Ankesörlü Telefon ve Hakan Altun

Ankesörlü Telefon ve Hakan Altun

Ankesörlü telefonlar çocukluk dönemlerimde en çok dikkatimi objelerden birisiydi. Jetonla, kartla ve dahi kredi kartıyla kullanılabiliyordu. Ancak hiç kullanmadım. O zaman yaşı benden büyüklerden bu efsane cihazla ilgili duyduklarımı anımsadım. Kimisi hilesini bulmuş sınırsız konuşuyordu. Kimisi oradan insanları işletiyordu falan klasik hergelelikler işte. Bu arada sınırsız konuşmanın nasıl olduğunu öğrendiğim de müthiş dumura uğramıştım.

Meğer aklı 22. yüzyıldan gelen abiler jetonların ucuna ip bağlayıp jeton yuvasından aşağı doğru sarkıtıyorlarmış. Ne kafa ama demiştim. Küçük yaşın vermiş olduğu cahillikle bu düpedüz hırsızlık olan eylem bana çok güzel bir şeymiş gibi gelmişti. Tabi bunda sarkıtçı abilerinde payı yadsınamaz. O kadar matah bir şeymiş gibi anlatıyorlardı ki insanın hemen tuhafiyeden şöyle güzel bir iple bir jeton alıp ankesörün başına koşası geliyordu.

En çok merak ettiğim de buradan arandığım zaman telefon ekranın da hangi numaranın yazdığıydı. Acaba tüm ankesörlü telefonlar aynı numaraya mı sahipti? Birisi beni ankesörlü telefondan aradığından geri onu ararsam ankesörlü telefon çalar mıydı? Tamamı çocukça saçma sorular işte.

Ama bir düşünsenize kaldırımda yürüyorsunuz ve bir an yanından geçtiğiniz telefon çalmaya başlıyor. Açıyorsunuz ve karşı telefonun ucunda olan kişi bir şeyler söylüyor. Onunla böyle boş boş konuşuyorsunuz. O size sen kimsin diyor siz ona. Final de küfürleşme ve kapanış. 

Uzun bir süre kullanımlarında devam eden ankesörlü telefonlar, cep telefonlarının zaman içerisinde yaygınlaşması ve operatörlerin iletişim bedellerini daha kabul edilebilir seviyelere indirmesiyle yavaş yavaş unutulup gitti. Ama halen şehrin merkezi yerlerinde bu cihazlara denk gelmek mümkün. Kullanılmak istense bakımları falan yapılmış mıdır? Belki de onları oraya koyanlar bile artık sadece belediyenin dandik dekorlarından biri haline dönmüş bu ağır abileri unutmuşlardır bile.

Ankesörlü telefonların yoğun kullanım alanlarından birisi de askeriyelerdi. Gerek askere giden tanıdıklardan gerek dizi ve filmlerden gördüğüm böyleydi. Ve cep telefonun halkın kalbur üstü denebilecek kesiminin sahip olduğu bir dönem de geriye kalanlar için yegane iletişim aracı da buydu. Bu ankesörlü telefonların bir diğer karakteristik özelliği de önlerinde uzun uzun kuyruklar olmasıydı. Askeriye gibi zaman yönetiminin kendi özgürlüğünüz de olmadığı bir yer de öndeki bir iki hödüğün konuşmalarını uzatması sonucu o an için sevdiklerinizle görüşememek herhalde insanı çıldırtma noktasına getirir.

Askerlik ve ankesör demişken Hakan Altun abimizi anmadan olmaz. Şimdi bunları yazarken o meşhur “Hani Bekleyecektin” şarkısını kime yazdığına baktım da İclal Aydın’a yazmış. Yani ne kötü durum ya sen sevgilinle kısa bir konuşma yapabilmek için o kadar zaman sıra bekle sonra ara ve karşıdan “Şu an müsait değilim.” cevabını al. Ah be Hakan abi.

Ankesörlü Telefon ve Hakan Altun

okur

Yazar: Vito Scaletta

A ship in harbor is safe, but that is not what ships are built for.

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.