4 KADIN 4 HAYAT

    Merhaba, bugün sizlerle dört farklı kadın ile yaptığım röportajı paylaşmak istiyorum.

SORU 1: Merhaba, siz kimsiniz kendinizi tanımlar mısınız birkaç cümle ile?

Ceren(18): Kendime özgü ve özgür bir yaşam alanı yaratmak için yaşayan bir kadınım.

Şerife(52 ): Ben çalışan, eşine destek olan bir insanım. Ben anneyim, babaanneyim, anneanneyim.

Esma(30): Ben bir anneyim, kendimi tanımlamakta en sevdiğim cümle.

Yasemin(19): Ben sıradan bir insanım.

SORU 2: Yaşamak istediğiniz hayat ile şimdiki hayatınız arasında mutlaka farklılıklar var, bu farklılıkların neyden kaynaklandığını düşünüyorsunuz?

Ceren(18): Hak ettiğim eğitimi alamamak. Aslında doğal olarak sahip olmam gereken şeylerin parayla sahip olabileceğim imkanlar gibi sunulması.

Şerife(52 ): Hayatınızda alınan her doğru veya yanlış karara kendiniz sebep olursunuz bu yüzden bugünkü yaşamınızı  kendiniz yaşamak zorundasınız.

Esma(30): Yaşamak istediğim bir hayat yok. Herkes hayatının şartlarını kendi belirler. Bu hayatı tercih ettim, güzelleştirmek için de çabalıyorum.Yani keşke şöyle olsa değil de öyle olması için ne yapmalıyım diye düşünürüm hep.

Yasemin(19): En büyük faktörün çevre olduğunu düşünüyorum. İnsan çocukken kapalı küçük bir kutuda yaşıyor. Ve orada uçsuz bucaksız hayaller kuruyor. Zamanla o kutu açıldıkça dışarısının hiç de hayal ettiği gibi olmadığını fark ediyor. Tekrar o küçük kutusuna girmek istiyor fakat bu imkansız.

SORU 3: Hayatınızda hiç “Ben  artık dayanamıyorum, devam edemeyeceğim.” düşüncesi oldu mu? Olduysa bunla nasıl mücadele ettiniz?

Ceren(18): Devam edemiyorum gibi bir düşünce olmadı. Pozitifliğim şu yaşım için yetiyor.

Şerife(52): Elhamdulillah, müslümanım. O zor anlarda Allah’a olan inancım beni ayakta tuttu. Bir de benim gibi kardeşleriniz varsa çoook şanslısınızdır 🙂

Esma(30): Oldu tabiki. Sevgiyle ayağa kalkmak istedim. En umutsuz anımda en güçlü yol arkadaşım oğlum sayesinde yeniden başladım. Herkes düşer önemli olan kalkmayı istemek.

Yasemin(19): Birçok kez oldu. Friedrich Hölderlin’in bir sözü var : “ Altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın ama iç dünyan seni yine kurtaracak.”

SORU 4: Birçok erkeğin haberdar bile olmadığı korkuları yaşamak size ne hissetiriyor, ne düşündürtüyor?

Ceren(18): Hayatın akışı içindeki eylemleri mücadele olarak görüyorum. Bu da hayatı bizim için daha yorucu hale getiriyor. Gereksiz bir yükü her gün taşıyoruz sanki. Daha güçlü oluyoruz ancak güçlü olmak değil normal bir hayat yaşamak istiyoruz…

Şerife(52): Kadınların yetiştiği aile bu durumda çok etkili oluyor. Zamanında ailesinden destek alamayan kadınlar, ileriki hayatlarında çok daha fazla korkuya kapılıyor. Aslında ben çoğu zaman korkmadım. Hele bir de okusaydım kimseden çekinip korkmazdım bu hayatta. Her şey çok daha farklı olurdu. 

Esma(30): Kendimi her zaman çok güçlü hissediyorum. Allah benim yaşadıklarıma dayanamayacağımı düşünseydi bunları yaşamazdım.

Yasemin(19):  Çoğu zaman sıradan bir erkek olup ben de tüm bu korkulardan haberdar bile olmamak isterdim. Fakat o zaman da kadınları bu mücadelelerinde yalnız bırakmış olurdum. Her ne kadar bir haksızlık ürünü de olsa böylesine bir mücadelenin içinde yer almayı daha çok isterdim sanırım.

SORU 5: Günümüzde kadınların yaşadığı problemlerin sebebi  sadece erkek kaynaklı mı yoksa bu toplumsal bir suç mu?

Ceren(18): Kadın şunu yapamaz kalıbıyla dinle alakası olmasa bile ( olsa bile kime ne ?) din kullanılarak kadına baskı yapılıyor. Müslümanlıkta Havva’nın Adem’i baştan çıkardığı söylenir. Yani kadın daha hikayenin girişinde kötü özelliklerle donatılmış.

Şerife(52): Erkeğe karşı ne kadar sesiz kalırsan seni o kadar ezer. Bir kereden bir şey olmaz dememek lazım. Anneme hep söylerdim ben olsaydım şöyle yapardım diye. Fakat annemin böyle bir şansı yoktu. Kadınlar sesini çıkarmadıkça karşı taraf kendinde güç buluyor. Her kadının şartlarını zorlayıp okumasını, eğitim almasını tavsiye ediyorum. Kendi ayakları üzerinde durmalarının tek şansının eğitim olduğunu düşünüyorum. Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biri okumamış olmak.

Esma(30): Bu toplumsal bir durum. Suçu tamamen erkeklere yükleyemeyiz. Öyle durumlar oluyor ki kadının düşmanının kadın olduğu olaylara şahit oluyoruz.

Yasemin(19): Çoğunluğu erkek kaynaklı ama işin içinde toplumsal bir suçun olduğunu da inkar edemeyiz. Mesela bir kadının eşinden şiddet gördüğü için boşanmak istemesi  tamamen erkeğin suçudur. Fakat boşandıktan sonra ailem beni kabul eder mi, arkamda dururlar mı ; akrabalar, konu komşu ne der, bekar bir kadın olarak kendimi koruyabilir miyim tarzı düşünceler ve korkular da tamamen toplumsal bir suçtur maalesef.

   Dört kadın dört farklı hayat…  Yaşları, inançları, düşünce tarzları hepsi farklı. Onları ortak bir paydada buluşturan tek şey kadın olmaları. Ve bununla birlikte yaşadıkları zorluklar… Belki de konuşmamız gereken şey kadın olmak değil, nerede kadın olmaktır. Bugün burada ayrıcalıklarla dolu bu özel cinsiyetin sadece maruz kaldığı kötülükleri konuşuyor olmamız bunun bir göstergesi. Elbette pek çok suçlu var. Fakat suçluya sen suçlusun demenin de hiç bir yararı yok. Böylesine büyük ve toplumsal bir sorun yine ancak toplum tarafından çözülebilir. Birbirimizi cinsiyet kimliklerimizle yargılamadığımız, eşit ve barışçıl bir dünya diliyorum…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

4 Yorum