Azizler

Dün Netflix’te komedi ve dram filmi olarak yayınlanan ve muhteşem kadrosuyla heyecanla beklediğim filmi bu gün izledim. 96 dakika boyunca yeri geldi hiç bir şey anlamadım . Yeri geldi bazı noktaları bana dokundu. Ardından ” tek anlamayan ben miyim ya” diyerekten Twitter’a baktım. Bakalım film hakkında ne diyorlar diye gördüm ki benim gibi düşünen çok. Dedim o halde bu film hakkında yazılır.

Filmi izleyenler üç gruba ayrılmış. İlk grup güzel kadrosu için izlemiş. Ki haklılar da kadro birbirinden iyi oyuncularla dolu. Başta Haluk Bilginer olmak üzere Engin Günaydın, Fatih Artman (Benim için Harun demek), Öner Erkan derken kadro böyle iyi isimlerden oluşuyor. İkinci grup ”Ben şimdi ne izledim ?” diyenler. Üçüncü grupta ölüm ve yalnızlık konusunun iyi işlendiğini düşünenler.

Aslında bu kadroyla cidden güzel bir film beklememiz normal. Genel olarak trajedi mi yoksa komedi mi bilemedim. Öyle gülümseten bir kısmı da bana göre yoktu. Ama film hakkında şunu da unutmamak lazım;

Ölüm ve yalnızlık hakkında düşünmenizi sağlıyor. Sorgulatıyor insanı. Mesela Öner Erkan’ın karakteri beni cidden düşündürdü. Dedim ki bu şimdi arkadaşlık mı istiyor, hislerimi var, neyi ispatlamaya çalışıyor yani. Maalesef anlayamadım.. Anlayan açıklasın 🙂

Özellikle İrem Sak’ın rolünde error vermiş olabiliriz. Tek duyduğumuz ”Kolyen nerede?” oldu. Neyse bu tarz detaylara belki ben fazla takıldım orasını bilemeyeceğim.

Acaba kara komedi miydi? neyse neyse.

Filmi izleyip de farklı görüş açılarında olan olursa lütfen yorumlarda belirtsin belki de ben yanlış  bir perspektiften bakmış olabilirim. Bu arada küçük psikopat çocuğu yani Caner’e bayıldım. Oyunculuğu çok iyiydi. Ve kapanışı filmden müzikle yapayım. İyi dinlemeler veya izlemeler…

 

okur

Yazar: yaren-ozcam

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

4 yorum

Yorum Yazın
  1. İlk satırda yazdıklarım yazıya gelen diğer yoruma istinadendi, kötü olarak lanse ettiğinizi kastetmedim.
    Kendi yazdıklarımı da tekrar okudum da gereksiz keskin olmuş, tabi ki film bu zevk meselesi beğenip beğenmemek kişilere kalmıştır.

  2. Tabiki.Kötü olarak lanse ettiğimi de düşünmüyorum 🙂 Eleştirilerimizi kendi fikirlerimizle yazıyoruz, belirtiyoruz. Bu sebep ile seven ve sevmeyenlere saygı duymalıyız. Dediğim gibi farklı bakış açısıyla filmi yorumlamanız güzel olmuş. Teşekkürler yorumunuz için 🙂

  3. Kötü film yorumuna katılmıyorum fakat çoğunluk izleyicisine hitap etmediğini kabul ediyorum.

    Filmde ana fikir olarak yalnızlığın işlendiğini görüyoruz, ana karakter küçük dünyasında sıkışmış ve yalnızlığa olan özlemini her fırsatta gösteriyor. yan karakterlerden biri ise anlamsız şekilde onu kendi sosyal hayatına katabilmek için çaba gösteriyor belkide çoğu insanın reddemeyeceği teklifleri yalnızlığa olan özleminden dolayı reddediyor. Diğer bir yan karakter ise eşini kaybettikten sonra uzun yıllar yalnız çekiyor öyle ki eşinin fotoğrafı ona dost oluyor. Haluk Bilginer’in oynadığı bu karakterin ölümü ile ana karakter aradığı yalnızlığa kavuşuyor.

    Gelelim izleyiciyi rahatsız eden kısımlara, filmin daha başında oturduğu yerde sürekli aynı cümleyi tekrar eden karakter, buzdolabı üzerindeki fotoğrafın hayal ürünü olmasına rağmen başka bir karakter ile etkileşime geçmesi gibi mantık dışı durumların olması. Bu olayların film içindeki yerinin senaristin senaryo içine yerleştirdiği absürtlükler veya yönetmenin filme yaptığı eklentiler. Bu durum eleştiriye açıktır beğenebilirsiniz veya beğenmeyebilirsiniz fakat bunun filmi kötü olarak yorumlamak için yeterli olduğunu düşünmüyorum. Ana fikrin işlenişi ve izleyiciye aktarılış, oyunculukları da unutmamak lazım.

    Benim anlayamadığım kısım ise Fatih Artman’ın oynadığı karakter ile Engin Günaydın’ın oynadığı karakter arasındaki ilişki, iş ortamlarında az ve kısa diyaloglar gerçekleşirken, bir sahnede ana karakterin adeta yokmuşçasına devam edip biten bir sahne mevcut neyin anlatılmak istendiğini çözemedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.