BİR KELİME: BADANA!

Başlıktan beklentinizle okuduğunuz farklı olacak sanırım. Dokuzuncu(lise bir) sınıftayken edebiyat dergimiz için bir hikâye yazmıştım. Bunu paylaşmak istiyorum. Zaten okuyunca başlığı neden koyduğumu da anlayacaksınız.

”TABLO

Evimin bir kilometre ötesinde dükkânlar var: çilingir, kasap, tuhafiye… İşten eve giderken de bu yolu pek kullanmam. Çünkü biliyorum ki bu yolu kullanırsam alışverişe takılıp eve geç döneceğim. Bugün nedense bu yolu kullanmak istedim. Belki de merakım beni oraya çekti. Birkaç gündür dönüş yolunda çiçekçinin karşısındaki kaldırımda bir adam görüyorum. Herhalde yeni geldi. Birisi karşısında duruyor, adam da onu resmediyor.

Arabayı birkaç metre öteye park edip izlemeye başladım. Sanki tanıdığım birisiydi. Dikkatlice baktım ona. Biraz sonra arabaya yöneldiğini fark ettim. Açık camdan başını uzattı: ‘Merhaba küçük hanım, portreni çizmemi ister misin?’ dedi. Nerem küçüktü benim? Onun bu rahat tavrı karşısında cevabım ‘Hayır!’ olmalıydı ama adam bir anda gözüme tatlı göründü ve teklifini kabul ettim. Arabadan indim, peşi sıra yürüdüm. O, şövalesinin başına geçti, ben de orijinal fakat eskimiş olduğu her halinden belli sandalyeye oturdum. Sandalyenin yanında masa, masanın üstünde de boş bir vazo ve birkaç dergi vardı. ‘Biraz gülümse ve kımıldama küçük hanım!’ diyerek beni uyardı adam. Hâlâ ‘küçük hanım’ diyordu. Acaba beni nasıl görüyordu? Açık saçlarımı omuzlarıma attım, gülümsedim ve kımıldamamaya çalışarak kendimce poz verdim.

Bu adamı birine benzettiğimi söylemiştim. Adam beni çizerken ben de arada bir yüzünü inceliyor, bu yüzü nereden tanıdığımı hatırlamaya çalışıyordum. Saçları uzun ve bağlı olduğundan açık alnı dikkat çekiyordu. Uzun bıyığı neredeyse ağzını kapatmıştı. Sağ gözünün altındaki et beni biraz büyüktü. Gözleri maviye yakındı. Aklımda ona benzettiğim birkaç isim vardı. İçimdeki meraka yenildim ve ona adını sordum: ‘Ufuk Aydoğmuş’. ‘Yok artık!’ dedim içimden. Bu isim tahminlerimin arasındaydı ama yine de şaşırmıştım. Yıllar sonra ilk defa birbirimizin yüzüne tanımadan bakıyorduk. Yanına gidip geçmişteki tüm öfkemi yüzüne haykırmak istedim fakat yapamazdım. Bu, bana yakışmazdı. O, hiçbir şeyin farkında olmaksızın çizerken benim aklımda geçmişten kırık, buruk bir anı dönüp duruyordu.

On iki yıl önce, yani ben sekizinci sınıftayken resim öğretmenimiz bizden tuval üzerine herhangi bir resim çizip boyamamızı istemişti. O zamanlar resme hevesliydim. Bu ödeve çok sevinmiştim. Resim çizmek ve boyamak için gecemi gündüzüme katmıştım. Resim dersi gelsin de tablomu öğretmenime göstereyim diye can atıyordum. Ancak hayal ettiğimle karşılaştığım tutum arasında dağlar kadar fark vardı.

Heyecanla öğretmenin masasına yanaştım. Kendimden son derece emin bir edayla önüne koydum. Cevap, tam anlamıyla hüsrandı: ‘Bu ne böyle? BADANA yapar gibi boyamışsın resmi! Olmamış, üzerinde biraz daha çalış. Gerekirse yeni bir tane daha yap.’ Bu cümleler, resimle olan bağımı koparmam aslında en çok sevdiğim bu dersten nefret etmem ve insanların bazen ne kadar acımasız olduklarını düşünmem için yeterli olmuştu.

İşte o öğretmen şu anda karşımda duran ve resmimi çizmek için ayağıma gelmiş olan bu adamdı. Eğer o gün bana bunları söylememiş olsaydı belki bugün hâlâ amatörce resimle uğraşıyor, benim için son derece eğlenceli bir hobinin tadını çıkarıyor olacaktım. Oysa o günden sonra elime fırça almayı bırakın, çöp adam yapmaktan bile kaçındım.

Adamın, öğretmenim demekten dahi kaçınıyorum, ‘Resmi bitirdim.’ demesiyle kendime geldim. Hızlıca, ‘Borcum nedir?’ diye sordum. ‘Geçmişteki hatama karşılık benden sana bir hediye küçük hanım!’ dedi ve portreyi uzattı. Gafil avlanmıştım. Birbirimizi tanımadan birbirimize bakıyoruz derken yanılmıştım işte. Bir yandan bu cevaba seviniyor bir yandan da kalbimin inceden inceye sızlıyor oluşuna üzülüyordum. Yine de özrünü kabul ettin öğretmenimin. Bir şey söylemeden onu anladığımı belli eden bir gülümsemeyle karşılık verdim bu sözüne. ‘YILLAR GEÇSE DE TATSIZ ANILARIN İZLERİNİN KAYBOLMAMASI NE KÖTÜ! HELE BÖYLE YILLAR SONRA ANİDEN KARŞINA DİKİLMESİ DAHA DA KÖTÜ’ diye düşünerek elimde tuval arabama doğru yöneldim.”

Öncelikle teşekkür ederim buraya kadar geldiğiniz için. Koyu belirttiğim anı gerçek. BADANA kelimesi de gerçekten çok etkiledi beni. Hatta diş hekimliği tercih ederken bile ”Bak senin resim yeteneğin yok, yapabilecek misin?” endişesi yarattı. Şimdi ise ”Bak senin el yeteneğin varmış resimde de iyi olursun!” şeklinde ve bunun etkisiyle resme bir yerden başlamak istiyorum. Eğer bir önceki yazımı okumuşsanız orada yapmak isteyip de kaçtığımız durumlara önyargısız yaklaşmamız gerektiğinden bahsetmiştim. Belki de hikâyede olduğu gibi bir gün karşılaşmayacağım biri için sevebileceğim uğraşa kötü yaklaşmam… Çok şey öğretti.

TEŞEKKÜRLER.

yazar

Yazar: Dt.Şaziye KAPLAN

''Her insan mükemmeldir.'' -MAVİ-

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.