Aşkın Celladı: Sadakat

Bay Güner; donuk bakışlı, genellikle hüzünlü, yavaş hareket eden ve yavaş konuşan bir adamdı. Sarı saçları ve mavi gözleriyle dikkat çekerdi. Bir pazar, gün doğmadan önce balkonuna çıktı ve sigarasını yaktı. Hava soğuk ve hafif yağışlıydı. ‘Bugün güzel bir gün olacak’ dedi. İçerden bir ses yükseldi; ‘Katılıyorum.’ Bu sevgilisi, Irmaktı. Irmak balkona geldi ve bir sigara yakarak şöyle dedi: ‘Güzel bir gün olacak.’ ve ardından gülümsedi. Güner tepki vermedi fakat sevgilisinin gülümsemesi ona huzur vermişti. Irmak sigarasını içti ve ardından evden çıktı. Güner ise bir sigara yaktı ve evde adımlamaya başladı. Öğlen vakti olmuştu. Güner’in telefonu çaldı. Arayan Güner’in yakın arkadaşı Cellattı. Asıl adı Celaldi fakat sert ve serinkanlı bir adam olduğu için Güner ona Cellat diyordu. Güner telefonu açtı. Celal konuştu: ‘Birazdan evinin oradaki kafede buluşalım. Ne zamandır seninle kahve içmiyoruz.’ Güner cevapladı: ‘Yarım saat sonra…’ 

Yarım saat sonra ikisi birlikte kafede oturuyorlardı. Güner gülümseyerek; ‘Ne zamandır görüşmüyorduk, iyi oldu bu görüşmemiz’ dedi. Cellat kafasıyla onayladı ve gülümseyerek yanıt verdi: ‘Neler yapıyorsun bakalım dostum?’ Güner; işlerinin sıkıntıda olduğunu, annesini ve babasını yakın zamanda ve yakın zaman aralıklarıyla kaybettiğini, elinde kalan tek güzel şeyin Irmak olduğunu anlattı. Güner bunları anlatırken ardı ardına sigara yakıyor ve arada bir gözyaşlarını gizleyerek siliyordu. Cellat Güner’in gözlerinin içine baktı ve ekledi: ‘Merak etme dostum, ben yanındayım.’ Güner bu söz karşısında büyük bir tebessüm ederek Celladın omzuna dokundu ve ardından ekledi: ‘İyi ki varsın dostum.’

Pazar günü geçmişti ve yerini pazartesi almıştı. Güner yine gün doğmadan kalktı ve balkona geçerek sigarasını yaktı. Ardından Irmak uyanmıştı ve balkona gelerek bir sigara da o yaktı. Irmak yine sigarasını içtikten sonra evden çıktı. Güner de bir sigara yaktıktan sonra evden çıktı ve işine doğru yol aldı. Yolda yürürken içinden; ‘Bugün rotamı değiştireyim, farklılık olsun.’ dedi. Rotasını değiştirdi ve farklı bir yola saptı. Birkaç kilometre yürüdükten sonra bilinçsizce sağındaki kafeteryaya göz gezdirdi. Kafeteryada gördükleri karşısında şaşkına dönmüştü. Irmak ve Cellat beraber kahve içiyor ve delicesine gülüşüyorlardı. Cellat ani bir hareketle Irmağın elini tutmuştu. Güner sadece izliyor ve aklına çok kötü fikirler geliyordu. Öfkelenmişti, öfkeden deliye dönmüştü. Gözlerinin kırmızılaştığını hissetmişti. Celladın kehribar rengi gözlerine delicesine bakıyordu. Fakat aniden bir his Güneri yoluna devam etmeye ikna etti. 

Akşam Güner evine dönmüştü. Üstünü değiştirdi ve mutfağa geçti. Irmak çoktan eve varmıştı ve yemek hazırlıyordu. Güner hiç duruşunu bozmadı ve yarını iple çekiyordu.

Ertesi gün olmuştu. Güner rotasını aldatıldığı istikamete çevirmişti. Birkaç kilometre yürüdü ve Cellat ile Irmağı aynı masada, aynı saatte gördü. Kafeden içeri girdi ve ağır ağır üst kata çıktı. Üst katın kapısının önüne geldiğinde, Irmak ve Cellat aynı anda, aniden, Güner ile göz göze geldiler. İkisi de şaşakaldı ve ayağa kalktılar. Güner istifini bozmadan; ‘ Oturun lütfen.’ dedi. Irmak ve Cellat yerine oturdu ve birbirleriyle bakışmaya başladılar. Masaya Güner de oturdu. Güner seslendi: ‘Beni dinleyin.’ Irmak ve Cellat bakışlarını Güner’e çevirdi ve sessizce dinlediler.

Güner konuşamaya başladı: ‘Cellat, sadakatli dostum ve biricik arkadaşım. Gözlerinin içine baktım ve sana dertlerimi anlattım. Gözlerinin içine baktım ve bir kadına olan sevdamı anlattım. Sen gözlerimin içine bakıp, nasıl bana ihanet edebildin sorarım sana?’ 

‘Güne…’ diye konuşacakken Cellat, sözünü kesti Güner ve devam etti sözüne: ‘Mühim değil çünkü artık seninle bir bağım yok. Mühim değil çünkü artık ikinizde yabancısınız.’ dedi, Celladın yüzüne gülerek, sakin bir tavırla. 

Ardından masadan tam kalkarken Irmak seslendi; ‘Güner, bana bir şey söylemeyecek misin?’ dedi, hüzünlü ve titrek bir sesle. Güner cevapladı: ‘Siz kimsiniz hanımefendi?’. Ardından arkasına bile dönmeden kafeden çıktı. Birkaç adım sonra bir sigara yaktı ve gökyüzüne baktı. 

‘Hüzünleniyoruz, kederleniyoruz, sigara içiyoruz, kahve içiyoruz ve bir dost arıyoruz. Bir sevgili arıyoruz, huzur ve mutluluk beraberinde. Peki ya bu cellatlar, bu şeytanlar niye boş durmuyor? Niçin kan istiyor bu şeytanlar ve bu kanı arzuluyor bu şeytani melekler? Bu şeytanlar ne istiyor? İntikam, öfke ve delilik mi? Öyleyse ben bu masadan kalkarım; birkaç söz ve dinginlikle. Ben bu şeytanlardan ve onun meleklerinden değilim, ben sadakatin, sevginin ve huzurlu kederin yolcusuyum. Ben aşkın celladına boyun eğmeyecek kadar güçlüyüm. Ben bu masadan kalkarım, dinginlikle ve huzurla.’ diye geçirdi içinden Güner. Ardından bir sigara daha yaktı ve işine doğru yol aldı.  

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum