ilişkilerden bahsederken bile çekindiğin ailen, her aile için elbet geçerli değil, senden bir eş beklemeye başlar. Buna akrabaların ve yeni evlenmeye başlayan arkadaşların da dâhildir.

Hangi yaşın evlilik yaşı olduğuna karar veren çevren, sana evde kaldın da demeye başlar, yaşın geldi geçiyor oğlum ya da kızım diyerek seni çevrende bulabildiğin en iyisi kimse onu hemen almaya zorlar.

Hadi diyelim birini buldun, üstünkörü evliliğe itilmeye başlarsın. Evlensen de yeni sorunlar başlar, evlenmesen de yeni sorunlar…

Evlilik hazırlığı bile ayrı kasan zaman aralıklarıdır. Senin çevren yetmiyormuş gibi bir de karşı tarafın çevresinin dedikleriyle uğraşırsın. Sonra evlilik oturmaya başladıkça ilişkinin aslı ve çiftlerin birbirine uyumu ortaya çıkar. Onunla yüzleşirsin ki tam o sıralarda çocuk, torun isteği de başlar. Yaparsın ve artık sonu bitmez bir yaşamın sorumluluğunu da üstlenirsin. Eşler, birbirine destek oluyorsa ne ala ama öteki türlüsü her birine işkence olur ve bu hayatın sana dayattıklarını kabullenmek istemezsin. Fakat artık bir şeyler için geçtir dersin.

Öteki türlü evlenmediğinde ise etrafındaki arkadaşların bir bir senden uzaklaşmaya başlar. Sanki sen onları ayırmaya yarayan bir silahmışsın gibi. Sonra kariyerine odaklanırsın ve seneler geçtikten sonra bu evlilik muhabbeti her akrabalarınla bir araya geldiğinde ve çocukları olan arkadaşlarınla konuşurken yüzüne vurur. Bazıları en iyisi senin seçimin dese de evliliği seçen birçok kişi yüzünden yalnızlık hissetmen mümkündür. Yalnızlığı, hissetmenin derecesi artık biri olsa da ben de kavga etsem derecesine varmadığı sürece iyisindir. Aslında herkes, diğerinde olanı, kendinde olmayanı istediğinden sana evlilik hoş gelir.

Bu çalışma hayatı sırasında evin ve bir de araban varsa rahatsındır. Belli bir yaşa geldikten sonra da insanların dediklerini sinek vızıltısı kıvamında duymaya ve bu saate kadar kendini neden onların baskıları altında yönlendirmeye ve hissetmeye zorladığını sorgularsın ama iş işten bir şekil geçmiş. Sen artık hayatının yarısını, belki de yarısından çoğunu geçirmişsindir bile.

Bu anlattığım herhangi bir ortalama insanın hayat örgüsü olabilir ama illaki farklı farklı sınavlar atlatmış ve atlatmakta olan birçok insanımız mevcut. Umarım bu okuduklarınızdan sonra hayatın sizden ne beklediğinin değil de, sizin hayattan ne beklediğinizin sizin hayatınızda önemli olduğunun geç olmadan farkına varırsınız. Teşekkürler.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.