Bu Yol Kendime Çıkıyor

Siyah hep farklı gelmiştir bana. Beyazdan daha illet olduğu için mi yoksa içimdeki karanlığın mürekkebini doldurduğu için mi bilmiyorum.

Karanlık evet. Nefes almaya hak kazandığım zamandan bu yana mecbur bırakıldığım iç sesim. Ne bir ses ne bir renk. Kapkara. Hep dört duvar deriz. Ne dört duvarı ben koca bir boşluğun arasında derin bir kuyudan su çekebilme çabası gibi kendime gelmeye çalışıyorum. Kendimi bulmaya,kendimle tanışmaya. Hangi elin üstümde oynaması ki bu her uyanışımda göz kapağıma çivi çakıyor. Sormayın, bir haykırış da mı süzülmedi iki dudağının arasından diye. Yazık bana. Süzülmedi. Ürkek bir çocuk kaçmışken içime nasıl ses çıkarabilirim ki içten içe yiyorken kendimi. Buna nereden bakarsanız bakın göğün altından yağmur çok gözükür. Bulutların üstünden ise çok gözüken yağmur hiçliği ile meşhur olur. Yani ben ne kadar ses çıkarırsam çıkarayım  o bulutların altında deli gibi ıslansam da üstüne çıkınca kısılır sesim. Kar yağsa da şimşek çaksa da fırtınaları içimde koparsanız da çölde su arayan bedeviye döndürseniz de kendimi aramaktan vazgeçmeyeceğim. Ne kadar da görkemli laflar bunlar. Değil mi. Harfler bile şaşkınlıkla düşüyor kağıda. Amaq olsun. Bir umuttu benim ki. Ya da bir direniş. Kendim olmak ,içimdeki bütün siyahlara yol vermek için. Tek derdim bu. Tek tesellim. Mış gibilerden sıyrılmak için kendime hak tanıdığım bir hediye. Bir fırsat tanımalıyım. Uzun zaman önce yüzüme konduramadığım gülüşüme. 

Şimdi uzun yol çekiyor canım. Hatta kilometresi kalemin yazmaya yetişemeyeceği kadar çok. Arabanın camına yansıyan, maviyle yeşilin arasına sığınan sarıyla, bana kadar uzan o manzaranın içime sinişiyle bolca yol eskitmeliyim.

Çünkü bu yol kendime çıkıyor.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.