in ,

Bu Zamanda Bir Sperm Olabilmek Kolay Değil

Ben de öyle. Seni karşı kıyının insanı sanmıştım o zamanlar. Su kendine sessizce aktıkça sen de benim gibisin sanıyordum. İkimizi de tanıyamamışım…
Derin bir sessizlik hâkimdi odamda. Elimdeki kitabı yatağın üzerine bıraktım. Dolaba sabitmiş gibi duran ayna ha düştü ha düşecekti üzerime. Bir türlü marangozu çağırıp da yaptırmak gelmiyordu içimden.

“Marhabaa abla! Bu ayna artık gitmiş ben sana yeni dolap yapayım e mi?”
Gelecek olan cümle buydu. Varsayımlarımla ünlüyümdür ben. İşte bu sebeple de çok emindim olacaklardan. Çünkü banyo dolabı için olan buydu. Yani yine de; haklı bir dayanağım vardı öngörüme. Adamlar sanki eve doluşmuştu da; ben de onlara laf anlatmaya çalışıyormuşum gibi hissettim bir anda. İçim sıkıldı. Nefesimi tuttum. Bıraksam kendimi küfürü basacağım ama; adab-ı muaşeretim evde yalnızken bile izin vermiyor şu sıralar bana. Üstelik yanımda marangoz falan da yok. Aklımda düşük belli pantolonuyla ölçü almaya gelen; kan ter içinde bir adam tiplemesi var sadece. Bu hâyâli adamla diyaloga girdiğim gibi, çok affedersiniz ama bokumla kavga etmeye başladım.

Kaç gece seviştik seninle biliyor musun? Dur durak bilmeden. Uyuyup, uyanıp. Yorgunluktan bitene kadar…

Kitabın arka kapağında bunlar yazıyordu. Benim bütün derdimse düşmek üzere olan aynaydı. Düşseydi, kırılsaydı. Düşemedi, kırılamadı, sallandı durdu. Sonra marangoz gelseydi, “siz böyle mi iş yapıyorsunuz diye sinirlenip bağırsaydım.”

Çok değişik bir dışa vurum aslında. Hadi adam hatalı olsa anlayacağım da; dolabı yapan o bile değildi. Arka kapak yazısı,

marangoz, ayna derken… Nasıl aynı anda aklıma hücum ettiler hiç bilemiyorum. Marangoz değildir genelde fantazi dünyasının kahramanları, bahçıvandır o.  Ama hem marangoz, hem ayna hem de kitap biraz fazla olmuştu aklım için. Üçünün birbiriyle bağlantısı varla yok gibiydi.

İnsan zihni işte. Ama benim ki bir başka karışık. Doğumum esnasında yıldız dizilimim bir enteresan olmuş. O da benim suçum değil ki. Karmam çok karmaşıkmış. Ta nerelerden neler getirmişim. Bu hayatıma da bunları çözmeye gelmişim. Bunları kucağıma fırlatan yetkili mercii kim bilmiyorum. Bilmem kaç kuşak gerisinin tortularını toplayıp buraya gelmişim, yetmezmiş gibi burada çözecek mişim! Bak hele. Yüküm ağır. Niye böyle bir misyon edinmişsem. Millet orada burada eğlenip gezerken, bu karmaşık karmayı niye koşa koşa sahiplenmişim? İşim mi yokmuş? Koşuyu kazanan “en hızlı sperm” yarışmasını birinç olarak yumurtaya atlayışımla gerçekleştirerek, bu aceleci tavırlarımın ömür boyu süreceğini nereden bilebilirdim? Bilseydim bu kadar koşar mıydım, üstelik ellerimi arkama saklar; karmaşama neden olacak olan onca geni kucaklamazdım. Ama şimdi; elimde bir kitap karşıdaki aynanın derdine düşmüşüm. Yetmezmiş gibi marangoz konusunda da içsel bir savaş veriyorum.

Adamı evimde pantolonunu çekiştirirken görmek istemiyorum. Yanındaki çırağa “Ver şu metreyi, tut kapağı, çek yukarı, indir aşağı,” diye emir buyuracak ben iyiden iyiye delleneceğim. Yok. Karmam müsait değil. Net.

Ama ne yalan söyleyeyim. Bu hikâyenin bir devamı var ama toplum olarak okumayı sevmiyoruz. Elleri ağızda “Aaa-aa” çığlıkları karşısında korkup yerimden sıçramak istemiyorum. Kalbim dayanmaz, nadide ruhum incinir. Ama herşeye rağmen bunun bir devamı var elbette.

yazar

Yazar: Didem Yuce

“Söz Uçar Yazı Kalır”

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.