Bir Ruh Hastasının Kürsüsünden: Mesaj ve Kanal

Bundan binlerce yıl önce tekrar gelip sizi ziyaret etmiştim. Görüyorum ki durum hala aynı. Neden kulak vermediniz size kanal olarak seçilmiş ağız ve kulaklara? Neden inanmadınız onlara ve aktarmaya çalıştığı mesajlara? Çok mu acemi duruyordu sözleri? İnanması güçtü. Evet. Kanal olarak seçtiğimiz kişiler kendi sınırlarının elverdiği ölçüde kelime oluşturup size ulaştırırlar. Bizim onlarla iletişime geçme biçimimiz siz de olduğu gibi üç boyutlu bir dünyanın gerektirdiği tarzda değildir. Siz sesi kullanırsınız. Kanal deyince duyduğu sesleri yazıya döken ve kelimesi kelimesine aktaran kişi olarak algılarsınız. Bizim seçtiğimiz bedenlerle iletişimimiz böyle değildir. Biz onların beyinlerindeki sesler değiliz. Olduğunuz boyutun sınırlarını aşan bir iletişim yöntemimiz vardır. Seçtiğimiz ileticiler önce hissederler. Sonra onlara bir hal gelir. Kendileri de anlayamazlar. Bu sizin duyu organlarınızla algılayamayacağınız bir iletişim türüdür. Sınırlı üç boyutlu dünyanız izin vermez algılamanıza. Ancak yine de bizim kanal olarak adlandırdığımız kişi hissettiklerini kelimeye dökmeye çalışır. Önce onların yaşamda belirli tecrübelerden geçmesi gereklidir. Sizin duygusal acı dediğiniz durum başlarına gelmeden bizi hissedecek seviyeye gelemezler. Maalesef dünyanızda sürekli mutluluk hali o sınırlı olan algılarınızı aşacağınız bir yetenek vermez. İşte bu yüzden yaşamlar boyu sizlerle iletişime geçmek için kullandığımız kanallar kendilerini istemedikleri durumların içerisinde bulurlar. Bu sizin dilinizde eğitimdir ve kötü tecrübeler olmadan tamamlanmaz hiç bir eğitim. Sizinle tekrar iletişim halinde olmak istiyorum. Çünkü görüyorum ki hala maddeciliği ve maddeye olan sevginizi aşamamış durumdasınız. Umarım bizim size seslendiğimiz boyuttan sizin boyutunuza doğru bir biçimde çevrilir mesajlarımız.

Neyi unuttuğunuzun farkında mısınız? Kendinizi unuttunuz. Kim olduğunuzu. Yaşamlar boyu süren serüveninizde içinde bulunduğunuz dünyayı iyi tanıdınız. Gezegeninizi tanıdıkça kendinizi unuttunuz.  Şimdi soruyorum size: Siz kimsiniz?

Yıllar boyu deneyimlediğiniz olgular, biriktirdiğiniz bilgiler, yaşadığınız olaylar ve en önemlisi de kendinizin kim olduğuna dair çıkarımlarınız kayboldu zannediyorsunuz. Hayır kaybolmadı. Onların hepsi sizin belleğinize yakın bir hafıza deposunda hep kayıtlıdır. Evet yanlış duymadınız. Birçok hayat yaşadınız. Bu sahip olduğunuz hayat son hayatınız değil. Kendinizin kim olduğunu anlayana kadar birçok hayat daha yaşayacaksınız. Hayali sınırlar yaratarak kendinizi dünya üzerinde yaşayan diğer varlıklardan ayırarak kimliğinizi coğrafyaya bağlı olarak tanımladığınız bir kimlik oluşturdunuz. Benim seslendiğim kendilerini Türk olarak adlandıran kitle! Atalarınızın en eski inancı neydi? Gök Tanrı nerede yaşamaktaydı? Evet atalarınızın en eski inancına göre Ülker Takım Yıldızı kutsaldı. Bu inanca göre Gök Tanrı Ülker Takım Yıldızında yaşıyordu. Yaşadığınız topraklarda büyük bir çoğunluğun dahil olduğu inanç sistemine göre Süreyya isimli  yıldız kümesi onlar için önemliydi değil mi? Peki bu Süreyya neydi? Tabi ki atalarınızın kutsal saydığı yıldız kümesinin bir başka adıdır.  Ülker sadece sizin ırkınızın(siz böyle adlandırıyorsunuz) değil tüm dünya varlıklarının ait olduğu kaynaktır. 

Bundan sonraki her yazıda size kim olduğunuzdan bahsedeceğim. İçinde bulunduğunuz üç boyutlu dünya ve lineer algılama biçiminiz sınır olmaktan kalkacak. Titreşiminizi artırmanın vakti geldi. Kelimelerin iletişime dönüşmesi kısa bir zaman alacaktır. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.