ATATÜRK'ÜN İSYAN RAPORLARI

”18 EYLÜL 2017-PAZARTESİ

ATATÜRK’ÜN İSYAN RAPORLARI(20-24 EYLÜL 1917)-SİNAN MEYDAN” ÜZERİNE

Yazı Atatürk’ün şu cümlesiyle başlamakta ve şu anda da içinde bulunduğumuz durumu çok iyi açıklamakta:

”Gerçek kurtuluş toplumdaki marazı(hastalığı) tespit edip tedavi etmekle elde edilir. Marazın tedavisi ilmi ve fenni bir tarzda yapılacak olursa şifa verici olur…”(Atatürk,27 Ekim 1922, Bursa)

Cümleyi dikkatli okursak bence en can alıcı kelime ‘bir tarzda’. Çünkü belli adımlarla plan içinde ilmi ve fenni uygulamak, üretmek gerekir.

1.Dünya Savaşı yıllarından 18Eylül 1917-Halep’te 7.Ordu Komutanı Atatürk, Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’ya içinde bulunduğu durumu özetlemek üzere rapor yazması gerektiğini belirtir ve izin ister. Cevap 19 Eylül günü gelir ve bu raporun ne kadar önemli olduğunu belirtir Cemal Paşa. Bunun üzerine 20 Eylül 1917’de Atatürk şu isimlere raporu sunar ki bu rapor 2010 kelimelik ilk rapordur. Dikkatinizi çekmek isterim ki 2010 kelime. Çok ciddi bir gözlem, araştırma ve değerlendirmeyi içerir. Buradan Atatürk’ün bahsettiğim özelliklere sahip olduğunu da anlıyoruz.

-Başkumandan vekili: Enver Paşa

-Sadrazam ve Dahiliye Nazırı: Talat Paşa

-Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı: Cemal Paşa

1.RAPOR

Raporun bence genelini özetleyen kilit cümle şu: ” Çürüyen muazzam saltanat binasının(devlet) bir gün içeriden birden bire çökmesi muhtemel.” Yani iç hükümette sıkıntılar var. Nedir bunlar mesela adalet, ticaret, ekonomi ve belki de en önemlisi yönetim…

Askeri durum hakkında ise:

 ”Özetle Batıda muhtemel yeni taaruzları beklemek ve Suriye sınırındaki düşman taaruzlarını başarısızlığa uğratmak, genel askeri durumumuzun şimdiki vazgeçilmezleridir.”

”Düşman Bağdat’a gemilerle ve trenlerle asker getirirken, biz boynuzlu hayvanlarla(şahdarlarla) ve deve ile buna karşı koyamayız.” Bağdat’ı bilmeyenler için Irak’ın başkenti, en büyük kenti ve Petrol üretimi söz konusu. Burada soru sormak isterim. Neden bizim yeteri kadar üretimimiz yok ve hayvanlarla durumu idame ettiriyoruz? Üretimsizlik neden belki de daha uzun süredir devam eden ve etmekte olan bir problem?..

Atatürk’ün sunduğu çözüm önerilerine bakacak olursak en başta belirtir durumların kötü olduğunu ama olumsuz düşünmek yerine nasıl akıllı adımlar atılması üzerine yoğunlaşılması gerektiğini. En önemlisi yerel yönetimi güçlendirmek gerektiğinin üzerinde durur: Jandarma, ticaret işleri, ekonomi işleri…düzeltilmeli. Askeri siyaset, savunma siyaseti olmalı. Yurt dışında hiçbir Osmanlı eri kalmamalı.

Benim önemli bulduğum bir maddedir: Suriye-Hicaz’ın sorumluluğu, Sina Cephesinin komutası bize(yani o zamanki Müslüman Osmanlı’ya)verilmeli. Neden?

Von Kress adlı bir Osmanlı ordusuna çalışan Alman generale ait 8.ordu ve Atatürk’ün emrindeki 7.ordu savunacaksa cepheyi ve Falkenhayn adlı Alman general emrinde olunacaksa elbette görevden kaçmayacağını belirtir Atatürk. Ama bu durumda da Falkenhayn’ın Osmanlı emri altına girmesi lazımdır. Böyle olursa sadece askeri komutan olur. Sevk ve idare o halde bizim elimizde olur yani durumu kontrol altına alırız. Eğer ki Sina Cephesi bir komuta altında erimeye mecbur olursa o kişinin de ancak kendisi olacağını belirtir Atatürk.

Gelelim Falkenhayn ile derdimize. Bu noktada Atatürk Alman emperyalizmine isyan etmiştir. Diyor ki: ”İçinde bulunduğumuz bu bataklıktan Almanlar ile kurtulmak zorunlu ise de Almanların bu zorunluluktan ve savaşın uzamasından yararlanarak bizi sömürge yapmak ve memleketimizin bütün kaynaklarını kendi ellerine almak siyasetinin karşısındayım.”

Almanlar aslında Türklere düşman Arap aşiretini kazanmaya, memlekete Irak Harekatını yerleştirmeye çalışmaktadır. Eğer ki Falkenhayn, Filistin’in savunması mümkün olursa başarılı olacaktır. Bu durumda da memleket yine bizim elimizden çıkıp bir Alman sömürgesi haline gelecektir. Atatürk bu noktada diyor ki:”Memleketin hiçbir köşesi herhangi bir nüfuz ve idaresi altına verilmemelidir.” Yani nereden gelirse gelsin emperyalizme tahammülü yoktu.

2.RAPOR

Atatürk koskoca bir imparatorluğun yıkıldığını görmekte ve hükümete, orduya mutlaka doğruları göstermekte kararlıdır. Böylece ikinci raporu 24 Eylül 1917’de Enver ve Cemal Paşa’ya yazar. Raporun bir ve ikinci bölümünde Sina Cephesindeki düşman kuvvetlerini ve ordumuzu karşılaştırmaktadır. Özet cümle şudur ki bence altındaki anlamı anlamak da zor olmasa gerek:”Elimizdeki kuvvetlerle saldırı değil ancak savunma yapabiliriz.” Birinci raporda da hatırlarsanız bir kıyaslama olmuştu. O halde askeri durum gerçekten de övünülecek gibi değil. Atatürk’ün önerisi nedir?

Tüm kuvvetler Sina Cephesine yönlendirilmeli. Ve Falkenhayn’a asla güvenmemektedir. Der ki: ”Parça parça cepheye gelecek kuvvetlerce verilecek bir savaş konusunda kimse benim kadar tecrübeye sahip değildir.” Daha sonra da bunun gerekçesini açıklamaya başlar:

Arıburnu ve Anafartalar’da 11tümeni ve bir süvari tugayını başarı ile idame ettirmiş ayrıca 10tümenlik 2.orduyu da yöneterek İngiliz ordusunu yenmiş bir komutandır kendisi. O halde karar verilmesini ister ya Sina Cephesi 7.Ordu Komutasına verilecek ya da 7.Ordu Komutanı görevinden ayrılacak.

Enver Paşa 2 Ekim 1917’de cevap verir. Falkenhayn’a güvendiğini kendisinin de güvenmesini istediğini belirtir.(Ben şöyle hissettim: O kadar gözlem çöpe mi gitti yani:/) Halbuki bu kararın sonucunu Türk milleti daha sonra ağır bir şekilde ödeyecektir. Bundan sonra bence Atatürk’ün ne yaptığını tahmin edersiniz. 6Ekim’de kendisine bir vekil tayin ederek istifa etti.

Enver Paşa bu istifadan vazgeçirmeye çalıştı önce. 9Ekim’de Diyarbakır’daki 2.Ordu Komutanlığa atadı. Ama Atatürk tabi ki kabul etmedi. ‘İZİNLİ’ sayılarak 11Ekim’de Halep’ten ayrıldı.15 Ekim’de asi bir komutan olarak İstanbul’a geldi. Ve Enver Paşa sessiz kaldı. Türk siyaset ve tarihçisi Yusuf Hikmet Bayur’un ifadesi şu yönde:” Bu olay Mustafa Kemal’in ne kadar büyük bir ün ve şan kazanmış, hükümetin de ne ölçüde zayıf bir duruma düşmüş olduğunu ayrıca gösterir.”

Pekala, bu raporlarda Atatürk’ün akılcı ve bilimsel kişiliğini çok net görmekteyiz. Önce gözleme dayalı sorunları sıralamış sonra bu sorunlara akılcı, gerçekçi çözümler üretmiştir. Bu da BİLİMSEL YÖNTEM’dir.

Şimdi bu yazı 18Eylül’de yazılıyor. Atatürk’ün Raporları da 100yıl önceye denk geliyor. Ve yazarımız 100 yıl önceki mesela hükümet ile halk arasındaki bağların bozulmasının; mesela halkın fakirleşmesi, hükümetin halkın haklarına ve adaletine aykırı davranışlarla halkın nefretini kazanmasının; mesela memurların rüşvetçiliği, vurgunculuğu, yolsuzluğunun; mesela ekonominin çökmesi, para meselesinin namuslu insanları bile kutsal değerlerden uzaklaştırmasının; mesela ülkedeki yabancı nüfuzu sorununun…devam ettiği gerçeğini açıkça ifade etmiştir. (Açıp da gözümüzü, başımızı pencereden uzattığımızda devam ediyor oluşu bu sorunların…Sizce de yolunda gitmeyen çok şey yok mu?)

Şuna da değinelim Atatürk 1915-Çanakkale, 1921-Sakarya Zaferlerini kazandı. Ama 1917-Sina Filistin isteği kabul edilmedi ve kaybedildi. Ne demek istediğimi anladınız bence.

Peki, Sina Cephesinin sonu ne oldu dersiniz: 31 Ekim 1917’de İngilizler 110bin kişilik ordu ile saldırdı. Zavallı(!) ordumuz sadece 36bin kişiydi. Evet, Falkenhayn gafil avlandı. 11Aralık’ta Kudüs İngilizlerce işgal edildi. Filistin kaybedildi. Kudüs’ün kaybından 4ay sonra 25Şubat 1918’de Falkenhayn görevinden sonunda alınmıştı. Yerine Maraşal Liman von Sanders atandı. Ve Atatürk Yıldırım Orduları Komutanı von Sanders’e bağlı 7.Ordu Komutanlığı’na 2.kez atanmış oldu.

Rapordan bir yıl sonra 18Eylül 1918’te İngilizler Filistin Cephesinde taaruza başladı. von Sanders canını zor kurtardı. 4ve 7. Ordular düşman tarafından çevrildi. Atatürk, 20 Eylül’de Şeria Nehri’nin doğusuna çekilme kararı aldı. Ekim başlarından itibaren de Atatürk fiilen Yıldırım Orduları Komutanı’ydı(Sonunda ama keşke…) Yusuf Hikmet Bayur der ki:”Onun bu orduyu binbir güçlükle Şam’a kadar getirebilmesi askerlikçe bir mucize sayılabilir.” Şevket Süreyya Aydemir anlatımıyla:” 25/26 Ekim’de Halep’in 5 km kuzeyinde İngiliz ve Arapları fena bir yenilgiye uğratır. 1.Dünya Savaşı’nın bizim için son muharebesi ve zaferi de budur.(Tek Adam)”

Anlıyoruz ki Atatürk MUCİZE. Ama bu şans eseri gelen bir durum değil. Yaptığı araştırmalar, incelemeler onun hakkında şu an konuşmamıza vesile oldu. Demem o ki sevgili okurum önce kendin sonra da etrafına Atatürk’ü örnek aldırt. Ülkemizin bize ihtiyacı var. Düşünsene şu an bir savaş olsa gidebilecek bir yerimiz var mı? Topraklarımıza sahip çıkalım. Önce işimizi iyi yapalım sonra da tüketim sevdamızdan vazgeçelim. Bizim bize ihtiyacımız var.

(Yakın tarih araştırmaya yeni başladım. Yolun çok başındayım. Eksik bir kısım görürseniz ya da fazlasını lütfen belirtin. Yazılar yazmaya devam edeceğim. Takipte kalın!!)

Teşekkürler…

Şaziye KAPLAN

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.