Aşkın Kederi

Aşkın Kederi

Aşkın Kederi

…Hani dün sana demiştim ya, Aşkın Kederi şarkısını (daha bunun gibi başka şarkılar da var) dinleyemiyorum ben diye; yani çok güzel ama işte bende bir daralma, sıkışma yapıyor… Onun gibi bir sıkışma oldu Hep Sondan Başlar’ı okurken de. Neyse ki çabuk geçti. Yüreğim ferah şu an.

Keşke sana anlatabilsem beni neyin etkilediğini ve neyin ferahlatıp kurtardığını. Burada tam anlatamam herhalde ama en azından şu kadarını söyleyebilirim. Erkek kahramanımız Suat Miray’ın, aşkı optik prensipleri üzerinden bir tanımlayışı var. Odaklanmayla ilgili hani. Suat baktığı yeri bütün olarak görüyormuş ama aşk, odaklanıp çevreyi görmemek imiş. “Hayatı bütün olarak görmek aşkın zıddıdır” diyor. Bir an bunun mutlak doğru olduğunu sanıp, sıkışıp daralma moduna girdim işte. Nostalji karadeliği zaten yutmaya hazır bekliyor. Yok yok yutulmayacağım, açılıp ferahlayacağım dedim. Canım, yazar öyle yazdı, Suat’ı öyle konuşturdu diye illa öyle midir?

Benim aşk tanımım (daha doğrusu bana ait değil, alıntı) öyle değil, şöyle: “Aşk, yabancılaşmanın toptan kaybını ifade ediyor. Hiç kuşkusuz kaybını. Karşı tarafın günahına, yetersizliğine, görkemine iştirak…” Suat Miray’ın kusurlarından hiç olumsuz etkilenmedim ben şahsen. Kadın kahraman Ece de -bilseydi Suat’ın sırlarını- olumsuz etkilenmezdi bence. Ha ama Suat’ın dediği bir de şu var: Ece, Suat’ı mutlu edeceğim diye Ece’likten çıkar, derken kendi kendisini bile sevmez hale gelir, o zaman Suat da onu o haliyle artık sevmez olur. Öyle mi olur? Aşkın tanımı “odaklanma” ise öyle olurdu belki, evet. Odak sonsuza dek aynı noktada kalamaz, dağılır, bütün görününce de manzara değişirdi çünkü. Ama aşkın tanımı benim dediğim gibiyse hiç de mutsuz son olmazdı ya da olmayabilirdi en azından. İlişkilere dair “His varsa beden yok, beden varsa his yok“a da katılmam şahsen.

Kendini âşık olunası görmediği için, seks ile bu açığı kapatıyormuş da… eee? onun da bir sonu varmış da… Yok ı-ıhh, katılmıyorum. Bir de, ‘Ece benim için her ne yaptıysa aslında kendisi için yaptı’ şeklindeki düşüncesi var Suat’ın. Şöyle diyor içinden: “Bunları benim için yaptığına emin misin diye sormuyorum bile. Sorsam, üzülecek alınacak“. Yoo, hayır. Üzülüp alınacak bir şey yok bence. İnsan zaten kendini tamamlamak ister, kendi bütünleyenini karşısında gördüğünde ona âşık olur. Karşındakini severken kendini bütünlüyor olmak, “Aaa, bu aşk değilmiş ki! Bencillikmiş!” değildir bence.

Biseksüellik ve/veya homoseksüelliğe gelince… Geçen gün Coco Chanel’in hayatını anlatan bir film izledim. Eşcinsellikle ilgili görüşünü soruyorlar Coco’ya, o da diyor ki “bedenlerin üzerini saran aynı cilttir”. Güzel cevap değil mi? Cinsiyetin iki kutup değil, bir spektrum olduğunu anladığımdan beri ben de Coco’ya katılıyorum. Ama kitabı okurken şunu merak ettim, biseksüel bir erkek heteroseksüel bir erkeğin aldığı zevkten daha mı az zevk alır bir kadından? Öyle değil galiba ama emin olamadım.

okur

Yazar: Özgür'ce

Blog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.