Psikoloji Yolculuğu-2. Gün

 Bu gecikmiş bir ruh hali yazısıdır. Üç gün önce, 16 Nisan Cuma günü içimi yeniden kaplayan buhran yüzünden biraz sıcak suyun altına girme ihtiyacı duydum. Her zamanki gibi suyun altında sakinleşmeyi beklerken gözümü kapatıp açtığımda kollarım tanınmaz hale gelmişti. Ne zaman yaptım, nasıl yaptım, neden yaptım hatırlamıyorum bile. Tek bildiğim bu tırnak izlerinin üç gün boyunca geçmediği. Ve diğer bilmediğim şey ise bunun tekrar yaşanmasını isteyip istememem. 

 Üç gün öncesine nazaran daha iyi hissediyorum şimdi kendimi. Kafamdaki sesler çoğaldı, takıntılarımı görmezden gelmeye çalışıyorum. Ne kadar çabalarsam çabalayayım kafamda sürekli dönüp duran, kavgalar eden, bana emirler yağdıran o sesler kesmiyor sesini. Kötüye gidiyorum. Bir yardım eli arıyorum fakat yok, hiçbir yerde yardım eli yok.

 Her şeyin nasıl daha da kötüye gitmeye başladığı günü dün gibi hatırlıyorum. Altıncı sınıfın ilk gününden bir önceki akşam. Ablam ilaçlarını almış, pazar duşları alınmış, yemek yemek için babanın işten gelmesi bekleniyor. Sonrası tam bir felaket. Ah ben yemek yemeyeydim de babam o akşam eve gelmeseydi. Ah uyuyup kalsaydım da duymasaydım ya bunları. Annemin üzüntüsü, ablamı krizleri, benim ağlamam, babamın evi başımıza yıkarcasına bağırışları derken o gece bitmez oldu.

 İşte bu geceden sonra başladı o karanlık düşünceler. O geceden sonra her gece elimde bıçakla annemlerin kapısında buldum kendimi. Şimdileri daha mı iyiyim daha mı kötüyüm kestiremiyorum bile. Halim ölmekten beter. İçten içe eriyip bitiyorum her gün. Bir yardım eli arıyorum. Yok mu bana elini uzatacak bir Adem oğlu?

Günün hangi saatindeyseniz günaydın, tünaydın, iyi akşamlar ve iyi geceler…

 Discord sunucuma gelmeyi unutmayın: tık tık

okur

Yazar: Calypso

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.