Buda'nın Hayatı, Öğretileri ve Felsefesi

   Budizm dinin kurucusu olarak kabul edilen Buda tam adı Sidharta Gautama [Sanskrit],
 Siddhāttha Gutama’dır [Pali] Prens Sidarta ya da Śākyamuni (Sakya kabilesinden gelen bilge) adlarıyla da anılır. M.Ö 563 ve 480 yılları arasında yaşadığı tahmin ediliyor, kendisi kuzey Hindistanda doğmuş bir Filozoftur. Buda kelimesi aydınlanmış, uyanmış anlamına gelir. Buda’nın doğuşu ile ilgili  anlatılan efsaneler diğer semavi dinlerde anlatılan mucizeleri hiçe saydıracak bir görkeme sahip. 

    M. ö.VI asırda Hindistanda Sakya kabilesinin kıralı Sudthadana kendisine bir eş seçmek istemiş ve devrinin en güzel kadını olan Mahayama’yı seçerek onunla evlenmiştir,  ve genç Kral onunla evlenebilmek için onun altı kardeşi ile birden evlenmek zorunda kalmıştı. Kraliçe gelin bir yaz günü ikindi vakti uyurken bir rüya gördü, rüyada dört hükümdar kendisini Himalaya dağlarına uçarak götürmüşler ve Kraliçenin yatağını yedi fersah uzunluğundaki bir ağacın altında sermişlerdi. Dört kraliçe onu yıkamışlar, giydirmişler, en güzel kokuları sürmüşler ve onun için yapılan çok güzel bir yatağı gümüşten bir dağın üstündeki altından bir saraya götürmüşlerdi, daha sonra altından bir dağ üzerinde dolaştığı görülen altı dişli bir beyaz fil gümüş dağa gelmiş, hortumunda taşıdığı beyaz bir lotus’la [nilüfer çiçeği] eve girmiş, Kraliçenin yatağı etrafında üç defa dolaştıktan sonra sağ yanında durmuş ve birden bire onun rahmine girmişti. Kraliçe bu rüyasını kocasına anlatınca, Kral altmış dört bilge kahini çağırmış, yedirip içirmiş, hediyeler sunmuş ve eşinin gördüğü bu rüyayı tabir etmelerini istemişti. Kraliçe rüyasını anlatınca oradaki bütün bilgeler hepsi birden ayak kalkmış ve açıklamışlar, “Ey Kral zerre kadar telaş etme bilki kraliçe hamiledir ve bir erkek çocuk doğuracaktır, şayet bu çocuk bir sarayda büyütülürse tüm dünyaya hükmeden bir Kral olacak, şayet evini bırakıp saraydan ayrılırsa dünyadaki cehalet perdesini kaldıran çok ulu bir bilge olacakdemişler. Bunun üzerine [Budist yazıtlarına göre] bir zelzele olmuş, dilsizlerin dili çözülmüş, aksakların hepsi düzelmiş, cehennemlerin ateşi dönmüştü.

    Kraliçenin doğum yapma zamanı geldiğinde hizmetçileri ile Lumbini korusunda dolaşıyordu ve çiçek açmış bir ağacın altındaydı, Kraliçe ağaçtan bir dal koparmak için elini uazatmıştı, dal bir hayli yüksekti fakat Kraliçe için eğilmiş ve Kraliçe dala tutunduğu sırada oğlunu doğurmuştu. Doğan çocuğu dört Brahman bir altın ağ içine almışlar.

‘Brahmanlar Hindistan’daki kast sıralamasının en üstünde olan din adamlardır ve Hindu dinine mensupturlar’ 

Doğan çocuk temizdi fakat gökyüzünden biri sıcak biri soğuk iki ırmak akmış ve Brahmanlar bu çocuğu iki ırmağın karıştığı ılık suyla yıkamışlardı, çocuğun annesi olan kraliçede bu suyla yıkanmış, daha sonra Brahmanlar çocuğu dört Krala uzatmışlar ve bunlar onu çıplak derileri üzerine almışlar sonra fanîlerin tuttukları bir ipekli yastığa koymuşlar. Bunun üzerine yeni doğan çocuk ayağa kalkmış ve Bütün İlahlar ona tapmışlar, çocuk kendisine benzeyen biri varmı diye etrafına bakmış ve böyle biri olmadığını görerek yedi adım atmıştı ve “Ben dünyanın başıyım dedi” (*) daha sonra tapınağa götürülen bu çocuk kendinden daha üstün bir İlah olmadığını anlatan üç ayet okumuş ve herkes onun etrafında toplanmış, daha sonra alfabe öğrenmesi için okula götürülmüş hocasıyla ilk karşılaştığında hangi alfabeyi öğreneceği sormuştu.

       Doğumundan yedi gün sonra annesini kaybeden Buda sarayda refah içinde yetişmiş, sağlam bünyeli olmak için çalışmış ve on dokuz yaşına gelince Yosothārā’ ile evlenmiş onunla on yıl yaşamış ve daha sonra oğlu Rāhula doğmuştur. Anlatılışa göre babası Guthama’yı sarayın içinde tüm acı ve ızdıraplardan uzak tutmuştur fakat tüm bu tedbirler yetmemiş Guthama hep sarayın dışını görmek istemiştir,ve genç prens bir gün sarayın dışına çıkınca önce yaşlı bir adam, çok hasta bir adam ve , bir cenaze sonra gezgin bir zahit görmüş ve bu gördükleri onu son derece sarsmıştı. 

Gothama o güne kadar tüm ömrünü saray sınırları içinde tüm bu kötülük acı ve ızdıraplardan habersiz yaşamıştı ve hastalığın, yoksulluğun, engelliliğin, ölümün ve arayışın olduğunu görünce büyük bir büyük bir şok yaşamıştı. Evlilik yıllarınıda babasının yanında geçiren Guthama olgunluk yaşı olan otuzuna gelince eşini ve oğlunu sarayda bırakarak terk etmiştir. 

‘Enteresan bir şekilde bu otuz yaş Zerdüştün harekete geçtiği, Mahavira nın Dünya sevgisini terk ederek Öğretisini yaymaya başladığı ve Hz İsanın Peygamber olma yaşı ile aynıdır’ 

Gothama daha sonra tüm Budizm dinine girenlerin giydiği gibi sarı/turuncu bir tuniği sırtına geçirmiş ve seyyar gezgin bir rahip olmuş, hakikati ve aydınlanmayı aramak için Hindistan’nın içlerine doğru yolculuğa çıkmıştır .

   BUDİZMDE İBADET VE İNANÇ

  Budizmde Budizm dinine girişin temeli “Buddha’ya sığınırım Damma’ya  [Dharma’ya dine doktirine] sığınırım. Sagkha’ya sığınırım” (*) cümlesi oluşturur. (Sagkha rahibeler cemiyetidir ve dünyanın en eski bekar rahipler topluluğudur) Bunlardan birini reddeden kişi Budist sayılamaz ve Budizme girmek için bu cümleyi söylemek gerekir. Sagkhaya yani rahipler cemiyetin giren rahip ve rahibeler evlenemezler. Budizmde tapınaklara Vihara denir Budistler Karma Felsefesine ve Samsaraya (doğum ölüm dögüsü) inanırlar. Vihhara denilen tapınaklarda ayda iki defa bir araya toplanan rahipler yaptıkları hataları birbirlerine itiraf ederek benliklerini öldürmeye çalışırlar. Bazı dinlerde olduğu gibi Budizmdede bir kurtarıcı bekleme inancı vardır, kurtarıcının ismi Mhetteya veya Maithreye dir, inanışa göre Mhetteya tüm dünyayı düzeltmek için gelecek ve Buddha nın tamalayamadığı dini öğretiyi o tamamlayacaktır. 

‘Bu durum aynı zamanda İbrahimî dinledeki Mehdi ve Mesih inancıyla benzeşmektedir’ 

Budizmde Vihhara denilen büyük tapınakların yanı sıra Sthuppa denilen küçük mabetlerde vardır ibadet etmek için Sthuppaya giren Budist önce Buda’nın heykeli önünde Buda’ya çiçek ve tütsü sunarak saygı gösterisi yapar.

Budistler kendi evlerindede bir köşede bulundurdukları Budha heykeline tanzimde bulunarak ibadet ederler, İbadetlerinde klişeleşmiş bir takım sözler yada dualaryoktur. 

Budizmin kutsal yerleri Buda’nın doğum yeri olarak bilinen Lumbini (günümüzde Nepal sınırları içinde), Buda’nın aydınlanmaya kavuştuğu yer Both Gaya, Buda’nın ilk vaazı verdiği yer Geyik Parkı, Buda’nın öldüğü Udtar Prads şehri ve Ganj Nehri dir.

Budizmin kutsal kitapları ise şunlardır. Budistler Buda’nın vaazlarını Pallikanon (Pali Derlemeleri) adlı bir kitapta topladığı ve dört yüzyıl kadar nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Budizm’in kutsal kitabı ise Üç Sepet anlamına gelen TripiTakha’dır (Tipi Taka). Tripi Takha da rahip ve rahibeler ile ilgili kurallar, ayin usulleri beslenme , giyinme, Buda’nın hayatı, konuşmaları, vaazlarının yorumu ve Budizm felsefesi ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Bunların yanı sıra her Budist ekolün kendi üstadları tarafından yazılan Sutra adı verilen ve kutsal kabul edilen metinler vardır. 

   BUDİZMDE MESHEPLER

   Budizm başlıca iki ana meshebe ayrılır Hinayana ve Mahayana. 

Hinayana küçük araba demektir, kişinin kendisini kurtarmasını esas aldığı için böyle isimlendirimiştir. Bu meshep güney asyada yayılmıştır, mensupları salt Budizme yani Budanın asıl telkinlerine kendilerinin muhatap olduklarını iddia ederek diğer mesheplere mensup olanları sapkınlıkla suçlarlar.  

Mahayana, büyük araba demektir. Toplumu bir bütün halinde ele alarak herkesin kurtuluşa ermesini amaç edinmişlerdir, onlara göre Budizm herkese cevap vermeli ve hitap etmeli, herkesin htiyaçlarını gidermeli, doktirinleri basitleştirerek halkın anlayacağı bir seviyeye getirmelidir. Budizm’in bu kolu başka din ve doktirinlerden faydalamayı sakıncalı görmez. Bu meshebe göre Nirvanayı gerçekleştiren herkes Buda ünvanı alır ve ihstiraslarının esiri olarak dünya zevklerinin arkasından koşmaz. 

Mahayana mensupları hata yapabilirim diyerek faaliyetleri askıya almanın karşısındadır, Bu yüzden pişmanlık duymaya luzum yoktur derler. Bu meshepe bağlı olan kişiler kendini kurtuluşa hazırlayabilmek için şu hususlara dikkat etmek zorundadı; cömertlik, olgun manada bilgelik, Budizmin ahlak kurallarına bağlılık, meditasyon, karşılaşılan olumsuzluklara sabır göstermek, hiç usanmadan sürekli bir gayret içinde olmak. Bu özellikleri ile   Mahayana meshebi dünyanın bir çok yerinde eyayılma imkanı bulmuş adeta evangelist bir hüviyet kazanmıştır.

   BUDİST ÖĞRETİ

  Budist öğretisinin başlıca özelliği Buda’nın aydınlanma sonucu keşfetmiş olduğu gerçeklerini birer dogma olarak sunmak yerine, aydınlanma yöntemini öğretmeyi bu yöntemleri öğrenenlerin böylece kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup, yaşamsal, sezgisel tecrübeyle doğrulamalarını ön görmesi Buda’lık(aydınlanmışlık) yolunu herkese açık tutmasıdır.

    Buda’nın yaşadığı dönemde Budizm bir din Buda’da bir peygamber yada tanrı değildi. Buda’nın öğretisini şu sözü ile çıklayabiliriz 

“Şimdiye kadarki her gelip gidişimde içinde hapsolduğum duygularla duvaklanmış bu evin yapıcısını aradım, buldum. Ey yapıcı şimdi seni buldum, bir daha bana ev yapmayacaksın, bütün kirişlerin kırıldı, payandaların çöktü, içimde nirvanın dinginliğinden başka bir şey kalmadı, tutkuların isteklerin biçimlendirdiği yanılsamadan kurtardım kendimi”[*]

 Öğretide dört temel gerçek vardır. Yaşamda ızdırap vardır, ızdırabın bir nedeni vardır bu neden bulunup yok edilirse ızdırap yok edilmiş olur. Budizm bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol ve yöntemdir. 

    IZDIRAP VE YAŞAMIN ÜÇ ÖZELLİĞİ

“Dört okyanusun suyumu daha çoktur? yoksa sizlerin inleye sızlaya sürdürdüğünüz bu yolculukta sevdiğiniz, istediğiniz şeyleri elde edememek, sevmediğiniz, istemediğiniz seylerden kaçınamamak, istediğiniz şeylerin istediğiniz gibi olmaması, istemediğiniz şeylerin istemediğiniz biçimde olması yüzünden akıttığınız göz yaşlarımı daha çoktur? Annenizi babanızı yitirmek, kerdeşlerinizi, çocuğunuzu yitirmek, malınızı mülkünüzü yitirmek bu uzun yolda tüm bunlara katlandınız ve dört okyanusun suyundan daha fazla göz yaşı akıttınız”[*]      

     Buda’nın gözlerimizi açmaya çalıştığı gerçek daha çok, ızdrap ve acıdan korunmak, kurtulmak için izlediğimiz tutumdaki yanlışlarımız, yanılgılarımızdır. Herkes yaşamda ızdırabın olduğunu biliyor ama yaşamda tatlı anlar, hoş ve zevkli şeylerde olduğunu, haz ve zevkin ızdırap ve acıyı dengeleyebileceğini düşünüp bu anların beklentisi içinde acı ve ızdıraba katlana biliyor. Buda’ya göre yanılgı tamda buradadır. Buda kaynağı insanın dışında olan şeylerden elde ettiğimiz haz ve zevkin ızdırabın asıl nedeni olduğunu göstermeye çalışıyordu. Yanılgının dünyanın bu geçiciliğine gözlerimizi kapamak, geçici olan şeylerle tutunmaya çalışmaktan geldiğini, dünyayı gerçek yapısı ile görememekten kaynaklandığını söylüyordu. Şöyle söylüyordu.   

“Sevdiğimiz hiçbir şey yok ki bir gün gelip ya onlar bizden, ya biz onlardan ayrılmayalım” [*]   

 Buda bir şeyleri elde etmek için çabalamanın anlamsız olduğunu söylüyordu çünkü elde etmek istediğimiz şeyi elde edene kadar o şey değişiyor, koşullar değişiyor bu arada biz kendimizde değişiyoruz diyordu. Buda’nın amacı dünyayı olduğundan ne daha kötü ne de daha iyi göstermekti, onu olduğu gibi iyi ve kötü yanlarıyla, kendimizi hiçbir yanılsamaya kaptırmadan, yaşamı gerçekiğiyle görmemizi sağlamaya çalışıyordu. Izdırabın dünyayı olduğu gibi içimize sindirememekten. Dünyadan bize verebileceklerini değilde daha fazla şey beklememizden, istediğimizden kaynaklandığını anlatma çabası içinde olmuştur.  

 “Kötü olan yaşam yada dünya değil ona arsızca yapışmaya çalışmaktan, ondan verebileceğinden çok daha fazlasını istemekten gelen ızdıraptır. Akıp giden hayat ile birlikte karşı koymadan direnmeden akıp gitmesini öğrenmek, dönüşü olmayan bir akis içinde olduğumuzun, yaşamın tek bir ânının bile ikinci kez yaşlanmasını olanaksızlığını içten içe kavramak, her saniyenin tadını bilecek biçimde, yaşamın sevinçle, kıvançla, coşkuyla kucaklanmasına yol açabilir”[*]   diyordu. 

   BEN YANILGISI

   Buda’nın felsefesinde mutluluğun ertelenmesininde mal ve para biriktirir gibi haz ve zevk biriktirmenin olanaksızlığı açıkça anlaşılabilir. 

“Acaba yaşamda kendimize sığınak yapabileceğimiz, ızdırabın güçsüz kaldığı, etkisinin azaldığı bir yer bir zaman var mı?” 

Budizm olduğunu savunuyor “şu an ve burası” hiçbir şeyin öteki şeylerden ayrı bir kendiliği, ayrı kalıcı bir benliği olamaz. Izdırabın asıl nedenini iaradığımız, kökenine indiğimiz zaman hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde karşımıza çıkan sorumlunun, istek ve tutkularımızı besleyip kışkırtan kendimizden başka birinin olmadığını görüyoruz. Benim güvenim, benim görevim, benim sorumluluğum, benim başarım, benim param, benim heveslerim, benim amaçlarım, benim öldükten sonra ne olacağım, benim öldükten sonrada var olma doyumusuzluğumdan gelen sorunlarım….. 

Nedir bu ben? 

Buda insan varlığında geçici olmayan, değişmeden kalan hiçbir şeyin olmadığını göstermeye çalışmıştır. 

Bir gövde doğar, büyür, yaşlanır, ölür, çözülür sürekli değişim içindedir öyle ise insanın gövdesinde olamaz, duygularındada olamaz çünkü onlar değişsede yine olduğu gibi kalır. 

Duyu organlarımızdan gelen algılarımızda olamaz, önceki düşüncelerimiz, kararlarımız, eylemlerimizle biçimlenmiş eyilimlerimizde olamaz.

Ayırt edici bilincimizde değişmez olamaz. Bu beş kümede toplanan bedensel ve ruhsal varlığımız, gövdemiz, duygularımız, duyu organlarımızdan gelen algılarımız, önceki düşüncelerimiz, kararlarımız ve eylemlerimizle biçim almış eyilimlerimiz,karakter özelliklerimiz, ayırt edici bilincimizin bir araya gelmiş olmasından da oluşmuş olamaz çünkü bunlardan hiçbiri beni içerimiyorsa o zaman besinin bir araya gelmeside beni oluşturmaz, o zaman geriye değişmeden kalan tek bir şey alıyor, o da “isim”.

  Kral bilge Nagasenha ya seslenmiş

-“Ustam kimsin? adını söylermisin!”

-“Bana Nagasenha diyorlar ama bu sadece bir isim, adlandırmaktan belirtmekte başka şeye yaramayan bir deyim bir sözcük, içinde bir kimlik bir benlik yok, bir ad bir lakap yalın bir sözden başka bir şey değil”

Kral inanmaz ve sorular sorar

-“Nagasenha bu saçlarmıdır?”

-“Hayır büyük kral “

-“Nagasenha coşku ve duygularmıdır?”

-“Hayır büyük kral”

Bunu üzerine Bilge Nagasenha kraldan arabayı tanımlamasını ister.

Kral “tekerlek, dingil, ok, sandık ve kollar bir arada olunca arabada söz edilebilir”der.

Bilge “Araba sadece bir isim, adlandırmaktan ve belirtmekten başka bir işe yaramayan bir deyimden başka bir şey değil. Evet kralım işte böyle, benimde saçlarım, tenim, adım ve bedenim, duygularım, algılarım, geçmiş eylemlerimle biçim almış karakter özelliklerim, ayırt edici bilincim bir araya gelince Nagasenha adı veriliyor ama kimlik ve benlik söz konusu olunca burada öyle bir şey yok. Nasıl arabanın beş bölümü bir araya gelince araba diyorlarsa, beş duyu organın bir araya gelince bir özden söz ediliyor”B

Buda diyor ki

 “Ne benin nede bene ilişkin kalıcı bir şeyin varlığından söz edilebilir. Ben ben olarak gelecektede var olacağım benim sürekli değişmez bir benliğim var savı hatalıdır, benliğimle kurumsal hale gelmek yanılgısını yenmelidir”  

Buda’nın görüşüne göre ben insanın hem bedensel hemde ruhsal varlığını oluşturan bu beş kümenin bir arada ve birlikte sürekli bir değişim içinde oluşunun ortaya çıkardığı bir görüntü bir olgu insanı çevresinde ayrı bir varlık olarak ayırt etme özerk bir biçimde hareket etme durumundan köklenen bir yanılsama dan başka bir şey değil.

 Ayırdedici bilinç ise karışık dünyayı ben ve ben olmayan şeklinde ikiye bölünce bu ben yanılgısı kendiliğinden ortaya çıkıyor, aslında bilincin ayırt etmeden, seçmeden, bölmeden bütünü kavrama olanağıda var benin var olma doyumusuzluğundan kaynaklanan ve ölümün sınırını aştığına inanılan uzantısınada ruh adı verilmiştir.Buda ben – ruh yanılgısını sergilemek istiyor ve diyorki 

“Bir kez ben – ruh yanılgısı oluştumu bütün varlığımızı sarıyor, bilincimizin özgürce işleme yetkinliğini engelliyor  onun bitmez tükenmez istekleri yaşamı çekilmez bir hale sokuyor. Sorunlarımız yaşamla birlikte sınırlı kalmıyor, ölümden sonrası ile ilgili sorunlarda devreye girdiğinden onlarda kaygı ve üzüntü konusu olmaya başlıyor”    

Buda beni yok saymaya ya değil, bizi benden kurtarmaya çalışıyordu. Ölümsüzlüğe ulaşmanın tek yolu olduğunu savunuyordu. Öncesizden sonsuza uzanıp giden var oluş zincirinin içindeki yerimizi bulmak, evrensel ırmağının yaşam gücünün bizim burun deliklerimizde nefes alıp verdiğinin bilincine erişmektir.  

   NEDENSELLİK ÇEMBERİ BAĞIMLILIK VE ÖZGÜRLÜK

   Buda’ya göre var olan her şey nedenselliğin bir sonucu olarak vardır, boşluktan yokluktan oluşan bir evrende nedenselliğin döngüsüne takılan yokluk, varlığa dönüşür her neden bir sonucu, her etki bir tepkiyi zorlar. 

“Evrenin değişmez yasası nedensellik yani karma yasasıdır. Ne başlangıcı ne de sonu olan evrende egemen olan yalnızca doğa yasalarıdır” [*]  

 Buda böylelikle tanrıların görevlerini yasalara yüklemiş tanrıları gereksizleştirmiştir.  

 “Değilmiki insanın geleceğini belirleyen nedenlerin zorladığı sonuçlardır, öyleyse insanın kendi eylemlerinin sonuçlarından kaçıp kurtulması olanaksızdır. Bir çocuğun anasından  beklediği gibi tanrıların bize sevecenlik göstermelerini, bizi bağışlamalarını bekleyemeyiz, eylemlerimizin sonuçlarından kurtulmamızın bir yolu varsa onu ancak kendi çabamızla kendimiz bulmalıyız”[*] 

   On iki Halkalı kapalı bir zincir olarak temsil edilen nedensellik yasası şu şekildedir.

1- Yanılgı yanlış düşüncelere yol açıyor. 

2- Bu düşünceler eyilimlere, karakter özelliklerinin biçimlenmesine ortam hazırlıyor. 

3- Bu biçimlenme den de bilinç oluşuyor. 

4- Bilinçten bent ile ben olmayanı ayırt etmesinden, özne – nesne ikiliği ad ve benden ortaya çıkıyor. 

5- Bundan altı duyu alanı gelişiyor

6- Bu altı duyudan dolayı duyular ve nesneler karşılaşıyor. 

7- Bu karşılaşmadan hoşlanma – hoşlamama gibi duygular oluşuyor. 

8- Bu duygular istek, tutku ve ihtiraslara dönüşüyor. 

9- İstekler, tutkular bağımlılığa insanın istek ve istiraslarının tutsağı olmasına, bireysel yaşam isteğine yol açıyor. 

10- Bundanda oluşuma bağımlılık ortaya çıkıyor. 

11- Oluşum doğuşa yol açıyor. 

12- Doğuş ise ihtiyarlık ve ölüme, ızdıraba, tedirginlik ve umutsuzluğa yol açıyor. 

Buradanda ortaya yine yanılgı çıkıyor. 

Buda’nın yanılgıyı dizenin en başına koymasının sebebi, bu dögüden tek çıkış yolunun bu halka olmasıyla açıklana bilir. İstekleri tutkuları kışkırtan yanılsamadır ama yanılgıyı besleyende yine istek ve tutkular dır. Kökünü yanılgıdan alan düşünceler karar ve eylemlere dönüşüyor, düşüncelerimiz kararlarımız, kararlarımız eylemlerimizi belirlerken eylemlerimizde kararlarımız etkileyip zorluyorlar, her düşünce sonrakini sınırlıyor. Bir kez tam bir özgürlük içinde bir şey düşünmüş olabileceğimizi var saysak bile ondan sonraki düşüncelerimizde aynı oranda özgür olamayacağımız açık, giderek düşüncenin özgürlük alanı kısıtlanıp daralıyor. Şu anda ne olduğumuzu belirleyen dünkü düşüncelerimizdir, bu gün aklımızdan geçen düşünceler ise yarınki yaşamımızı biçimliyor, yaşamımız kesinlikle zihnimizin yaratısıdır.

  Budist metinler dört tür bağımlılık olduğunu söyler. 

1 – İsteklerden, tutkulardan gelen bağımlılık

2 – Yanlış görüşler ve kanılardan kaynaklanan bağımlılık. 

3 – Erdemli bir yaşamla ve kurallarla tıpa tıp uygun davranmakla kurtuluşa erebileceğini sanmaktan gelen bağımlılık. 

4 – Süreki ve değişmez bir benin varlığına inanmaktan gelen bağımlılık.  

Örneğin toplum bizi zeki bir adam gibi görünmeye isteklendiriyor, çevrenizde beğenilen birisi olmak bizde nelere mâl oluyor? Bunun karşılaştırılmış bir hesabını yapabilmiş olsak harcadığımız bunca çaba, üzüntü, sıkıntıya deymeyeceğini anlamış olacaktık. Başka insanların önüne geçmemek, başka insanlara üstün olmaktan gelen ezikliklerin ardında hep ben yanılgısı yatıyor ama bu ben yanılsamasını besleyende toplumun özendirici etkisi. Bir kere gözümüzü açıp bu koşuşturmacanın amansızlığını, anlamsızlığını görebilsek bu koşullanmalar, biçimlenmeler etkisini yitirecek ve bağımlılık da ortadan kalkacaktır. O zaman ızdırap yerini özgürlüğümüzü yeniden kazanmış olmaktan gelen aşkın bir mutluluk duygusuna bırakacak, nedensellik döngüsünden kendimizi kurtarmayı başarmış daha doğrusu döngüyü tersine çevirmiş olacağız.

   İNSAN KENDİSİNİ YANILGIDAN NASIL KURTARIR?

   Budist öğretiye göre Bu sekiz basamaklı yolla mümkündür, yanılgıdan kurtaran bilgiye çıkarımcı düşünceyle varılmaz çünkü bu tür düşüncede özgürlük yoktur. 

Budizm görüşüne göre bizi yanılgıdan kurtaracak bilgeliğe sezgisel tecrübeyle erişilebilir. İnsan yanıldığını, yanılmadığını, aldatıldığını, aldatılmadığını, sevildiğini, sevilmediğini ancak sezgiyle anlaya bilir, uyanan kimse kendisini karmanın elinde eli kolu bağlı bir oyuncak olmaktan kurtarmış olur. Koşullanmaya biçimlenmeye bütünüyle karşı koyabilecek bir insan yoktur bu dünyada, yanında yada karşısında tutum almakla hep zihnini sınırlamış oluyor. Bizi düşündüğümüz gibi düşünmeye, davrandığımız gibi davranmaya iten ön koşullar düşünsel yada duygusal zorluklar vardır, uyanınca bu zorlukları fark etmiş oluyoruz ve zorunluluk olmaktan çıkıyor. Bu yüzdende karma değiştirilemez bir alın yazısı sayılmaz, uyanan kimse Karma’nın bağlarınıda koparmış olur

Buda kalıcı olan bir yaşamdan öbürüne aktara bileceğimiz, gövdemiz içinde saklaya bileceğimiz bir şey olmayacağını anlatmaya çalışmıştır. Öyleyse gene doğumla söz edilmek istenen neydi? Buda’ya göre bir yaşamdan diğerine aktarılan ben yada ruh değil, yalnızca eylemlerimizin zorladığı nedensel sonuçlardır 

‘Bu senin gövdende değil, başka birisinin gövdesinde değil ona geçmiş eylemlerin ürünü gözüyle bakmak daha doğru olur'[*] 

Önceki bir yaşamda yaptıklarımın ödülü yada cezasıda değil. ‘Ben nedensellik zincirinin bir zorunluluğu olarak varım, eylemlerin bir sürekliliği var ama benin de bilincinde sürekliliği yok[*]’ 

Buda’nın dilinde doğum – ölüm döngüsü yaşamların önceki yaşamların etkisiyle biçimlendiğini anlatmaktan öte bir anlam taşımıyordu.

   NİRVANA

   Nirvana batıda anlaşıldığı gibi ölümden sonra (cennete gitmek) değil , burada ve şu anda gerçekleştirilecek bir ruhsal uyanış durumudur, istek ve tutkuların yok olması, ızdırabın etkili olmayacağı bir içsel barışa (dinginlik) aşkın bir mutluluğa erişmektir. Nirvana’ya ulaşma isyeğide dahil olmak üzere tüm istekler ve tutkular bırakılmadan olanla, gelenle yetinmekten gelen iyimser bir yetingenik kazanılmadan Nirvana gerçekleştirilemez. Nirvana’yı gerçekleştiren kimse bir yandanda günlük yaşamını normal haliyle sürdürüyor, eylemlerimizin bir takım nedensel zorunluluklar yaratmaması elbette olanaksızdır, Nirvana ya erişen kimselerin tek farkı bu zorunlulukların dışında kalmayı başara bilmesidir, eylemlerinde beğenilmek, beğenilmemek gibi bir güdü etkin olmuyor, yaptığı işlerden alkış beklemiyor, başarı  onu fazla sevindirmediği gibi, başarısızlıkta, kaybetmekte üzmüyor.

Kuşkusuz acıda çekiyor ama bunlara bilgece katlanmasını, olayların doğal akışına boyun eymesinide biliyor.

    Buda’nın öğretisi bir yandan beni yok sayarken, öbür yandanda bireyciliği en ileri götürmüş olan öğretidir. İnsanın, toplumun kendisine giydirdiği kişiliksiz kişilikten soyunup gerçek varlığıyla baş başa kalınca, gerçeği olduğu gibi özümleyecek bir yeteneğe sahip olabileceğini savunmuştur.

Buda ölümden sonra ne olabileceği ile ilgili soruları genellikle yanıtsız bırakıyor, bu tür sorular ısrarcı olunca şöyle cevap veriyordu 

 “Göğsünüze zehirli bir ok saplanmış olsa, oku çıkarmaya çalışacak yerde oku atanın kim olduğunu, hangi kastdan, hangi soydan geldiğini, boyunu, posunu, oku atmaktaki amacınımı araştırmaya kalkardınız! Ben bir şeyi açıklamıyorsam bırakın açıklanmamış olarak kalsın, peki neden açıklamıyorum? Çünkü o şeyin açıklanması size hiçbir yarar sağlamayacaktır, çünkü bu sorulara yanıt aramak ne aydınlanmanıza nede yanılsamadan kurtulup özgürlüğünüzü kazanmanıza ne iç huzurunuza ne gerçeklere ermenize nede nirvanaya ulaşmanız katkıda buluna bilir!” [*] 

Buda’nın öğretisinde hiçbir dogma iç yaşantıyla doğrulanamayacak hiçbir inanç getirmemeye özen göstermiştir. 

   8 BASAMAKLI YÜCE YOL

♾ Tam Görüş-Tam Anlayış: Bu basamaklar kendimizide, dünyayı da olduğu gibi gerçekiğiyle görmeyi, adların, biçimlerini gizlediği temel gerçeği, her şeyin oluşum-dönüşüm içinde olduğu kalıcı bir benin olmadığı anlayışına ulaşmayı amaçlıyor…

 ♾ Doğru Sözlülük-Tam Davranış : Bu basamak özgür istencimizin ürünü olan içten geldiği için hiçbir amaç gütmeden yapılan davranıştır…

 ♾ Doğru Düşünce-Doğru Yaşam Biçimi: Yaşamını sağlamakta doğruluktan ayrılmamak, kendine yetecek olandan fazlasını elde etmeye çalışmadan yaşamaktır…

 ♾ Tam Çaba-Tam Uygulama: Her şeyin tam bir özenle, eksiksiz yapılmasıdır.

Bir Budistin oturması kalkması bile büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Zihnini bencil düşüncelerden arıtmak, sürekli bir uğraş olmalıdır. Zihnin ayıklanması, bencil düşüncelerden arıtılması, dört yüce duygunun açığa çıkmasına olanak sağlar sevecenlik, acıma, sevgi, taraf tutmama….

 ♾ Tam Bilinçlilik-Tam Uyanıklık: Bu basamaklar meditasyonla ilgilidir, meditasyon batıda anlaşıldığı gibi derin derin düşünmek değil, düşüncenin aşılması, çıkarıcı düşünceden arıtılmış bir zihinle salt bilinçli olmayı amaçlayan bir yöndemdir. bilinçlilik tüm duyumların, duyguların, düşüncelerin, ruhsal durumların ardında alacak biçimde bir alıcılık bir ayıklık hali sürdürmektir. 

     

“Algının kapıları öylesine temizlesinki her algı hiçbir engelle karşılaşmadan bilince ulaşabilsin, sözcükler de çoğu kez bilinçle yaşantı arasına giren bir engel oluyor. Sözcüklerden oluşan düşünceler  durmadan bizi iyi-kötü, hoşa giden-hoşa gitmeyen gibi ayrımlar yapmaya, yarglılara varmaya kışkırtıyor.”

Budizm sözcüklere, kavramlara tutsak olmak yerine, onları tam olarak denetim altına almak istiyor.

Budist meditastonun özü, nefes alıp verdiğinin farkındalığını kazanmakla başlayan yaygın dikkattir. İnsan nefes alıp verdiğinin duyarlılığına varınca, yaşadığının da farkında oluyor, geçmişe yada geleceğe deği, kendini şu ana sabitleye biliyor, şimdi de yaşamaya başlıyor, duygulara daha uyumlu ve duyarlı bakıyor. Kendinden kopuk, kendinden habersiz yaşamaktan kendisini kurtarıyor, yaşamla ve kendisi ile bütünleşiyor. 

Bu izlenim insanda iç barış, huzur ve mutluluğun oluşmasına yol açıyor, nihayet zihnindeki karmaşa yatışmış, durulmuştur.

Buda’nın meditasyon yöntemi, öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil, tersine uyanıklık ve sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor, tam bilinçlilik gerçekleştikçe, tam uyanıklık kendiliğinden geliyor. Burada tüm ikilikler yok oluyor, düşüncenin düşünceden, bilenin bilinişten, öznenin nesneden kopukluğu diye bir şey kalmıyor. Zihninle yaşantı arasındaki bölüntü kalkıyor. Bütün bu ayrımların yaşantı ile ayırt edilecek somut bir gerçekliği olmadığını, bunların akıl yoluyla varılmış çıkarımlar olduğunu fark ediyor. Kişiye bu benim, buda benim düşüncem yada gören benim, buda gördüğüm şey  diye ayrım yapmanıza olanak veren şeyin bir gözlemden ziyade sözcüklerin ve mantığın aracılığıyla elde edilmiş bir kuramdan başka bir şey olmadığını anlatıyor…

– Bu metnin büyük kısmı Budizm’in Mahayana ekolü öğretileri esas alınarak hazırlanmıştır(….) – 

         LÜTFEN YORUM VE ELEŞTİRİLERİNİZİ BELİRTİNİZ

KAYNAKÇA

[*] The Dating of the Historical Buddha: A Review Article Hans Wolfgang Schumann (2003). The Historical Buddha: The Times, Life, and Teachings of the Founder of Buddhism, p. xv. Motilal Banarsidass Publ. ISBN 81-208-1817-2

[*] İlhan Güngören, Buda ve Öğretisi, Yol Yayınları, 1981, sf. 17

[*] Budanın Öğretileri Dhammapada Gerçeğin Yolu. Buda Dedi ki…İngilizce kaynaklardançeviren ve derleyen:A.Cengiz Büker

[*] Browse UNESCO’nun “Lumbini, the Birthplace of the Lord Buddha” 31July 2020 Wayback Machine Web.page

[*] Buddhism ‘Four Looks’ The Life of the Buddha: The Four Sights 15 November 2007 Historys Wayback Machine.web.Archive

[*]wildmind.org/mantras/figures/shakyamuni/5 28 September 2008 Wayback Machine.web.Archive . Wild mind Budist Meditasyon, The Buddha’s biography: Spiritual Quest and Awakening

[*] Nyanatiloka, Nyanaponika, Buddhist Dictionary: Manual of Buddhist Terms and Doctrines,Buddhist Publication Society, 1998, Page 13.”Archived Copy”. 5 August 2008 Archived from source .Date of accessi: 16 August 2008.

[*] Nyanatiloka, Buddhist Dictionary, Page 331Nyanatiloka, Buddhist Dictionary, Page 84

[*] T.P. Kasulis of Ohio State University, Zen as a Social Ethics of Responsiveness.” Journal of Buddhist Ethics: [1] 25 March 2009 History Wayback Machine Site Archived.

[*] Dhammacakkappavattana Sutta için bkn: Thera, Piyadassi, The Book of Protection, Buddhist Publication, 1999. accesstoinsight.org 12 June 2008 Historys Wayback Machine Web.page Archived. Buddha gave his first sermon on the Middle Way, the Eightfold Noble Road and the Four Great Truths.

[*] (Dhammacakkappavattana Sutta) He gave five ascetic dervishes with whom he lived for a while.

[*] Jeffrey Po, “Is Buddhism a Pessimistic Way of Life?”, http://www.4ui.com/eart/172eart1.htm 18 Nisan 2009 Historys Wayback Machine Web.page Archived

[*] Walpola Rahula, What the Buddha Taught, Grove Pres, 1959.

[*] Charles Prebish, Historical Dictionary of Buddhism, The Scarecrow Pres, 1993

[*] Damien Keown, Dictionary of Buddhism, Oxford University Pres, 2003

[*] Thanissaro Bhikkhu, The Not-Self Strategy. Bkn. Point 3, [2] 4 February 2013 tarihinde Wayback Machine Web.page Archived. Thanissaro Sabbasava Sutta[3] 25 June 2006 tarihinde Wayback Machine Web Page Archived.

[*] These 12 nidana schemes, for example, can be found in many places in the 12th chapter of Samyutta Nikaya, Nidana Vagga (see SN 12.2, Thanissaro, 1997a). Archived on the Wayback Machine site on May 4, 2016. “Practices that we maycall” earthly dependent origin ” The nine-nidana diagram in DN 15 of (seeThanissaro, 1997b) was archived on the Wayback Machine site on 21 April 2016. and Samyutta Nikaya on-nidana scheme at 12.65 (see. Thanissaro, 1997c). Archived on the Wayback Machine site on April 18, 2009. The phenomenon named“ transcendental dependent origin” (again related to 12 nidanas) has been described in SN 12.23 (see Bodhi, 1995). Archived on the Wayback Machine site on30 March 2009. In addition, DN 15 mentions an eleven-nidana scheme that causes distress among persons (“handling of sticks and knives; clashes, quarrels andar guments; accusations, separatist speech and lies”).

[*] Harvey, Introduction to Buddhism, pag.56, 57,58,59,60

 https://www.sacred-texts.com/bud/index.htm https://studybuddhism.com/

[*] Heart Sutra for Ehnglish text: The Heart of Prajna Paramita Sutra 26 Haziran 2013 tarihinde WebCite pages ArchivedHarvey, p. 170

[*] “Bhikku Thanissaro, An Introduction to the Buddha, Dhamma, & Sangha, Access to Insight, 2001”. 22 June 2013 Archived from the original in June 2013. Retrieved August 24, 2020.

[*] Middle-Length Discourses of the Buddha, çev. Nanamoli, rev Bodhi, Wisdom Pubns, 1995, sayfa 708f

[*] Stewart McFarlane in Peter Harvey, ed., Buddhism. Continuum, 2001, page 187.

[*] Stewart McFarlane in Peter Harvey, ed., Buddhism. Continuum, 2001, pages 195-196.

[*] “More than merely a means to an end: it is very nearly the end in itself.” Richard Gombrich, Theravada Buddhism: A Social History from Ancient Benares to Modern C

yazar

Yazar: Mastaura

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.