Hepimiz, Raskolnikov’dan Bir Parça mıyız Acaba?

Suç ve ceza beni etkileyen kitaplardan biridir tabi ana karakter Raskolnikov da  insanı etkileyebilen, insanın karakterine yön verebilen bir karakter. Şimdi bu karakter adına biraz analiz yapmak istiyorum. Peki neden istiyorum ? Raskolnikov bir gün sevdiği kadının önünde eğilir ve ona şöyle bir cümle sarf eder: “ben senin önünde eğilmiyorum Sonya, ben insanlığın çektiği tüm acıların önünde eğiliyorum.” işte tüm insanların acılarını kendi üstünde toplamış bu karakterin önemli bir karakter olduğuna inandığım için bu adam hakkında konuşmak istiyorum. Bizler Raskolnikov muyuz ? Bizler onun gibi dünyadan nefret etmiş, her şeyden bıkmış umitsiz varlıklar mıyız ? Hayatın akışı nedir ? Yoksa bizler de Raskonikov gibi hayatın sürdürülebilirliğine inanmıyor muyuz ? Bizler de onun gibi bir ışık mı bekliyoruz. İşte herkesi üstünde toplamış bu adam ile ilgili konuşalım biraz. 

not : uzun bir yazı olabilir ve eğer kitabı okumadıysanız  eser hakkında okumadan bir şeyler öğrenebilirsiniz. Bu da kitabın zevkini kaçırır tabii.

Raskolnikov nihilist, Tanrı’nın öldüğü fikrine kapılmış, materyalist bir kişiliktir. Fakirlikten dolayı üniversite eğitimini yarıda bırakmış ve bunun sancısını çeken bir karakter. Sürekli düşünen biri olarak gösterir bizlere onu Dostoyevski. Aslında her şeyden nefret eden bu asi, kibirli, pratogonist yani zıt güçler ile mücadele eden bu karakter okul eğitimini yarıda bırakmasını fakirliğine bağlar ama bazı öğrencilere özel ders verir ve buradan kazandığı para ile geçimini sağlayabilir keza arkadaşı Razumihin geçimini böyle sağlamaktadır.ama onu rahatsız eden başka bir şey vardır. Raskolnikov’un asıl istediği zengin olmak değil, onu kötü hissettiren, küçük düşüren fakirliği hemen üzerinden atmak istemesidir.Raskolnikov bazı eşyalarını tefeci bir kadına verir ve ondan borç para alır. Tefeci kadın ise çirkin, asık suratlı, kendi kız kardeşine şiddet gösteren, insanlara zarar veren kötü kalpli bir kadındır. Raskolnikov bu kadının evine gittiği zaman kendisini hep kadının odasını incelerken fark eder. Kadınla konuşmalarında kadına bakıp dalar ve kafasında hep bir kötü düşünce belirir. İleriki zamanlarda Raskolnilov’un kafasında bir düğüm oluşur. Bu tefeci kadını öldürmek ! Peki neden? Fakirlik midir Raskolnikov’u bu duruma iten ? Yoksa insanlara kötülük yapan bu kadını öldürerek adalet sağlamak mıdır ? yoksa Tanrı’ya nasıl inanacağını bilemeyip bu duruma düşmek midir Raskolnikov’a bunu yaptıran ?  

İnceleyelim. Raskolnikov birahaneye gider ve orada bilardo oynayan bir subay ve o subayın öğrencisinin konuştuklarına kulak verir. Öğrenci ve subay tefeci kadın hakkında konuşur ve öğrenci subaya “keşke tefeci kadını öldüren birisi olsa, onu öldürmeyi çok isterdim gibi cümleler sarf eder. raskolnikov şaşırır. Sürekli kafasında olan bu düşünce karşısına çıkmaktadır ve işte burada bir hataya düşer. Bunun, tanrının kendisine bir mesajı olduğuna inandırır kendini. Kafasındaki düşüncelerin karşısına çıkmasını tanrının kendisine bir mesajı olmasına bağlar ve buna göre hareket eder. Yani Raskolnikov dini hurafelere yenik düşmüştür. Berbat bir kadındır tefeci kadın. bir bittir Raskolnikov’a göre, insanların kanını emen ve dünyaya hiçbir faydası olmayan bir bit ! Raskolnikov silmek ister bu kadını dünyadan. Kötüdür o ! İyi kalpli değildir ! böyle bir adaletsiz kadın nasıl olur da hala dünyada varlığını sürdürebilir ? ölmesi gereklidir. Hem tarihte böyle olmamış mıdır zaten ? Napolyon, Hz. Muhammed… bu isimler de adaleti sağlamaya çalışmıştır kötü insanları dünyadan yok ederek. Raskolnikov da yapabilir o da kötü bir kişiyi dünyadan yok edebilir. Peki nerede hatalıdır bu adam .Yaptığı bir diğer yanlış nedir ? inceleyelim

Kaldığı yere gider. Baltasını alır. Bıçak olmaz, silah hiç olmaz. Silah ses çıkarır. Peki bıçak ? Bıçakla öldürebilmek için güce ihitiyacı vardır, art arda vuramaz. Tekte bitirmesi lazımdır işi; bu yüzden baltayı seçer. Baltayı paltosuna gizler ve yola koyulur. Tefeci kadının kaldığı yere varır ve kapısını tıklar. Kadın kapıyı açar. Karşı karşıyadırlar ve raskolnikov aşırı heyecanlıdır. Tefeci kadın sorar “neyiniz var ?” diye. “hastayım ben,sarayım” der delikanlı kadına sahte bir tebessüm ederek. Kadın arkasına döner ve Raskolnikov baltasını kadının kafasına indirir. Tam eşyaları alacağı sıra onun için şanssız bir şey olur. Ölen tefeci kadının kız kardeşi Lizaveta gelir. Raskolnikov Lizaveta ile karşı karşıyadır ve en sonunda onu da öldürür. İşte hatası buradadır delikanlının. Napolyon gibi adalet dağıtacağını düşünmesidir hatası. Şiddeti meşrulaştırır adalet anlayışı ile. Halbuki şiddet hiçbir şekilde araçsallaştırılamaz. Adaleti sağlayacağım derken, bir anda elde edilen katil ruhundan dolayı masum, temiz kalpli insanlar da ölebilir. Doğru olan şiddeti meşrulaştırmak değil, meşrulaştırılmış ölümlere karşı çıkmaktır !peki kurtuluşunu nasıl sağlar bu adam ?aşık olduğu kadından incil’den bir kısım okumasını ister ve incildeki bir karakterle tanışır Raskolnikov. Ateisstir bu arada ama yine de o an incilden bir kısım dinelemek istemiştir. Peki İncil’de ne ile karşılaşır. Hz İsa’nın yeniden dirilttiği Lazarus ! raskolnikov ölmüş olan, ama hayata yeniden dönmüş olan Lazarus ile tanışır. O da yapabilir. Ruhu ölmüş bu adam da yeniden dirilebilir. Ve bunu yapar. Asi kişiliğini kendi içindeki kibre başkaldırarak kullanır ve kibrinin onu altüst etmesini engeller. Vicdanını dinler, teslim olur.

Özetle;

Önemli olan Tanrı’ya inanıp inanmamak değildir. Önemli olan kendini dünyada konumlandırabilmektir. Bir insan Tanrı’ya inanır ya da inanmayabilir. Ama o insan kendi içindeki erdeme ulaşamazsa, yani kendi içindeki kibre baş kaldıramazsa bu dünyada iyi bir yer bulamaz. Yani Raskolnikov Tanrı’ya nasıl inanacağını bilemediği için katil olmuştur.

Raskolnikov’un yaptığı en büyük hata “Adaleti sağlayacağım.” düşüncesi ile hareket edip ölümü meşrulaştırmaktır. Asıl yapması gereken nedir peki ? Meşrulaştırılmış ölümlere karşı çıkmak.

Önemli olan hakikat elde etmektir. Hakikate ulaşmak istiyorsak özgür olmamız gerekir. Peki özgürlük ve hakikat nasıl aynı konumda olabilir ? Özgürlüğümüz ile kendimizi bulmalıyız. Gerçekten ne istediğimizi öğrenmeliyiz. Özgürlüğün ile sana öğretilmiş her şeyi yıkmalısın ! Özgürlük kendi içindeki boynu bükük canavara baş kaldırmaktır. Bir yandan empozelerle boynu bükülmüş, bir yandan da empozeler ile zehirlenmiş mahluk ! Hem boynun bükük, hem de kendi öldüren, yok eden bir canavar ! Bize öğreti gelen her şey boynu bükük bir canavardır. Çevresinin kendi üzerinde yarattığı isyankar kişiliği yıkıp kendi erdemine ulaşabilmiştir Raskolnikov. Kurtuluşa geçmek istemiştir.  Svidrigaylov gibi intihara kalkışmak istememiştir. İnsan her şeyi reddedip özüne kavuşabilmeli. Hakikat budur. Ve Dostoyevski, insanlara hakikati öğretmek için tüm insanlığa seslenmeliydi. Bunu da Raskolnikov ile yaptı.

Empozelerden kurtulup, özgürlüğe kavuşmak dileğiyle.

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir