Bir Yaz Hikayesi #1

yazın güneş batışı bir yaz hikayesi

Sürekli sosyal aktivitelerle geçen, müzik eğitimi alabilmek için geldiğim, sadece müzik eğitimi ile kalmayıp üniversitenin halk dansları  topluluğunun yarışma ve  gösteri ekibinin bir parçası olduğum, bu süreç içerisinde çok hareketli ve üretken faaliyetlerinin içerisinde bulunmamdan dolayı iletişimin ortak hedeflerle birlikte sanatsal etkinliklerle artması bana çok katkı sağladı. Sürekli yarışmalarda   ilden ile, yaz tatillerinde değişik ülkelerde etkinlikler yaptık. 

Çok kaliteli bulduğum H.Ü 1994 yılında bitirdim. Aldığımız eğitime göre hayallerimizde o kadar geniş ve yüksekti. Temmuz ayının insanın içini bunaltan, gündüzünü bıraktım geceleri bile gökyüzüne baktığın zaman nemden sanki birileri diken dürtüyor gibi hissedilen ağrılar, terden yapış yapış kollarını korkuluk gibi havada tutar gibi hissediyorsun. Böyle bir atmosferde üniversite mezunu olarak tekrar başa dönmek nasıl bir duygudur sizce. Bu arada öğretmenlik başvurusunu yapmıştım. Çıktığım hapishaneye (kahvedeki işe) geri dönmüştüm. Tam bir hayal kırıklığı, resmen karabasanlar bastı beni. Artık gerisini siz düşünün. Psikoloji sıfır, resmen bütün organlarım iflas. Çok büyük bir umutsuzluk, kaygı VS. Çocukken yaz tatillerinde Anadolu’nun bir köyüne kardeşlerimizle giderdik.

Orhan kemalin kanlı topraklardaki kahramanı Topal Nurinin kayseriden çukurovaya geldigi trenle, Bizde tık tıkı tıkı tıkı tık diye demir tekerleğin çıkardığı, kalkışta çuf çuf çuf çuf düüüüüüttttttthhhhh sesi çıkararak yavaş yavaş ilerlerken, tünellere girdiğinde zifiri karanlıkta, duvarlardan yankılanan demir yığınının çıkardığı gürültüyle köyümüze giderdik. Köy yaşantısı çok farklı bir yaşam tarzı.resmiyet yok, şehir yaşantısındaki gibi  çok kalabalık laflara, çok bilgili görünmek için mısınlı misisinli konuşmalara gerek yok. Sadece olduğu gibisin. 20 yıldır gitmediğim köyümü çok özlemiştim.

Sıcaktan ve stresten kurtulmak için köye gitmiştim. Aman tanrım. Her adım attıkça misss gibi kekik, yarpuz, buğday tarlalarında gelen muhteşem kokular ve sanki deniz dalgasını andıran bir sağa, bir sola buğday başaklarının hareketi. Yürürken karıncaların hareketleri, zıp zıp zıplayan çekirgeler, uzakta otlanan büyükbaş sürülerinin çıkardığı böğürme sesleri. Kaçma yakalayacağım dercesine birbirini kovalayan muhteşem atların kişnemesi, kuşların cıvıltıları, arı vızıltıları. Köye yaklaştıkça havlayan köpek sesleri,, tavukların gıdaklaması, koyunların meleşmeleri. Köyün içine girdiğinde taş ustalığı ile mimar Sinan tarzı çeşme müzik melodisi şeklinde billur gibi borudan oluk oluk  akarken, güneşin yansıması ile insanın gözleri ışılıyor. Kaysı ağaçlarından meyvasını koparırken, Kaysı üzerindeki o muhteşem renk uyumuyla göz göze geliyorsun. Tertemiz kupkuru havayı içine çekerken oksijeni ciğerlerinin her hücresinde hissediyorsun. Bir haftalık köy tatilinden sonra bütün hücrelerim yerli yerinde çalışmaya başladı. İşte benim cennetim burası diye karar verdim. Ve bir ayağımın burada olması gerektiğine inandım. Ve 2000 yılında hobi ve üretken olma amaçlı bir köy evi yaptım. Esas paylaşmak. İstediğim konu asıl şimdi başlıyor. İnsan ne kadar okursa okusun kendi özünü bulmadığı, kendi içindeki taşları yerli yerine oturtmadığı sürece, kendini dinleyip korku ve kaygılarını anlayarak kendisini huzursuz eden, kaygılarından dolayı cesaretinin kırılacağını, özgür bir tutsak olduğunu anlamadığı sürece, kendi içinde net olamaz. Kendi içindeki çelişkilerini bitirmeyen, kendisiyle kavga etmeyen insanlar mutlu olamaz.

Mutluluk ne aradığını bilen, buna göre kendine  yön çizen, yaşam biçiminin yanlış olduğunu bilip bununla mücadele eden, sorunun kaynağını cesaretle kökünden kesen insanlar mutlu olabilirler. Mutluluğun kaynağı insanın özüne ulaşmasıdır. Mutlu olabilmek adına, stres ve sorunlarda kurtulmak için köydeki cennetim sığındım. Ayağımı yaz tatillerinde iki ayda olsa toprağa bastım.    Ne demek istiyorum:   İnsan çelişkilerini, stresini, huzursuzluğunu düşünerek, ruh doktorlarıyla seanslar yaparak, içerek, kumar oynayarak, kavga ederek, VS mutlu olamazlar. Bence o anki ruh halinden kurtulmak için yön değiştirmeleri gerekir. Hobileri  olması , üretmesi lazım. Topluma faydalı olacak faaliyetler yapması lazım. Şöyle yapıyordum. Konu beni  huzursuz ediyorsa, uyutmuyorsa o an köyde bir proje üretiyordum. O yapmak istediğim üretime sağından bakar, solundan bakar kafamda o düşünceyi olgunlaştırırdım, o an beni rahatsız eden konulardan uzaklaşarak beni mutlu edecek yapacaklarım beni çok heyecanlandırırdı. Ama mutlaka planımı yaz tatilinde uygulardım. Böylece 20 yıl önce köyde yaptığım hobi çiftliğinde 100’lerce çeşit ağacım oldu. Kendime içerisinde her türlü ürünü, bütün teknik işleri yapabileceğim atelye yaptım. Öğretmen olmamdan dolayı bütün işlerimi tek başıma yaptım. Öyle bir atelye ki emekli olduğumda yapmayı planladığım rüzgar enerjisi, güneş panelleri, arıcılıkta kovanlarımı kendim yapacağım şekilde atelyeyi düzenledim.

Ayrıca beni mutsuz eden durumları kestim attım. Eğer kendini yenileyebileceğin bu araçları, hobileri, her olumsuz bir durumda buna yenilmeyip, üretkenlikle seni rahatsız eden olaya karşılık verirsen. Sen mutlaka kendinle barışmışsın, çelişkileri yenmişşin. Yani taşlar yerine oturtmuşsun.   Bir durum daha var. İçinde sevgi bitmiş olan bir evliliği devam ettirmiyorsan, değiştiremediğimiz toplumda, kendini degiştirmişsen, başkası için yaşamıyorsan, birey olabilmişsen. SEN MUTLUSUN ARKADAŞ. Ayaklarını yerden kesecek, gördüğün an nefesini kesecek, kalp atışlarının ritmi karşıdakinin duyacagın şekilde çarpacak, seni sütten düşmüş kedi gibi durgunlaştıracak,   Yani arkadaş elektrik çarpmışa döndürecek aşkı ve sevdayı da buldun mu, o zaman dünya tersine dönse banamısın demezsin arkadaş. 

Not: Sevgili dostlar, ilk yazdığım yazıda benim yazılarımı okuyarak bana cesaret verdiniz. İyi ki varsınız. Yazılarımda samimi, tamamen özgün ve yaşadıklarımdan yola çıkarak, net bir insan olarak, insanın özüne ulaşmak için yaptığım mücadeleyi belki insanlara faydam olur diye korkmadan yazdım. 53 yıllık yaşamımda ve 26 yıllık öğretmen olarak, sabırsızlıkla yazacağım. Teşekkürler.

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları