12 laneti

12 lanetini tamamlamak için 3 ölümü daha kalmıştı. Paralel evren kavramını iyice anlamaya başlamıştı. Farklı zamanda, farklı mekanlarda, farklı kişilikler olarak tekrar yaşıyordu. 12 ölümü tamamlandığında normal yaşaya bilecekti. Normal yaşam diye bir şey var mıydı ki. İnsanların normalleri bitmez ki.  Rahat ölmek için bile normalliğe ihtiyaç var. Ah bir bitse bu yakarış içimde. O zaman susacağım isyan etmeden seveceğim…
Yaşlı gözlerini açtığında bir trendeydi. Paslanmış tren. Demirin kokusu üstüne sinmişti. Belli ki, kar kış demeden çalıştırılmış. Genç kız tren biletini sordu. Sağa- sola bakındı.           

Genç kız: teyzeciğim biletiniz elinizde. Oysa elinde tuttuğunu bile his etmiyordu.             

Edea: Yaşlılık işte. Yaşlı olduğunu bileti uzatırken ellerinden anlamıştı. Şaşkınlığını gizletmeyi başardı.                                                                                                                             

Genç kız: Mary Greenlife isminiz ne kadar da güzel. Çocuk masalı gibi.                               

Edea: Saat kaç ve bu gün hangi tarih?                                                                                           

Genç kız: 12:12 ve tarih de 21 09 1920. Tren yolculuğunda böyle olur zamanı unuturuz zamanı unutmak olmuyor ki kaybettiğimiz her şeyi hatırlarız. Benden başka bir şey istemeyecekseniz ben gidiyim.                                                                                                       

Mary: Ne kadar zaman kaldı ? Ayrıca nereye gidiyoruz?                                                           

Genç kız:  İskoçya ve 12 saat.                                                                                                                              

Mary: Tamam. Gide bilirsin.
Genç kız arka tarafa geçtiğinde arkadaşlarına: ne kadar da kaba birisi. Burada çalışıyorum diye bana bu muameleyi yapamaz. Yaşlı diye sustum.
Mary ne yapacağını bilmiyordu ayakta bile zor duruyordu. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Yaşlılık bu kez ruhunu değil vücudunu da almıştı. 

Tren yolculuğu bitmişti. Genç kız onu küstahça uyandırmağa gelmişti. Aklı sıra hıncını alacaktı. Elindeki su bardağını sözde yanlışlıkla üzerine döktü. Mary his etmedi. Genç kız bu durumdan zevk alamamıştı. Oysa insanlara iyilik yapmak çok zevk verici bunu anlayan insanlar hep kazanmıştır. Mary bu kez sızlanmıyordu. Hiç bir şey için uğraşmak bile istemiyordu. Yeşil çimenler ve gök yüzü istediği hayat buymuş gibi. Hep yanlış zamanda olduğunu söylerdi. Her kes öyle söyler. Kim haklı? her kes kendisine göre haklıdır. Mary haklı olmayı değil de mutlu olmayı istiyordu. Trenden indiğinde ne yapacaktı ki? hiç kimsesi yoktu. Hep öyleydi yapayalnız. Bir az yürüdü bu havanın kafini çıkarmak güzeldi. Tam o sırada yoldan bir kaç silahlı atlı geçti. Mary kenara çekilmek isterken vuruldu.                                                       Atlılar : Yaşlı bunak yolumuzdan çekilseydin ya .Kanlar içinde kıvrılırken genç kız ağlayarak özür dilemeye başladı. Mezara gelen çiçeğin faydası gibiydi bu yakarışlar. Mary 12 diyerek yeni hayatına gözlerini yumdu…

Devam edecek…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.