Bazen biraz durmak lazım

Çok hızlı bir çağda anlamlı, anlamsız bir koşuşturmaca. Kaldırıma inci gibi dizilmiş dört genç, ellerinde gitarlar fülütler keman darbuka vesaire ve, çalıp söylüyorlar koca şehrin griliğine inat. O suğuk Ekim sabahı sanki o kaldırımda hiç yokmuşçasına hızlı hızlı adımlarla gelip geçen binlerce insan, inadına yok sayıyor o öğleye yakın Ekim sabahının kış habercisi rüzgarına rengarenk tıngır tıngır ezgiler katan bu üç beş genci.  Kaldırım mı? O mutlu, duyduğu müzikten gayet hoşnut ve sanki bir tek kaldırım umursuyor herkes koşarken durup şarkı söyleyen insanlar topluluğunu. 

Şimdi saat 08:23 gece vardiyasından çıktım yine bir şubat günü hep huyum dur eve geçmeden önce yol üstü Astepe Kıraathanesine uğrarım. Dışarıdaki masalardan birine kuruldum sabah, soğuk ve rüzgar yüzümü kesiyor, ama çay ve sigaranın hatrına katlanıyorum, 

– Lan oğlum başının zoru ne gir işte içeri sobanın başına sıcacık iç çayını! 

– Yaa sorma Ünsal abi şu sigara denen pis şey var ya hiç akıl kârı iş değil. 

Eh be güzel abim senin kahvenin içine girene kadar gider evime sıcacık yatağa gömülürüm, naber. Şimdi sokağı seyrediyorum, bir belediye işçisi elinde kocaman bir süpürge, faraş kırmızı parke taşı döşenmiş şirin sokağı süpürüyor güya, “Maksat mesai dolsun işte neolacak” 

Bazen biraz durmak lazım. Bir yudum çay çekip bir sigara yakmak, sonra dingin dingin düşünmek. Yeni bir yön tayin etmek, yeni bir yol çizmek. 

yazar

Yazar: M. Tuncay

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.